Suriye’de Yeni Dengeler ve Kandil’in Yanlış Hesabı
* Gerek AB’nin sahadaki gerçeklere dayalı yaklaşımı gerekse Tom Barrack’ın Şam ile YPG arasındaki sürece dair keskin açıklamaları tek bir gerçeğe işaret etmektedir: YPG, uluslararası aktörler nezdinde artık yatırım yapılacak stratejik bir işlev barındırmamaktadır.
* İşte detay!
TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency
ANKARA, 07 ŞUBAT 2026 – İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü olarak, Dr. Öğr. Üyesi Ömer Behram Özdemir, SETA için kaleme aldığı “Suriye’de Yeni Dengeler ve Kandil’in Yanlış Hesabı” başlıklı yazısında, Suriye’de Esed rejiminin devrilmesinin ardından başta ordu olmak üzere devlet kurumlarının yeniden tesisi, ülkenin imarı, yaptırımların kaldırılması, ekonomik kalkınma ve uluslararası meşruiyetin sağlanması gibi Şam yönetimini bekleyen pek çok zorlu görevin bulunduğuna dikkat çekti.
Dr. Öğr. Üyesi Ömer Behram Özdemir, Şara’nın liderlik becerisi ve bölgesel aktörlerin desteğiyle Suriye, yaptırımların aşılması ve uluslararası meşruiyetin yeniden kazanılması yolunda hızla mesafe katettiğini hatırlattı.
Ömer Behram Özdemir, bu tablodan rahatsız olan İsrail’in ise Şam hükümetini baskı altına almak amacıyla bir yandan Süveyda üzerinden Dürzi azınlık kartını oynarken diğer yandan da Suriye’nin kuzeyinde Türkiye için uzun yıllardır tehdit oluşturan YPG’ye yönelik söylem düzeyinde bir yakınlık sergilediğinin de görüldüğüne işaret etti.
Dr. Öğr. Üyesi Ömer Behram Özdemir, SETA için kaleme aldığı “Suriye’de Yeni Dengeler ve Kandil’in Yanlış Hesabı” başlıklı yazısına şöyle devam etti:

Tutmayan Hesap
YPG hem İsrail’in olası desteğini alma hem de ABD’nin mevcut desteğini sürdürme yönündeki yanlış bir stratejik hesaplamanın neticesinde küresel ve bölgesel güçlerin çağrılarına rağmen Şam ile entegrasyon sürecinde zamana oynayan inatçı bir tutum sergilemiştir. 10 Mart Mutabakatı ile sağlanan uzlaşı zeminini değerlendirmeyen YPG, aradan geçen on ayı aşkın sürede cephe hattında Suriye ordusunu taciz etmeyi sürdürmüştür. Aynı zamanda Şam yönetimine karşı ayaklanma girişimleriyle istikrarsızlık hedefleyen Süveyda’daki gruplar ve sahil hattındaki eski rejim kalıntılarıyla yakın temas kurmuştur. Öyle ki Halep merkezindeki Eşrefiye ve Şeyh Maksut mahalleleri başta olmak üzere YPG’nin kontrolündeki birçok bölge Aralık 2024’te rejimin çöküşü sırasında cepheyi terk eden Esed milislerine sığınak olmuştur. Bu tablo Lazkiye, Humus ve Süveyda bölgelerinde yeni Suriye yönetimi güçlerine karşı yürütülen silahlı kalkışma girişimlerinin arkasındaki eski rejim unsurları ile YPG arasında düzenli bir koordinasyon zemini oluşmasına yol açmıştır.
Türkiye ve ABD’nin müzakere yönündeki baskılarının yanı sıra Şam hükümetinin hem bölgesel hem de küresel ölçeklerde günden güne daha fazla tanınan meşru bir aktör olarak sivrilmesi, geçen süre zarfında Şam’ı stratejik açıdan daha avantajlı bir konuma taşımıştır. Bu süreçte Suriye ordusu Türkiye’nin eğitim, silah ve araç destekleriyle yeniden yapılanma faaliyetlerini hızlandırmış ve operasyonel kapasitesini ciddi oranda artırmıştır. Yaptırım sarmalından kurtulan, diplomasi sahasında meşru ve muteber bir paydaş haline gelen Suriye’nin yeniden bir çatışma ortamına sürüklenmemesi ve artık “istikrar” ile anılması uluslararası camianın da ortak beklentisi haline gelmiştir.
Şara hükümeti oluşan bu uluslararası mutabakatı YPG ile yürütülen müzakerelerde bir kaldıraç olarak kullanmıştır. Bu doğrultuda maruz kaldığı tacizlere rağmen uzun süre sıcak çatışmadan kaçınmış ve çözüm adresi olarak ısrarla müzakere masasını işaret ederek diplomatik üstünlüğünü korumuştur. Lakin 2025’in sonu Şam’ın YPG’ye gösterdiği toleransın tükenişine işaret etmiştir. İlk etapta terör örgütünün keskin nişancılar aracılığıyla Halep halkını terörize ettiği Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahalleleri YPG unsurlarından temizlenmiştir. Halep’in geçmişte Esed rejimi, Rusya ve İran güçlerince insanlık dışı bir kuşatmaya maruz kaldığı dönemde YPG’nin bu mahallelerdeki yapılanması kuşatmanın başarıya ulaşmasında doğrudan rol oynamış ve muhalif güçlerin kıskaca alınmasına katkı sunmuştur.
Halep’teki bu travmatik hafızaya rağmen YPG’nin uzlaşı yolunu reddetmesi ve devrimden bir yıl sonra bile şehri terörize etmeye devam etmesi, Şam yönetimine operasyon için ihtiyaç duyduğu meşru zemini sağlamıştır. Suriye ordusunun bu mahalleleri abluka altına alarak adım adım ilerlemesi karşısında YPG ciddi bir direnç gösteremediği gibi ABD, AB ve İsrail’den de beklediği müdahale desteğini görememiştir.
SDG’nin Sonu
Aslında Halep’teki bu süreç, YPG’ye ve özellikle örgütün yol haritasında belirleyici olan Kandil’e bir “uyanış” fırsatı sunmuştu. Değişen konjonktürde artık 2025 öncesindeki küresel tepkiler oluşmayacaktı ve YPG, uluslararası güçler nezdinde devrim öncesi kadar değerli bir “aparat” olma vasfını yitirmişti. Ancak değişen dengeleri okumakta zorlanan Kandil, Halep yenilgisinden sonra da uzlaşmaz tavrını sürdürmüştür. Bu durum Suriye ordusunun YPG unsurlarını önce Fırat’ın doğusuna sürmesi, ardından Rakka-Deyrizor-Haseke hattında Şam ile uzun süredir koordineli hareket eden Arap aşiretlerinin harekete geçirilmesiyle sonuçlanmıştır. Neticede saha haritası dramatik şekilde değişmiştir.
Bir ay gibi kısa bir zamanda YPG unsurları Halep şehir merkezi, Rakka, Deyrizor doğu kırsalı ve Haseke’nin güneyinden tamamen sökülüp atılmıştır. Bölgedeki Arap milis unsurlarının toplu şekilde ayaklanması, SDG projesinin fiilen çökmesi ve geriye yine ilk günkü gibi sadece YPG’nin kalması anlamına gelmiştir. Kandil bir yandan diasporadaki yandaşları üzerinden Avrupa’da gösteriler ve Suriyelilere yönelik tacizlerle gündem oluşturmaya çalışırken bir yandan da Şam yönetimine yönelik uluslararası bir kınama beklentisine girmiştir. Hatta bu tepkiyi tetiklemek amacıyla bölgede Kürtlere yönelik katliamlar yapıldığına dair hiçbir saha verisiyle kanıtlanamayan ve bu nedenle ciddiye alınmayan iddialar ortaya atmıştır.
Son kertede Arap aşiretlerini ve Suriye hükümetini provoke etmek maksadıyla Haseke civarında Arap sivillere yönelik katliam girişimlerinde bulunulmuştur. Şara hükümetinin mutedil tutumu ve Beyaz Saray’ın baskılarıyla bu provokasyonlar şimdilik dindirilmiş; taraflar arasındaki nihai mutabakat görüşmeleri ise Ocak’ın son günlerinde yeniden ivme kazanmıştır.
ABD’nin ara buluculuğunda yürütülen görüşmeler neticesinde geçtiğimiz aylar içerisinde Ahmed Şara ile Mazlum Abdi arasında YPG’nin otonomi taleplerinden arındırılmış yeni bir mutabakat zemini teşekkül etmiştir. Bu yeni çerçevenin merkezinde Haseke valisinin seçimi, savunma bakan yardımcılığı makamının tevdii, SDG idari kadrolarının devlet bürokrasisine entegrasyonu ve YPG unsurlarının güvenlik soruşturmasından geçmek kaydıyla “bireysel” bazda ordu ve polis teşkilatına katılımı gibi kritik başlıklar yer almıştır.
Yeni Suriye’de otonom yapılara yer olmadığı ve Şam’ın sivil ve askeri kurumları dışında hiçbir alternatif yapının tanınmayacağı ilkesine dayanan bu taslak beklendiği üzere Kandil’in sert direnciyle karşılaşmıştır. Kandil’in bu tutumu Ocak boyunca ateşkesin defalarca ihlal edilmesi ve ek sürelerle suni bir uzatma çabasına girilmesi şeklinde tezahür eden, yapıcı olmaktan uzak son bir çırpınış olarak değerlendirilmektedir. Zira gerek AB’nin sahadaki gerçeklere dayalı yaklaşımı gerekse Tom Barrack’ın Şam ile YPG arasındaki sürece dair keskin açıklamaları tek bir gerçeğe işaret etmektedir: YPG, uluslararası aktörler nezdinde artık yatırım yapılacak stratejik bir işlev barındırmamaktadır.
Şam ile tam entegrasyon küresel aktörlerin ortak beklentisine dönüşmüştür. Terör örgütü DEAŞ ile mücadelede artık meşru Suriye hükümetinin muhatap alınması arzulanmakta ve YPG bir “devlet dışı aktör” olarak Şam’ın sunduğu kurumsal ve egemen partnerlik karşısında cazibesini yitirmiş görünmektedir.
Yeni Dengeler
Şara’nın DEAŞ karşıtı Uluslararası Koalisyona katılması ve Riyad ile Ankara’nın desteğiyle Şam-Washington ilişkilerinin ivme kazanması Suriye’de daha önce eşi benzeri görülmemiş yeni bir stratejik dengenin kurulduğuna işaret etmektedir. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçlerin doğrudan desteğini alan; eş zamanlı olarak hem ABD hem de Rusya ile yapıcı bir diyalog zemininde buluşan ve AB nezdinde meşruiyet kazanan Şam yönetimi son altmış yılın dışa en açık aktörü olarak öne çıkmaktadır. Washington’ın diplomatik müdahalesiyle İsrail’in Suriye’ye yönelik tacizlerinde kayda değer bir azalma yaşanırken Tel Aviv ile Şam yönetimleri arasında güvenlik odaklı müzakerelerin başlamış olması bu yeni dönemin en somut göstergelerindendir.
Şam merkezli bu dönüşüm YPG başta olmak üzere devlet dışı silahlı yapıların Suriye’nin geleceğinde kendilerine yer bulamayacaklarını kanıtlamaktadır. YPG modern mühimmat ve teknolojiye sahip olsa da lider kadrosunun profili itibarıyla küresel konjonktürü okumaktan uzak, adeta Soğuk Savaş paradigmasına hapsolmuş bir perspektifle hareket etmektedir. YPG, Suriye iç savaşı döneminde Batı medyasının parlatıp bir “aparat” haline getirdiği “seküler özgürlük savaşçıları” imajını büyük ölçüde içselleştirdiğini, son aylarda maruz kaldığı uluslararası tepkisizlik karşısında yaşadığı derin hayal kırıklığıyla açığa vurmaktadır.
Bu güncellikten uzak durum okuması, örgütü üst üste stratejik propaganda hatalarına sürüklemiştir. Halep ve Fırat’ın doğusunda son bir ayda gerçekleştirilen intihar saldırılarında “çocuk savaşçılar”ın kullanılması örgüt medyası tarafından bir “kahramanlık” anlatısıyla servis edilse de Batı kamuoyunda hiçbir olumlu karşılık bulmamıştır. Aksine YPG bünyesindeki “çocuk askerler”in varlığı Batılı siyasetçiler ve araştırmacılar nezdinde artık tolere edilemez “alerjen” bir olgu haline gelmiştir. Ne dönüşen Suriye’yi ne de değişen küresel dengeleri kavrayabilen Kandil, iç savaşın en karanlık günleri halen sürüyormuşçasına sergilediği bu beyhude dirençle, her yeni mutabakat masasında daha fazla taviz verdiği bir erime sürecine girmiştir.
Son tahlilde 30 Ocak’ta Şam yönetimi ile YPG arasında yeni bir mutabakata varıldığı kamuoyuna duyurulmuştur. Bu anlaşmaya göre örgüt bünyesindeki milisler kapsamlı güvenlik soruşturmalarının ardından “bireysel” statüde Suriye ordusu bünyesindeki üç tugaya entegre edilecektir. Mutabakatın diğer kritik maddeleri arasında; Kandil uzantılı yabancı savaşçıların Suriye topraklarını terk etmesi, Haseke ve Kamışlı’da şehir güvenliğinin İçişleri Bakanlığınca görevlendirilen polis güçlerine devredilmesi, Ayn el-Arap’ta yerel Kürt nüfustan müteşekkil bir emniyet biriminin kurulması ve tüm idari kurumların Şam’a devri yer almaktadır.
Buna karşın geçmişteki mutabakat deneyimlerinin de gösterdiği gibi Kandil’den gelebilecek bir direnç bu sürecin de her an akamete uğraması ihtimalini canlı tutmaktadır. Ateşkesin kalıcılığı ve tam entegrasyonun ne kadar sürede tamamlanacağı bir belirsizlik teşkil etse de YPG’nin geleceğine dair bir gerçeği saptamak artık mümkündür: YPG’nin askeri ve siyasi otonomi dönemi kapanmaktadır.
Yeni Suriye’nin inşasında bir paydaş olarak kalabilmek ve siyaset zemininde varlık gösterebilmek, Mazlum Abdi başta olmak üzere YPG kadroları için önlerindeki yegane çıkış yoludur. Ancak bu yeni senaryoya uyum sağlama noktasında örgütün kurumsal kapasitesi ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. Zira YPG yıllardır aldığı yoğun mali ve siyasi desteğe rağmen kontrol ettiği bölgelerde sürdürülebilir kurumlar veya kalkınmış şehirler inşa etmeyi başaramamıştır. Sadece “savaşmayı bilen bir yapı” kimliğinden sıyrılamayan YPG çizgisinden Suriye’nin “yeniden inşa sürecinde parlayacak siyasi figürler”in çıkma ihtimali oldukça düşüktür.