Gazeteci-Yazar Gül KABACAOĞLU’nun yazısı: CHP’ye Kayyum Tartışmaları ve Türkiye’de Demokrasinin Kırılma Noktası
Türkiye siyasetinde son yıllarda yaşanan gelişmeler, yalnızca partiler arası rekabetin değil, aynı zamanda demokratik kurumların geleceğinin de tartışıldığı bir dönemi beraberinde getirdi.
UHA / İnternational News Agency
Gazeteci-Yazar* Gül KABACAOĞLU
İZMİR, 21 MAYIS 2026
CHP’ye Kayyum Tartışmaları ve Türkiye’de Demokrasinin Kırılma Noktası
Türkiye siyasetinde son yıllarda yaşanan gelişmeler, yalnızca partiler arası rekabetin değil, aynı zamanda demokratik kurumların geleceğinin de tartışıldığı bir dönemi beraberinde getirdi. Özellikle ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi hakkında ortaya atılan “kayyum atanabilir” iddiaları ve buna ilişkin siyasi gerilim, kamuoyunda büyük bir endişe yarattı.
Muhalefetin önemli bir bölümüne göre bu tartışmalar yalnızca bir parti meselesi değil; doğrudan halk iradesi, seçim güvenliği ve demokratik düzen meselesidir.Siyasi tarih boyunca kayyum uygulamaları çoğunlukla belediyeler üzerinden gündeme geldi. Ancak bugün ana muhalefet partisine yönelik böyle bir ihtimalin konuşuluyor olması, Türkiye’de demokrasinin ulaştığı kırılgan noktayı gözler önüne seriyor. Çünkü demokratik sistemlerde siyasi partiler yalnızca birer kurum değildir; milyonlarca vatandaşın temsil iradesinin taşıyıcısıdır. Bir siyasi partiye yönelik idari müdahale tartışması dahi, hukuk devleti açısından ağır bir güven sorunu yaratır.
Muhalefet çevreleri, yaşanan gelişmeleri “demokrasiye açık müdahale” olarak değerlendiriyor. Özellikle yerel seçimlerde elde edilen başarıların ardından muhalefetin yükselişi, siyasi tansiyonu artırmış durumda. Birçok hukukçuya göre seçimle güç kazanmış bir siyasi hareketin yargı ya da idari mekanizmalar üzerinden baskı altına alınması, sandığın anlamını zedeleyen bir tablo oluşturuyor.
Türkiye’de vatandaşın sandığa olan güveni, demokrasinin temel dayanaklarından biri olarak görülüyor. Ancak son dönemde art arda yaşanan siyasi krizler, bu güvenin aşındığı yönünde kaygıları artırıyor. Halkın oyuyla şekillenen bir siyasi yapının, hukuk tartışmaları üzerinden etkisizleştirilmesi ihtimali bile toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor. Çünkü demokrasi yalnızca seçim günü kullanılan oydan ibaret değildir; seçilenlerin görevlerini özgür biçimde sürdürebilmesini de kapsar.
Siyaset bilimcilere göre bir ülkede ana muhalefetin baskı altında olduğu algısının oluşması, uluslararası arenada da ciddi sonuçlar doğurur. Yabancı yatırımcı güveninden hukuk devleti endekslerine kadar pek çok alanda demokratik standartlar belirleyici hale gelir. Bu nedenle yaşanan tartışmalar sadece iç politikaya dair değil, aynı zamanda Türkiye’nin dünyadaki konumuna ilişkin bir mesele olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan iktidar kanadı ise tüm süreçlerin hukuk çerçevesinde yürüdüğünü savunuyor. Yetkililer, devlet kurumlarının bağımsız hareket ettiğini ve hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını ifade ediyor. Ancak muhalefet bu açıklamaların kamuoyundaki endişeyi gidermeye yetmediğini düşünüyor. Çünkü Türkiye’de yargının tarafsızlığına ilişkin tartışmalar uzun süredir gündemdeki yerini koruyor.Sokaktaki vatandaş açısından mesele daha da basit bir noktaya dayanıyor: “Sandıkla gelenin sandık dışında yöntemlerle etkisiz hale getirilmesi.” İşte tam da bu nedenle kayyum tartışmaları geniş toplum kesimlerinde yalnızca teknik bir hukuk konusu olarak değil, doğrudan demokrasi sorunu olarak algılanıyor.
Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi incelendiğinde, kriz dönemlerinde demokratik kurumların yıprandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre bugün ihtiyaç duyulan şey daha fazla kutuplaşma değil; hukuka olan güvenin yeniden tesis edilmesi. Çünkü demokratik sistemlerin gücü, yalnızca iktidarın varlığından değil, güçlü ve özgür bir muhalefetin de sistem içinde güvence altında olmasından gelir.
Ana muhalefet partisine yönelik kayyum iddiaları bu nedenle sıradan bir siyasi tartışma olarak değerlendirilmiyor. Muhalif kesimlere göre bu süreç, Türkiye’de demokrasi kültürünün geleceğini belirleyecek önemli bir sınav niteliği taşıyor. Eğer siyasi rekabet hukuk dışı algılanabilecek müdahalelerle şekillenirse, toplumun seçimlere olan inancı ciddi biçimde zarar görebilir.
Bugün gelinen noktada milyonlarca vatandaşın zihnindeki temel soru şu: “Demokrasi yalnızca seçim kazanıldığında mı geçerli olacak, yoksa her koşulda halk iradesi korunacak mı?”
Türkiye’nin önünde duran en büyük mesele de tam olarak bu sorunun cevabında yatıyor.
Yorumlar