enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
07:36 2026’nın merakla beklenen 20 filmi
06:19 BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya ve Çin başta olmak üzere birçok ülkeden ABD’ye sert tepki
06:16 Bir bardak portakal suyunun şaşırtıcı faydaları
00:37 2026’da emekli aylıkları yaşam maliyetine kıyasla ne seviyede?
00:37 Türkiye’nin 2026’da dış politikada öncelikleri neler olacak?
00:26 İran’da sokağa çıkma çağrıları yapan sürgündeki Rıza Pehlevi kimdir?
00:20 Türkiye, Karadeniz’in güvenliği konusunda nasıl bir sorumluluk alacak?
00:07 Türkiye ve Avustralya COP31’i birlikte nasıl yönetecek?
00:00 ABD Başkanı,Venezuela’dan Grönland’a, İran’dan Suriye’ye kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
21:58 Güvenlik kaynakları: Çatışmaların sebebi YPG’nin Suriye’nin geleceğini ve kaynaklarını sömürme kaygısıdır
12:16 ABD’de göç ve gümrük muhafaza polisinin (ICE) yetkileri neler?
09:49 Gazeteci Ali Asmar, İsrail’in 2025’te yürüttüğü çok cepheli savaşı ve Suriye’nin bu stratejideki kritik rolünü
09:06 Dışişleri Bakanı Fidan, “SDG’nin 10 mart mutabakatına uyup bir an önce üzerine düşen yükümlülükleri getirmesini bekliyoruz”
07:58 Amerika’nın Büyük Strateji Arayışı
07:28 Bakan Güler: “Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, terör örgütleriyle mücadelesine destek veriyoruz”
07:27 Yüksek Gelir Hedefi Çerçevesinde 2026’da Türkiye Ekonomisi
07:14 İran’da Tahran Savcısı Ali Salihi, vatandaşları dışarı çıkmaması konusunda uyardı…
07:03 Öğretmenlerin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin temel ilkelerde güncellemeye gidildi
06:49 Venezuela devlet başka­nı Nicholas Maduro şimdilik son kurban…
06:40 Papa İznik’e geldi ama bizimkiler daha baskın çıktı: Siyonizmi yeren Yahudi Haham’a ödül verildi
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Gazeteci Ali Asmar, İsrail’in 2025’te yürüttüğü çok cepheli savaşı ve Suriye’nin bu stratejideki kritik rolünü

Gazeteci Ali Asmar, İsrail’in 2025’te yürüttüğü çok cepheli savaşı ve Suriye’nin bu stratejideki kritik rolünü
10.01.2026
A+
A-

* 2025 yılı itibarıyla İsrail’in yürüttüğü savaş artık açılan cephelerin sayısıyla ya da gerçekleştirilen saldırıların miktarıyla ölçülmüyor, asıl belirleyici olan, gücün kullanım biçiminde yaşanan derin dönüşüm ve bölgenin tamamının tek bir operasyon sahası olarak ele alınmasıdır.

-Ali ASMAR-

*İşte detayı!…

TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency

İSTANBUL, 11 OCAK 2026 – Gazeteci ve Ali AsmarOrta Doğu uzmanı Ali ASMAR, İsrail’in 2025’te yürüttüğü çok cepheli savaşı ve Suriye’nin bu stratejideki kritik rolünü değerlendiren, “Siyaset Gökyüzünden Yönetiliyor: 2025 İsrail’in Çok Cepheli Savaş Yılı” başlıklı 2025 yılı itibarıyla İsrail’in yürüttüğü savaş artık açılan cephelerin sayısıyla ya da gerçekleştirilen saldırıların miktarıyla ölçülmediğinin altını çizdi.

Orta Doğu uzmanı Ali ASMAR, dönüşüm ve bölgenin tamamının tek bir operasyon sahası olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekti.

Bu sahada şiddetin düzeyi ve risk eşiğinin, her cepheye biçilen role göre değiştiğini söyleyen ASMAR, “Yıl boyunca kayda geçen rakamlar, basit bir askeri tırmanıştan ziyade, klasik caydırıcılık anlayışını aşan ve bölgesel alanı güç yoluyla yönetmeyi hedefleyen bir operasyonel doktrine işaret etmektedir. Her cephe, birbirine bağlı tek bir stratejik resmin içinde belirli bir işlev üstlenmektedir” dedi.

“Gazze bu tablonun merkezinde yer almaya devam etmektedir” diyen Orta Doğu uzmanı Ali ASMAR, şunları söyledi:

“Bunun nedeni yalnızca operasyonların en büyük kısmının burada yoğunlaşması değil, aynı zamanda en sert ve en yoğun şiddetin bu sahada uygulanmış olmasıdır. Gazze ve Batı Şeria’nın askeri faaliyetlerin yaklaşık yüzde yetmiş sekizini oluşturması, bu savaşın çoklu tehditlere karşı dağılmış bir savunma olarak okunmasını neredeyse imkansız kılmaktadır. Ortada açık biçimde dengesiz bir güç yığılması ve bu cephenin, askeri ve siyasi kapasitenin neredeyse sınırsız biçimde boşaltıldığı ana ağırlık merkezi olarak ele alındığı stratejik bir tercih bulunmaktadır. Binlerce saldırı, on binlerce ölü ve yaralı, sivil altyapının geniş çaplı yıkımı, hedefin yalnızca silahlı grupları etkisizleştirmek değil, bütün bir toplumu yıpratmak ve yaşamı yeniden üretme kapasitesini kırmak olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede insani bedel, uzun vadeli caydırıcılık denkleminde kabul edilebilir bir maliyet olarak görülmektedir”.

Ancak bu sert tablonun, diğer cephelere bakılmadan tamamlanmış sayılmayacağını hatırlatan Ali SARMAN, “2025’i farklı kılan yalnızca Gazze’deki şiddetin boyutu değil, bu şiddetin bölgesel ölçekte nasıl dağıtıldığıdır. Lübnan’da kayda geçen çok sayıdaki saldırı, sınır hattında yürütülen bir yıpratma stratejisini yansıtmaktadır. Sürekli ama kontrollü darbelerle kuzey cephesinin daimi bir baskı altında tutulması ve kapsamlı bir tehdide dönüşmesinin engellenmesi hedeflenmiştir. Burada risk yönetimi belirgindir, belirli bir tırmanma eşiğine sadık kalınmakta, zira bu sahada yapılacak bir hata, İsrail’in bu aşamada göze alamayacağı geniş çaplı bir bölgesel çatışmayı tetikleyebilir” değerlendirmesinde bulundu.

En hassas cephe: Suriye

Orta Doğu uzmanı Ali ASMAR, bu bütün içinde Suriye’nin, en hassas ve en karmaşık cephe olarak öne çıktığını belirterek, bunun nedeninin saldırıların sayısından ziyade, zamanlaması, niteliği ve taşıdığı siyasi anlam olduğuna vurgu yaptı.

Ali ASMAR, “2025’te Suriye artık tali bir arka cephe değildir, eski bir rejimin çöküşünün ardından, yeni dengelerin henüz oturmadığı tarihsel bir yol ayrımında duran bir ülkedir. Bu kırılgan geçiş süreci, Suriye’yi seçici ve hedefli saldırılar için ideal bir saha haline getirmektedir. Buradaki askeri faaliyetler, kapsamlı bir yıkımı değil, erken aşamada bir engellemeyi ve ileride caydırıcılık ya da bağımsız nüfuz unsuru haline gelebilecek güvenlik ve askeri yapıların filizlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır” dedi.

“Yıl boyunca Suriye topraklarını hedef alan saldırıların büyük bölümü hava ve füze operasyonları şeklinde gerçekleşmiş, hedef seçimi son derece hassas tutulmuştur” diye hatırlatmasında bulunan ASMAR, şöyle devam etti:

“İkmal hatları ya da potansiyel konuşlanma noktaları olarak değerlendirilen alanlar özellikle gözetilmiştir. Bu saldırılar tek bir aktöre değil, Suriye’de savaş sonrası dönemin yeni bir güvenlik düzeni doğurabileceğini düşünen herkese yöneltilmiş mesajlar taşımaktadır. Mesaj nettir, Suriye’nin egemenliği güvenlik açısından eksik kalacaktır, hava sahası müdahaleye açık olmaya devam edecektir ve güç inşasına yönelik her girişim daha başlangıç aşamasında bastırılacaktır.

Bu yaklaşımın Gazze’de uygulanan stratejiden köklü biçimde farklı olduğunu anlatan Orta Doğu uzmanı Ali ASMAR, “ancak onunla çelişmekten ziyade tamamlayıcıdır. Gazze topyekûn kırma alanı olarak kullanılırken, Suriye dengeleme, engelleme ve törpüleme sahası işlevi görmektedir. Suriye’ye dair asıl tehlike de burada yatmaktadır, zira mesele yalnızca bugünü değil, geleceği, yeniden şekillenecek devletin karakterini ve kendi güç araçlarına sahip olup olamayacağını ilgilendirmektedir. Her saldırı, askeri olduğu kadar siyasi bir mesaj da taşımaktadır, bu mesaj, boşluğun özgürlük anlamına gelmediğini, aksine kalıcı dış denklemlere tabi olmayı ifade ettiğini söylemektedir” dedi.

Ali ASMAR, Çember genişletildiğinde, operasyonların yakın çevreyle sınırlı kalmadığını, İran’a, Yemen’e ve Akdeniz’e kadar uzandığının görüldüğünü belirterek, İran’daki saldırıların sayı olarak sınırlı, ancak sembolik ve stratejik açıdan son derece hassas nitelikte bulunduğunu ve amacın sahada köklü bir değişim yaratmaktan ziyade, erişim ve vurma kapasitesini sergilemekte olduğunu hatırlattı.

ASMAR, şöyle sürdürdü:

“Yemen’de ise görece uzak bir cephenin açılması, hesaplar gerektirdiğinde çatışma alanının genişletilmesine hazır olunduğunu ve daha geniş bir tehdit ağının hedef alındığını göstermektedir.

Daha da dikkat çekici olan, bazı operasyonların uluslararası sulara taşması ve insani nitelikli konvoyların hedef alınmasıdır. Bu durum, kuşatma ve baskı denklemini korumak adına yüksek siyasi ve hukuki maliyetlerin göze alındığını ortaya koymaktadır. Böylece kara sınırları çatışmayı tanımlamak için yetersiz kalmakta, deniz de gücün bir aracı haline gelmektedir.

Siyasi düzlemde ise söylem ile gerçeklik arasındaki mesafe giderek açılmaktadır. Ateşkes ve yumuşama söylemleri sahada ancak sınırlı ve biçimsel karşılık bulmuş, ihlallerin ve can kayıplarının sürmesi, bu anlaşmaların şiddeti sonlandırmaktan çok zamanı yönetmeye yarayan araçlar olarak kullanıldığını göstermiştir. Suriye özelinde ise ateşkes zaten ciddi bir seçenek olarak dahi gündeme gelmemiş, bu saha baştan itibaren müzakere dışı bir alan olarak bırakılmıştır. Bu da Suriye’nin, maliyeti kontrol altında kaldığı sürece askeri mesajların verileceği açık bir alan olarak görülmeye devam ettiğini teyit etmektedir”.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu

“Bu karmaşık tablonun sonunda göz ardı edilemeyecek bir başka boyut daha ortaya çıkmaktadır” diyen Orta Doğu uzmanı Ali ASMAR, “Suriye sahasında Türkiye ile İsrail arasında giderek belirginleşen gerilim. Bu, 2025 savaşının en tehlikeli, fakat en az açık biçimde yaşanan sürtüşmelerinden biridir. Suriye artık yalnızca İsrail ile geleneksel rakipleri arasındaki mesajlaşma alanı değildir, aynı zamanda Suriye’nin geleceği ve nüfuz sınırları konusunda farklı vizyonlara sahip iki bölgesel projenin hassas temas hattıdır. İsrail güneyi ve derinliği açık bir güvenlik alanı olarak görürken, Türkiye kuzeyi doğrudan ulusal güvenliğiyle bağlantılı hayati bir derinlik olarak değerlendirmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Ali ASMAR, şu ana kadar bu gerilimin dolaylı temas ve kontrollü mesajlar üzerinden yönetildiğini, her iki tarafın da doğrudan çatışmaya yol açabilecek kırmızı çizgileri aşmamaya özen gösterdiğini, ancak İsrail saldırılarının Suriye içinde coğrafi olarak genişlemesinin, doğrudan ya da dolaylı Türk varlığının bulunduğu alanlarla kesiştikçe risk katsayısının da yükseldiğine dikkat çekti.

ASMARİ, “Her saldırı artık yalnızca askeri bağlamda değil, siyasi bağlamda da okunmakta, tehdit tanımının ve karşılık verme hakkının kime ait olduğu sorusu giderek daha fazla önem kazanmaktadır” dedi.

Gazeteci ve Orta Doğu uzmanı Ali ASMAR, sözlerini şöyle noktaladı:

“Bu noktada asıl soru, Türkiye ile İsrail’in çatışmaya gidip gitmeyeceği değil, bu gerilimi Suriye sınırları içinde ne kadar süre daha tutabilecekleridir. Şimdilik her iki taraf da çatışmayı Suriye dışına taşımanın ya da doğrudan karşı karşıya gelmenin, olası kazanımlarından çok daha ağır stratejik maliyetler doğuracağının farkındadır. Ancak Suriye’nin bu örtülü mücadelenin açık sahası olarak kalması da birikimli riskler üretmektedir, operasyon yoğunluğu, nüfuz alanlarının iç içe geçmesi ve aktör sayısının artması, istem dışı bir sürtüşme ihtimalini her geçen gün büyütmektedir.

Sonuç olarak 2025, savaşın yönetiminde niteliksel bir dönüşüme işaret etmektedir. Artık mesele tek bir cephe ya da belirli bir tehdit değildir, bölgenin kademeli güç kullanımıyla yeniden şekillendirilmesidir. Gazze fırtınanın merkezidir, Lübnan yıpratma alanıdır, İran ve Yemen uzak mesaj sahalarıdır, ancak Suriye en tehlikeli düğüm noktasıdır. Çünkü o, henüz karara bağlanmamış geleceği temsil etmektedir, güvenlik egemenliği eksik bırakılmak istenen, kendi denklemini kurmasına izin verilmeyen bir alan. Bu savaşın asıl tehlikesi saldırıların sayısında değil, bu güç kullanımının sıradanlaşmasında yatmaktadır. Gökyüzünden gelen ateşin siyasetin dili haline gelmesi ve Suriye semalarının, uzun süreli ve bilinçli bir istikrarsızlığın sembolüne dönüşmesi tam da bu yüzden kaygı vericidir”.

***

Yazar hakkında

Ali Asmar, gazeteci ve Orta Doğu uzmanıdır. Uluslararası kanallarda yapımcı ve koordinatör olarak görev yapmaktadır. Sinema, radyo ve televizyon alanında yüksek lisans derecesine sahip olup, yeminli Türkçe-Arapça tercümandır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.