enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
12:51 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan haberler!
11:08 Deprem şehitleri “Türkiye’min Gücüne Bak” temalı törenle anılacak
08:55 GAP 2026 Sulama ve Bölgesel Kalkınma – Projede Sulamanın Sonuçları
04:58 İttihat ve Terakki cemiyetinin, Şam Valisi olarak atadığı Cemal Paşa: Köpekler ve Araplar Giremez!
04:29 Adalar Vakfı’ndan İstanbul’un hafızasına yolculuk: Adalarda Hayat Var belgeseli yayında
00:55 Rusya-Ukrayna Savaşı’nın arabulucu ülkesi: Türkiye
00:52 İmalat sanayisi işletmeleri için uygun koşullu finansman paketi
00:51 Kocaeli Ticaret Odası (KOTO) Başkanı Bulut, Mısır’da İş Birliği Protokolüne imza attı
00:47 “Narin Güran cinayetine aylar sonra müdahil olundu” haberlerine yalanlama
00:45 Güvenlik kaynakları ne diyor: 25 maddede Suriye’de yaşananlar-görüşmeler-beklentiler
00:39 Deprem şehitleri “Türkiye’min Gücüne Bak” temalı törenle anılacak
00:27 Cumhurbaşkanı Erdoğan: Terörden medet umanlar sonuç alamaz
00:23 Türk tipi Kamikaze İHA’dan tam isabet: SKYDAGGER sahnede
00:22 Türkiye’de Bakım Sigortasının Kurumsal Tasarımı: Bakıma Muhtaçlık
00:17 Sivil Havacılıkta pilot sayısı geçen yıla göre yüzde 10 artışla 17 bin 910’a ulaştı
00:14 Kahramanmaraş’ta, 6 Şubat 2023’te meydana gelen deprem felaketinin 3. yılında eğitim öğretime bir gün ara verilecek.
00:04 Gergerlioğlu’ndan destek; “İşçilere yönelik hukuksuzluk devam ederse, halk boykot başlatacaktır!”
00:01 ABD SDG’den Neden Vazgeçti
12:15 ABD’nin SDG’den Neden Vazgeçti
11:07 Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nde (KOGACE) Başkanlık Görev Değişimi
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Küresel ekonominin acı tablosu eşitsizlik

Küresel ekonominin acı tablosu eşitsizlik

Dünyanın en zengin yüzde 10’luk kesimi toplam gelirin yüzde 52’sini, servetin ise yüzde 76’sını elinde tutuyor. En alttaki yüzde 50’lik kesim ise toplam gelirin ve servetin sırasıyla sadece yüzde 8.5’i ve 2’sine sahip.

Doç. Dr. Nurullah GÜR & SETA Ekonomi Araştırmaları Direktörü

Ekonomik büyüme toplumsal refaha yönelik belli açılardan anlam ifade eden temel bir göstergedir. Ancak, kamuoyunda çoğu zaman ekonomik büyümeye gereğinden fazla önem atfedilir. Büyüme dediğimiz şey, ekonomik pastanın boyutuyla ilgilidir. Bir de pastanın dilimlerinin nasıl dağıtıldığı meselesi var. Yani gelir ve servet dağılımı.

Toplumun farklı kesimleri arasındaki gelir (veya servet) makasının açıldığı dönemlerde sosyal huzursuzlukların yükseldiğini, siyasi kutuplaşmanın arttığını ve günün sonunda tüm bunların dönüp dolaşıp ekonomiyi olumsuz etkilediğini biliyoruz. Yakın geçmişte bu kötü dengenin/ döngünün olumsuz sonuçlarını ABD, Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da gördük.

Eşitsizlik meselesinde dünyanın karnesi gerçekten çok zayıf. Piketty, Saez ve Zucman gibi gelecekte Nobel Ekonomi Ödülü’nü alması kuvvetle muhtemel olan üç değerli bilim insanın da aralarında bulunduğu geniş bir araştırmacı grubunun kaleme aldığı eşitsizlik raporu, küresel çapta gelir ve servet eşitsizliğin ne derece tehlike boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor.

Dünyanın en zengin yüzde 10’luk kesimi toplam gelirin yüzde 52’sini, servetin ise yüzde 76’sını elinde tutuyor. En alttaki yüzde 50’lik kesim ise toplam gelirin ve servetin sırasıyla sadece yüzde 8.5’ine ve yüzde 2’sine sahip.

ZİHNİYET DEĞİŞİMİNE İHTİYAÇ VAR
Eşitsizlikleri törpülemek için düzgün işleyen bir refah devleti sistemine ihtiyaç var. Ancak, piyasa koşulları içerisinde ortaya çıkan eşitsizlikleri sadece sosyal harcamalar ve artan oranlı vergilendirmeyle (zenginlere daha yüksek vergi oranları uygulayarak) ortadan kaldırmak mümkün değil.

Eşitsizlikleri azaltmada kayda değer bir başarı yakalamak için piyasa ekonomisinin bazı kurumsal mekanizmalarının ve normlarının değişmesi gerekiyor. Açgözlülük ve hırs gibi faktörleri piyasa ekonomisinin kalbinden söküp atamazsınız.

Zira, bunlar öyle veya böyle insan fıtratında yer alan şeyler. Ama bunları dengeleyebilecek faktörlerin özellikle yeni jenerasyonlarda daha fazla ön plana çıkmaları sağlanabilir. Örneğin, iş ahlakı ve vicdan gibi kavramların sözde değil özde olarak ekonomik sistemin içerisine yedirmeniz gerekiyor.

EKONOMİK MODEL TARTIŞMASI
Birçok meselede olduğu gibi, ekonomik model değişimi başlığının da kamuoyunda sağlıklı biçimde ele alınmadığını/tartışılmadığını görüyorum. Model deyince akıllara hemen ‘kopyala-yapıştır’ yöntemi geliyor. Modeli nereden ithal edeceğiz? Japonya, Güney Kore, Çin…

Osmanlı’nın son dönemlerinden bu yana ithal model anlayışının ekonomide başımıza nasıl çoraplar ördüğünü unutuyoruz.

Bugünlerde politika yapıcıların böyle bir ithal model sevdasında ve arayışında olduklarını zannetmiyorum. Ülkelerin karakteristik özellikleri ve dönemlerin kendine has koşulları vardır.

O yüzden de bire bir model kopyalama girişimleri başarısız olmaya mahkumdur. İyi ülke örneklerinden dersler çıkardıktan sonra kendi kurumsal, sosyolojik ve ekonomik altyapısına uygun bir model geliştiren ülkelerin ise başarılı olma şansı yüksektir. Türkiye’nin de yapması gereken tam da bu. Ana akım (ortodoks) iktisat modellerinden de heteredoks iktisat öğretisinde de yararlanmamız gereken noktalar var. Başarıyı yakalamış ülkelerin birine değil, hepsine göz atmamız gerekiyor.

Günün sonunda da kendi kurumsal, sosyolojik ve ekonomik altyapımızla uyumlu bir model ortaya koymalıyız. Bu modeli de ekonominin tüm paydaşlarını içine alacak şekilde kararlılıkla yürütmeliyiz. Böylesi yeni model girişimlerinin ekonomi üzerindeki olumlu etkileri ancak orta ve uzun vadede görülebilir.

Her modelde olduğu gibi, burada da öncelikle makro ekonomik istikrarın tesis edilmesi, orta ve uzun vadeli hedeflere ulaşabilmek için büyük bir gereksinim.

[TÜHA Haber Ajansı, 20 Aralık 2021]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.