enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp
DOLAR
16,6127
EURO
17,6115
ALTIN
975,70
BIST
2.529,26
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Az Bulutlu
Çarşamba Açık
27°C
Perşembe Az Bulutlu
28°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C
Cumartesi Açık
27°C

Orta Asya’nın Güvenliği: Tehditler ve Fırsatlar

Orta Asya’nın Güvenliği: Tehditler ve Fırsatlar
23.06.2022
0
A+
A-

Modern döneme ait geleneksel güvenlik anlayışında kuvvet kullanımı, toprak bütünlüğü ve sınır güvenliği gibi faktörler önemliydi. Post-modern döneme ait yeni güvenlik anlayışında ise bunlara ek olarak gıda güvenliği, çevre güvenliği, enerji güvenliği ve siber güvenlik gibi birçok etken daha dikkate alınmaya başlanmıştır.

Bu gibi faktörlerin önemi, en son Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında bir kez daha anlaşılmıştır. Bu savaş, yalnızca Avrupa’nın değil; tüm dünyanın güvenliğini olumsuz etkilemiştir. Dünyadaki güç mücadelesi Avrupa, Pasifik ve Orta Asya üzerinde yoğunlaşmış durumdadır. Her bir bölge, büyük güçlerin elinde bir koza dönüşmüştür. Rusya, Avrupa’yı meşgul ederken; Çin, Pasifik’e odaklanmıştır.

Batılı güçler hem Rusya hem Çin’le aynı anda nasıl mücadele edeceklerini bilememektedir. Buldukları en iyi çözüm yolu; Rusya ve Çin’in ortak güvenlik kaygılarının olduğu Orta Asya’nın güvenliğini tehdit etmek olabilir. Böylece ne Çin, Pasifik’e daha fazla odaklanabilecek ne de Rusya, Avrupa’yla daha fazla ilgilenebilecektir.

Çin’in son dönemde ısrarla üzerinde durduğu bir konu vardır: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Asya’da giderek artan ayak izlerinden endişe etmektedir.[1] Pekin, bugün Orta Asya’yı yakından ilgilendiren birçok güvenlik sorununun NATO-ABD tarafından bilinçli olarak üretildiğine inanmaktadır. Pekin, en başta Amerikan askerlerinin Afganistan’dan çekilmenin kendisi için hazırlanmış bir tuzak olduğunu düşünmektedir. Son bir yıldır Çin’in Tacikistan toprakları içerisinde sınır güvenliği için bir üs kurduğu iddia edilmekteydi. Buna yol açan faktörün Afganistan kaynaklı terör sorunları olduğu belirtilmiştir. Dahası NATO’nun Afganistan’da bıraktığı silahların Keşmir’deki terörün tırmanmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.[2] Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde terörün yayılmasını önleyebilmek için Çin, sınır ötesinde ileri karakollar inşa etmeyi gündemine alabilir. Fakat ABD’nin yaptığı gibi, Çin’in bölgenin jandarmalığını üstlenmesi de olası görünmemektedir. Burada Çin açısından bir handikap oluşmaktadır. Eskiden ABD, bu güvenliği sağlarken; Çin, rahatça ekonomik projelerini yürütebilmekteydi. Ancak şimdi bu koridorların güvenliğini sağlamak için kendisi çaba sarf etmek durumundadır. Halbuki Çin’in başka ülkelerin toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygılı olmayı bir prensip haline getirdiği ve sınır ötesi askeri bir angajmana sıcak bakmadığı bilinmektedir. Fakat bölgeye müdahil olmadan Orta Asya’nın sorunlarını çözmek pek kolay değildir. Batılı güçler, Çin’in bu prensibini çok iyi bildiği için Orta Asya’nın güvenliğini tehdit ederek onu batısındaki sorunlarla meşgul etmeyi amaçlamaktadır. Bu sayede Çin, Asya’daki sorunlardan yüzünü kaldıramayacak ve Pasifik’teki sorunlarla ilgilenemeyecektir.

Rusya’nın Ukrayna müdahalesinden önce Kazakistan’da protestolar patlak verdiğinde Batılı güçler, artık Moskova’nın yüzünü Batı’ya çeviremeyeceğini, Orta Asya’daki sorunlarla meşgul olacağını ve Ukrayna’daki operasyonun en az 2-3 ay uzayabileceğini düşünmüştür.[3] Ancak Kazakistan Cumhurbaşkanı Sayın Kasım-Cömert Tokayev’in protestoları bastırmak için Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne (KGAÖ) başvurması ve örgütün hızlı müdahalesiyle sorunun aşılması, Batı açısından “bölgede Rus etkisi artıyor mu?” endişesine neden olmuştur.

Rusya ile Çin’in özellikle Kazakistan ve Kırgızistan üzerinde siyasi-ekonomik rekabete girişmeleri ise Batılı güçlerin çıkarlarına uygun gözükmektedir. Bu krizden Rusya, Orta Asya’daki elini güçlendirerek dönmüştür. Ukrayna’daki savaşı için moral destek sağlamıştır. Öyle ki; Moskova’nın bu hamleleri, Çin açısından da endişeyle karşılanmıştır.

Esasen Rusya, Ukrayna’yla ilgilenebilmek için Orta Asya’da daha fazla sorun istememekteydi ve bu konuda Çin’e güvenmek durumundaydı. Çin ise Rusya’nın Ukrayna Savaşı’ndan kendisi için bazı olumlu dersler çıkarmış olabilir. Bu anlamda Pekin, Rusya’nın yaptığı gibi, yakın çevresinde bir kara savaşı veya hibrit savaş başlatmanın ne kadar önemli olduğunu görmüştür. Bu yüzden Çin, Rusya’nın Avrupa’yı tehdit ettiği gibi, Orta Asya’nın güvenliğini de tehdit etmeye başlayabileceğini düşünebilir. Bunun için Tacikistan, Kırgızistan ve Afganistan’da askeri bir varlık göstermek için adımlar atabilir. Yani Rusya’nın Orta Asya’da sırtını yaslayabileceği bir dostu olmayabilir. Rusya, Çin’in daha çok Pasifik’le ilgilenmesini isterken; buna karşılık Çin de Rusya’nın Avrupa’ya odaklanmasını arzulamaktadır.

Orta Asya’da hem Rusya hem de Çin için birtakım fırsatlar, tehditler ve zorluklar söz konusudur. Her şeyden önce bölgede NATO benzeri bir kolektif savunma örgütü kurmanın birtakım zorlukları vardır. Rusya liderliğindeki KGAÖ’nün ortak müdahale gücü ve kolektif savunma prensibi olmasına rağmen bir ülkeye asker gönderme kararları NATO’ya kıyasları daha zor alınmaktadır. Üstelik Çin’in KGAÖ üyesi olmaması, Avrasya’da güçlü bir kolektif örgütüne duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ise daha çok sınır sorunlarına yoğunlaşan ve Çin’in daha çok ön plana çıktığı bir bölgesel örgüt olmaktan öteye geçememiştir.

Son dönemde dünyada en çok tartışılan husus; kolektif güvenliktir. Çin’in NATO ve ABD’ye yönelik en büyük eleştirisi de bu yöndedir. Pekin yönetimi, NATO’nun hem Pasifik hem de Orta Asya’daki sorunlara müdahil olabileceğinden endişe etmektedir. Eğer Çin, kendi liderliğinde NATO benzeri bir güvenlik platformu kuramazsa, dünyadaki hegemonya yarışında geri planda kalacaktır.

Rusya ve Çin, sırasıyla KGAÖ ve ŞİÖ’nün küresel bir konsept ortaya koyabileceğini düşünmemektedir.  Çünkü bu örgütler gerek üyeleri ve gerekse de kuruluş amaçları ve hedefleri itibarıyla dünyadaki krizlerle ilgilenebilecek kapasitede değildir. Bu yüzdendir ki Çin, küresel bir güvenlik platformu oluşturabilmek adına BRICS ülkelerine çağrıda bulunmuştur.[4] Bu yaklaşım, Çin’in BRICS ülkelerini merkez alan veya bu ülkelerin de içinde bulunduğu yeni bir güvenlik teşkilatı kurabileceğine işaret etmektedir. Ayrıca Pekin, Orta Asya’nın güvenliği için öncelikle Afganistan ve Pakistan’daki terör sorununun çözülmesi gerektiğinin farkındadır. Bunun için de Hindistan’ın desteğine ihtiyacı vardır. Bu bağlamda Yeni Delhi’nin İslamabad’la düşman kalması, aslında Çin’in istemediği bir durum olabilir. Çünkü bu çatışma, yalnızca Keşmir’de değil; tüm bölgedeki savaş riskini artırmaktadır. Bu nedenle Pekin, Hindistan’ın ŞİÖ çerçevesinde bölgesel güvenliğe daha fazla katkı yapmasını arzulamakta ve onu desteklemektedir.

Bu bağlamda Hindistan, 2022 yılında ŞİÖ çerçevesinde iki tane tatbikatın icra edilmesine öncülük etmiştir. Bunlardan ilki, 2022 senesinin Ekim ayında Hindistan’da yapılacak olan “Manesar-Antiterror-2022” adlı ortak terörle mücadele tatbikatıdır. İkincisi ise Kazakistan’da düzenlenmesi planlanan “Dostluk Sınırı” adlı ortak sınır operasyonudur. Çin, özellikle Pakistan ve Hindistan’ı ŞİÖ çerçevesinde bir araya getirmeyi amaçlamaktadır.  Hem Çin hem Rusya, Orta Asya’nın güvenliği açısından Hindistan’la işbirliği yapılmasını değerli görmektedir.

Yeni Delhi, Orta Asya’ya rekabetçi bir aktör şeklinde değil; işbirliğini önceleyen bir ortak olarak dahil olmaktadır. Yine de Hindistan, Orta Asya’daki Rusya-Çin rekabetinden faydalanarak kendisini ön plana çıkartmak isteyebilir. Örneğin Taliban, Hindistan’a Pakistan’ı dengeleyebilecek aktör olarak bakmaktadır. Yani Pakistan’dan istediklerini elde edemeyince Taliban, Hindistan’la olan ilişkilerini İslamabad’a karşı bir koz olarak kullanabilir. Kısacası, üçüncü bir güç olarak bölgeye müdahil olan Hindistan, bütün taraflar açısından cazip bir aktör şeklinde kabul görmektedir.

Sonuç olarak Orta Asya’nın güvenliğini tesis etmek adına Hindistan gibi yeni aktörlerin desteğini kazanmak önem arz etmektedir. Diğer taraftan bölgenin güvenliğine dönük tehditler, ele geçirilen fırsatlardan çok daha büyüktür. Bu tehditleri önleyebilmek de her şeyden önce bölgedeki güçlerin atacağı adımlara bağlıdır.


[1] “China in Eurasia Briefing: Why The Ukraine War Matters For Asia”, RFERL, https://www.rferl.org/a/ukraine-war-matters-for-asia/31856235.html, (Erişim Tarihi: 21.05.2022).

[2] “How NATO Weapons from Afghanistan Are Impacting Kashmir’s Militancy”, DW, https://www.dw.com/en/how-nato-weapons-from-afghanistan-are-impacting-kashmirs-militancy/a-61838513, (Erişim Tarihi: 21.05.2022).

[3] “«Острие копья» срочно поворачивают на Запад”, Rosbalt, https://www.rosbalt.ru/world/2022/01/13/1939298.html, (Erişim Tarihi: 21.05.2022).

[4] “Çin, BRICS Ülkelerine ‘Küresel Güvenlik Topluluğu Kurma’ Çağrısı Yaptı”, Haberler, https://www.haberler.com/guncel/cin-brics-ulkelerine-kuresel-guvenlik-toplulugu-14954907-haberi/, (Erişim Tarihi: 30.05.2022).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

[TÜHA Haber Ajansı, 23 Haziran 2022]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.