enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
07:20 Aile Birliğimiz Tehlike Altında
00:10 Dr. Elvin Abdurahmanlı: “Türk Dünyası Artık Küresel Bir Aktör” 
00:04 Azerbaycan – Türkiye Diplomatik İlişkilerinin 34 . Yılı
17:40 İklim değişikliklerin dünyamıza Faturası: Susuzluk
12:55 Yüzyılın Konut Projesi’nde yeni haftanın kura takvimi
07:52 Petrol savaşları yerini ‘kritik mineral’ savaşlarına bırakabilir
00:31 Kuşadası Güvercinada Açık Hava Müzesi’ni 2025 yılında181 bin 419 kişi ziyaret etti
00:24 CHP Genel Başkanı Özel’in ‘ben 30 yıl yatarım, siz de yatarsınız’ sözlerine tepkiler sürüyor
00:22 TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency ve UHA / İnternational News Agency ’16 Ocak Basın Onur Günü’nde onurlandırıldı
00:20 16 Ocak Basın Onur Günü’nden notlar..
00:04 Aydın’ın Kuşadası’nda, Kurumlar Arası Gerginlik Hizmeti Aksatıyor
18:23 Ömer Çelik’ten CHP’ye tepki: Saldırganlık bir siyaset biçimi değildir
17:58 Sosyal medyada suç örgütlerini öven 325 şüpheli yakalandı
13:55 Türkiye, Sudan konulu beşinci istişare toplantısına katıldı
10:54 Binlerce Alıcı, Bebek ve Çocuk Ürünleri İçin İstanbul’a Gelecek
10:54 Ömer Çelik, “Karanlık siyasetlerin takip edildiğini görüyoruz”
10:09 Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan temassız kartlarda şifresiz işlem limiti artırıldı
00:47 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 kasım ayına ilişkin dış ticaret endekslerini açıkladı.
00:42 Bakan Göktaş, “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Koordinasyon Kurulu 2. Toplantısı”nda konuştu
00:40 Devlet Bahçeli: ABD Başkanı’nın savunduğu küresel çeteleşmedir
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Venezuela devlet başka­nı Nicholas Maduro şimdilik son kurban…

Venezuela devlet başka­nı Nicholas Maduro şimdilik son kurban…
10.01.2026
A+
A-

🔺 Tarihin yeni bir “ABD eliyle özgürleştirilme(!)” anındayız. Göründüğü kadarıyla büyük şey­tanlardan bir tanesi daha etkisiz hale getirilmiş durumda. Amerikan askeri ve istihbari gücünün düşmanlarına korku saldığı kusursuz bir operas­yonla yatağından alınan Venezuela devlet başka­nı Nicholas Maduro şimdilik son kurban.

Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak - London Speaker Bureau Türkiye

Prof. Dr. Deniz Ülke KAYNAK

Tarihin yeni bir “ABD eliyle özgürleştirilme(!)” anındayız. Göründüğü kadarıyla büyük şey­tanlardan bir tanesi daha etkisiz hale getirilmiş durumda. Amerikan askeri ve istihbari gücünün düşmanlarına korku saldığı kusursuz bir operas­yonla yatağından alınan Venezuela devlet başka­nı Nicholas Maduro şimdilik son kurban.

Üzerine giydirilmiş Nike eşofmanı ve elleri kelepçeli fotoğ­rafıyla dünya medyasına servis edilmiş görüntüsü içler acısı. Kuşkusuz Maduro’nun otoriterliği, kö­tü yönetimi, narkotik trafiğiyle ilişkisi ya da meş­ruiyeti konusunda uluslararası kamuoyunda her zaman tartışmalı bir kanaat vardı. Ancak ABD bas­kısı karşısındaki dik tutumunun küresel kamuo­yunda belli bir sempati uyandırdığı da bir gerçek.

Venezuela devlet başkanının kendi evinde bir dış gücün askeri müdahalesi ile derdest edilmesi durumu kamuoyu nezdinde eleştirilse de devletler düzleminde yalnızca “endişeliyiz” “kaygıyla izli­yoruz” “kınıyoruz” türünden tepkiler gelmesi dik­katlerden kaçmıyor. İnsanların büyük kötüye karşı çıkan küçük kötülere yani kötünün iyisine yönel­meleri şaşırtıcı değil; peki ya devletler? Onlar ne­den görece sessiz bir bekleyiş içerisindeler? Dip­lomasiye ne oldu? Uluslararası kurumlar, hukuk, normlar, küresel etik nerelerde?

Isaiah Berlin “seçimlerimiz iyi ile kötü arasın­da değil kötü ile daha az kötü arasındadır” derken, özgürlük ya da ahlak kavramlarının soyut idealler olarak değil somut tehdit ve zorunluluklar içeri­sinde anlam kazandığını söyler. Bu nedenle siyasal aktörler genellikle doğru olanı değil, daha az yıkı­cı olanı seçmeye meyillidirler. Kısaca siyasette se­çimler doğruyu aramaz; daha az yıpratacak, daha güvende hissettirecek ve daha düşük maliyetli se­çenek bulunur ve o, “doğru” olarak yapılandırılır.

Uluslararası ilişkiler sisteminin dinamiği de ço­ğunlukla böyle şekillenir. Halklar duygularla yön bulurken, siyasi aktörler rasyonel hesaplar yap­mak durumundadır. Tarihsel hafızada yüklü olan darbeler, CIA operasyonları, kukla rejimler, adam kaçırmalar, infazlar, potansiyel ekonomik yıkım­lar da göz önüne alındığında özellikle misilleme kabiliyeti olmayan devletlerin tepkisizliği daha ra­hat anlaşılabilir. Üstelik karşınızda kuralsız hare­ket edebilen, norm dışı davranan bir siyasi anlayış varsa, tepkisellikten çok analitik yaklaşım önem kazanır.

Bolivar’dan Maduro’ya

Yalnızca Venezuela’nın değil, tüm Latin Ame­rika tarihinin büyük kahramanı, kurtarıcı lide­ri Simon Bolivar, 1829’da İngiliz diplomat Patri­ck Campbell’e yazdığı mektupta şöyle yazıyordu: “Amerika Birleşik Devletleri’nin kaderi, Ameri­kan kıtasını özgürlük adına felaketlere boğmak gibi görünüyor.

Bolivar, İspanyol sömürgeciliğine karşı verdi­ği savaştan zaferle çıkan “Gran Colombia” hal­kını bir bütün halinde tutabilmek adına büyük mücadele vermişti ama kaybedenlerdendi. Yor­gun ve hasta bir adam olarak sona eren yaşamı­nı “sanki denizi sürmüş gibiyim” (he arado en al mar) diyerek tanımlamıştı. Günümüzde Venezu­ela, Kolombiya, Ekvador ve Panama adında farklı devletlerin bulunduğu bu coğrafyanın tamamın­da ABD’ye yönelik olumlu ve olumsuz duygular bir arada bulunuyor.

Trump yönetimi 1823 yılına atıfla yeniden şe­killendirdikleri Monroe doktrinini çerçevesin­de Venezuela’dan Panama’ya uzanan geniş bir hat üzerinde yeniden hak iddia ediyor. Monroe dokt­rininin ilan edildiği yıllarda ABD henüz gencecik bir devlet olsa da genişlemeye meyilli olduğu an­laşılıyordu. Tüm Amerika kıtasını bir bütün ola­rak ele alıyor, özellikle ABD’nin arka bahçesi say­dıkları Latin Amerika’yı açıkça sahipleniyorlardı. Trump’ın 2017’den bu yana savunduğu ulusal gü­venlik stratejisinde yer alan Batı yarıküre ifadesi ise Monroe ruhunun bir yansıması; ama tıpkısının aynısı değil.

Monroe’dan Donroe’ya uzanan yol

Trump’ın Kanada ve Grönland üzerinden ku­zey rotasına ve Arktik bölgesine uzanan taleple­ri, güneyde Karayip denizinin bütününe, Küba ve Meksika dahil tüm orta Amerika’ya büyük bir bas­kı şeklinde yansıyor. O ülkelerden gelişlere karşı duvarlar ve sert göç politikaları üzerinden şekille­nen sınır politikası, ABD’nin o ülkelere giriş kapı­sını ise açık tutuyor. Davetsiz misafirin talebi biz­zat evin sahibi olmak olduğundan askeri araçlarla da destekleniyor.

Trump yönetimi tüm Amerikan havzasını gü­venlik, ticaret ve deniz yolları açısından ayrılmaz bir bütün olarak görüyor. Bu nedenle Panama ka­nalı, Karayipler’deki deniz geçiş yolları ve Meksi­ka körfezi hayati çıkar alanları olarak belirlenmiş durumda. Çin ve Rusya’nın özellikle Obama dö­neminden bu yana bölgeye derin bir giriş yapmış olması onlar açısından büyük bir ihanet. Hızlı bir temizlik gerektiğini düşünüyorlar. Bu yeni yak­laşıma kimileri Donroe adını veriyor. Donald’nın doktrini olarak tanımlanan bu kavram kanımca aynı zamanda bir başka anlama da geliyor. Ma­lum, Don kavramı mafya babaları için kullanılıyor. Trump da kendisine Don denilmesinden rahatsız değil, hatta seviyor!

Monroe’dan Donroe’ye geçişte değişen bazı şey­ler genel stratejinin nüanslarını oluşturuyor. Mon­roe Avrupa’ya karşıydı; Donroe Çin ve Rusya’yı he­def alıyor. Monroe savunmacıydı; Donroe saldır­gan. Monroe Amerikan havzasını bir nüfuz alanı olarak görüyordu; Donroe ise kaynakların mülki­yeti bana ait olmalı, oraları ben yöneteceğim diyor.

Trump’ın sadece Amerikan kıtasında değil tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak iste­diği ortada. Tetikçisi İsrail’le birlikte ortalığı ka­osa boğmuş durumdalar. Rusya zaten bu küresel mafyatik oyunun içinde. Çin’in oyuna nasıl dahil olacağını, Donlar düzeninin nasıl bir dünya inşa edeceğini ise birlikte göreceğiz.

***

Yazar hakkında

Deniz Ülke Kaynak (Arıboğan) Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde tamamlayarak St. Andrews Üniversitesi’nde Terörizm ve Uluslararası Güvenlik Okulu’nu bitirdi. İstanbul Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi ile Hava Harp Okulu ve Harp Akademilerinde dersler verdi. 2007-2010 yılları arasında Bahçeşehir Üniversitesi Rektörlüğü görevini üstlendi.

2016-2017’de Oxford Üniversitesi St. Antony’s College’de misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Prof. Kaynak 2015-2024 yılları arasında Oxford Üniversitesi CRIC (Centre For The Resolution of Intractable Conflict) Merkezinde kıdemli üye olarak akademik çalışmalarını sürdürdü. Halen Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı olarak görev yapmaktadır.

Prof. Kaynak politik psikoloji alanında uluslararası çalışmalar yapan IDI (International Dialogue Initiative) üyesi ve Üsküdar Üniversitesi Politik Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi kurucu müdürüdür. Kaynak aynı zamanda Dünya Sanat ve Bilimler Akademisi üyesidir. Çok sayıda ulusal ve uluslararası bildiri ve makalesi bulunan Kaynak’ın editoryal ve telif eser olmak üzere toplam 15 kitap çalışması vardır. Bu çalışmalar içinde son 5 yıl içinde yayımlanmış bazı eserleri şunlardır:

Editoryal:

1. Travmaların Gölgesinde Politik Psikoloji, İnkılap Kitabevi, 2020.

2. Pandeminin Psikopolitiği (Hadiye Yılmaz Odabaşı ile birlikte), İnkılap Kitabevi, 2021.

3. Bitmeyen Yas- Covid 19 (meltem Narte ile birlikte) İnkılap Kitabevi ,2022

4. Mekana Dair Psikopolitik Okumalar (Pınar Karababa ile birlikte) İnkılap Kitabevi, 2024

5.

Telif:

1. Terör (Terör Korku Hali/Nefretten Teröre 2017), İkılap Kitabevi, 2019.

2. Duvar: Tarih Geri Dönüyor, İnkılap Kitabevi, 2017.

3. Travmadan zafere (hadiye Yılmaz Odabaşı ile birlikte) İnkılap Yayınevi 2024

4.

İngilizce Yayımlanan:

1. The Wall, İnkılap Kitabevi, 2019.

2. Constructing Motherhood Identity Against Political Violence Beyond Crying Mothers (Hamoon Khelghat-Doost ile birlikte), Springer, 2023.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.