Irak’ta İstikrarın Sonu mu? ABD‑İsrail’in İran’a Saldırısının Yansımaları
* Ankara Merkezli Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’den (ORSAM) Iraklı siyaset araştırmacısı ve aktivisti Lina İmad el-Musavi, ORSAM için kaleme aldığı “Irak’ta İstikrarın Sonu mu? ABD‑İsrail’in İran’a Saldırısının Yansımaları” başlıklı yazısında, Mart ayının ilk günlerinde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Irak’ın, görece sakin geçen bir dönemin sonrasında siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan son yılların en gergin süreçlerinden birine girdiğine dikkat çekti.
* İşte detayı!
TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency
(ORSAM) Iraklı siyaset araştırmacısı ve aktivisti Lina İmad el-Musavi
ANKARA, 14 MART 2026
Mart ayının ilk günlerinde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Irak, görece sakin geçen bir dönemin sonrasında siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan son yılların en gergin süreçlerinden birine girdi. Bu gelişmeler, bir tarafta ABD ve İsrail ile diğer tarafta İran arasında yaşanan ve benzeri görülmemiş bir tırmanışa sahne olan bölgesel bir ortamda meydana geldi. İran liderliğini hedef alan askeri saldırı ve İran’ın Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hamaney’in suikast sonucu öldürülmesinin ardından bölge keskin bir tırmanış dalgasına sürüklendi. Bu süreçte Irak, bir kez daha bölgesel çatışma denkleminin merkezinde yer aldı; bunun başlıca nedenleri ise ülkenin jeopolitik konumu ile nihai olarak İran’a bağlı, birbiriyle bağlantılı bölgesel eksenlerle ilişkili silahlı güçlerin Irak’ta varlık göstermesidir.
Irak, kısa süre içerisinde ülkenin iç ortamının kırılganlığını ve topraklarının dolaylı bir bölgesel çatışmanın sahnesine dönüşme riskinin giderek arttığını ortaya koyan hızlı bir siyasi ve güvenlik gelişmeleri silsilesine tanıklık etti. 1 Mart’ta Bağdat’taki Yeşil Bölge çevresinde huzursuzluk patlak verirken, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen bir hava saldırısında bazı Haşdi Şaabi mensuplarının hayatını kaybettiğine dair haberler de gündeme geldi. Bu durum, ülkede konuşlu ABD güçleri ile silahlı gruplar arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı. 3 Mart’ta ise “en büyük parlamenter blok” kavramının anlamı etrafındaki tartışma yeniden alevlendi. Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, bu kavramın seçimleri kazanan blok anlamına geldiğini, seçim sonrasında kurulan koalisyonları ifade etmediğini savundu. Bu yorum, 2010’dan bu yana Irak’taki siyasi dengeleri şekillendiren hassas bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı ve anayasal belirsizlikleri bir kez daha gözler önüne serdi. 4 Mart’ta Irak, birçok vilayeti kapsayan neredeyse tam kapsamlı bir elektrik kesintisi yaşadı. Bu gelişme, İran’dan sağlanan doğal gaz tedarikine bağlı olan enerji sisteminin kırılganlığını açık biçimde ortaya koydu. Aynı gün güvenlik makamları Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarında iki insansız hava aracının düşürüldüğünü açıklarken, Erbil’den de patlama haberleri geldi. 5 Mart’a gelindiğinde güvenlik kaygıları daha da tırmandı. Terörle mücadele güçleri, olağan dışı hava hareketliliği ve Irak topraklarına askeri bir çıkarma yapıldığına dair haberlerin ardından Necef ve Kerbela çöllerinde geniş çaplı operasyonlar başlattı. Bu gelişmeler karşısında Iraklı liderler, ülkenin daha geniş çaplı bir bölgesel çatışmanın içine çekilmemesi gerektiği konusunda uyarılarda bulunarak dengeli bir politika izlenmesinin önemini vurguladı.
Bu gelişmeler, Irak’ın bölgesel rekabetin temel sahalarından biri olmaya devam ettiğini teyit etti. Nitekim İran liderliğine yönelik saldırının ardından Bağdat, Basra, Necef ve Kerbela’da protestolar hızla patlak verdi. Göstericiler ABD ve İsrail’i kınarken, Irak yönetiminin ülkedeki ABD askeri varlığına karşı daha sert bir tutum almasını talep etti. En büyük protestolar Bağdat’ta Yeşil Bölge yakınlarında gerçekleşti. Kalabalık gruplar ABD Büyükelçiliği’ne doğru ilerlemeye çalıştı; ancak güvenlik güçleri takviye birlikler konuşlandırarak, göz yaşartıcı gaz kullanarak ve yolları kapatarak göstericilerin ilerlemesini engelledi. Basra’da protestocular ABD Konsolosluğu önünde toplanırken, Necef ve Kerbela’da bazı yabancı şirketler önünde ve çeşitli üniversitelerde dayanışma nöbetleri düzenlendi. Siyasi açıdan bakıldığında protestolar, Irak’ın iç bölünmelerini de yansıttı. İran’a yakın aktörler bu gösterileri Irak egemenliğinin tekrarlanan ihlallerine karşı bir tepki olarak savunurken, diğer bazı çevreler ABD ile doğrudan bir çatışmaya sürüklenmemek için itidal çağrısında bulundu. Hükümet ise diplomatik misyonlara veya yabancı askeri üslere yönelik saldırılara izin vermeden kamuoyundaki öfkeyi kontrol altına almaya çalıştı. Tüm bu gelişmeler, bölgesel bir çatışmanın Irak sokaklarını ne kadar hızlı harekete geçirebildiğini ve ülkenin daha geniş çaplı bir güç mücadelesinin sahası olarak ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Protestoların Arkasındaki Nedenler
Hamaney’in ölümünün ilan edildiği gün olan 1 Mart’ta Irak’ta protestoların patlak vermesi tesadüfi değildi; aksine bir dizi siyasi dinamiğin yansımasıydı. Velayet-i Fakih, On İki İmamcı Şii fıkhında yer alan bir siyasi teoridir ve İmam Mehdi’nin gaybeti döneminde devletin bir fakih tarafından yönetilmesi gerektiğini savunur. Bu yaklaşım, siyasal bir doktrin olarak Ruhullah Humeyni tarafından geliştirilmiş ve İran siyasi sisteminin temelini oluşturmuştur. Söz konusu sistemde nihai otorite, dini lider makamını elinde bulunduran Devrim Rehberi’ne aittir; bu görev uzun yıllar boyunca Hamaney tarafından yürütülmüştür. Bu doktrin yalnızca İran içinde değil, aynı zamanda Irak ve Lübnan’daki bazı siyasi-dini akımlar arasında da açık destek bulmaktadır; özellikle Hizbullah içinde güçlü bir karşılığı vardır. Bunun yanı sıra Yemen ve Bahreyn’deki bazı gruplar da söz konusu yaklaşımı benimsemektedir. Velayet-i Fakih doktrininin güçlü destekçilerinin dünya genelinde yaklaşık 80 ila 100 milyon kişi arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Protestoların bu denli hızlı ortaya çıkması, Irak’taki Şii silahlı fraksiyonlar ve İran yanlısı akımların sahip olduğu örgütsel kapasiteyi yansıtmaktadır. Bu gruplar, önceden kurulmuş seferberlik ağlarına, geniş halk tabanına ve destekçilerini kısa sürede sokağa çıkarabilme yeteneğine sahiptir. Bu durum, Hamaney’in ölümünün duyurulmasından sadece saatler sonra gösterilerin başlamasını açıklamaktadır.
Protestolar geniş halk hareketleri değil, belirli siyasi ve ideolojik taleplere dayanan gösterilerdi. Direniş Ekseni ile uyumlu olan bu protestolara Haşdi Şaabi destekçileri, İran’a yakın Şii akımlar ve ideolojik bağlılığı yüksek gençler katıldı; katılımcıların bir kısmı Hamaney’in fotoğraflarını ve İran bayraklarını taşıdı. Protestolar devrimsel bir nitelikte değildi; daha çok öfkeyi ifade etmeye ve ABD güçlerinin ülkeden çıkarılması yönünde baskı oluşturmaya yönelik sembolik eylemlerdi. Bazı göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmayı denedi, ancak güvenlik güçleri göz yaşartıcı gaz kullanarak müdahale etti; bu da protestonun doğrudan ABD’ye yönelik olduğunu gösterdi. Protestolar ağırlıklı olarak Şii karakter taşımaktaydı; katılımcılar Bağdat, Necef, Kerbela, Basra ve güney Irak gibi Şii çoğunluklu bölgelerden gelmişti, Sünni ve Kürt katılımı ise yoktu. Bu durum, olayın İran ile bağlantılı bir Şii jeopolitik çerçeveye bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Yine de protestoların arkasındaki motivasyonların tamamen mezhepsel değil, bölgesel, siyasi ve askeri nitelikte olduğu görülmektedir.
Protestolardan Neler Beklenebilir?
Bu koşullar altında protestoların boyutu kesin olarak bilinmemekle birlikte, önceki örneklerle yapılan karşılaştırmalar, katılımın şu ana kadar önceki büyük çatışma dönemlerine kıyasla daha sınırlı kaldığını göstermektedir. 2020’de Kasım Süleymani suikastının ardından gösteriler on binlerce kişiye ulaşırken, 2019’daki büyükelçilik protestolarına on binlerce katılım sağlanmıştı. Buna karşılık, Hamaney suikastının ardından, özellikle Bağdat’taki mevcut krizle bağlantılı protestolar yalnızca yüzlerce veya en fazla birkaç bin katılımcıyı kapsıyor gibi görünmektedir. Mevcut kriz, birçok açıdan daha tehlikeli ve karmaşık olsa da zira doğrudan Devrim Rehberi’ni suikastını konu almakta, bu düşük katılım sayıları, İran bağlantılı aktörler tarafından bu dönemde tereddüt veya bilinçli bir mesafe politikası izlendiğini düşündürmektedir.
Bağdat’taki düşük katılım birkaç faktörle açıklanabilir. Irak ekonomik olarak yıpranmış durumdadır ve bu durum halkın geniş çaplı seferberlikleri sürdürme kapasitesini ve isteğini azaltmaktadır. Ayrıca Irak toplumu, 2020’deki bölgesel ve iç koşullar farklıyken olduğu kadar mezhepsel seferberliğe hazır değildir. Bunun yanı sıra, fraksiyonların kendileri de şimdilik tam bir tırmanıştan kaçınıyor gibi görünmekte; bu da sokak eylemlerinin kapsamını ve yoğunluğunu sınırlamaktadır.
İran’ın Devrim Rehberi Hamaney’in suikastının ardından Irak’ta yaşanan protestolar, üç temel olasılığı işaret etmektedir. Birincisi, fraksiyonların ABD üslerine yönelik girişimleridir; bu, roket veya insansız hava araçlarıyla yapılabilecek saldırılar ile Irak’taki yabancı çıkarlarla bağlantılı petrol şirketleri ve kurumlara yönelik olası operasyonları kapsar. İkincisi, yabancı güçlerin çekilmesini talep eden yasaların yeniden gündeme getirilmesiyle ABD güçlerine karşı siyasi baskının artmasıdır. Üçüncüsü ise, Irak’ın giderek vekâlet çatışmalarının sahasına dönüşme ihtimalidir; bölgesel savaşın genişlemesi durumunda, Irak toprakları füze saldırıları için bir platform ve silahlı fraksiyonlar için operasyon alanı hâline gelebilir. Bununla birlikte, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ve Hamaney’in öldürülmesinin ardından protestolar yalnızca Irak’ta görülmemiştir. 28 Şubat sonrası dönemde uluslararası düzeyde de gösteriler ortaya çıkmış, ancak bu eylemlerin karakteri ülkeden ülkeye değişiklik göstermiştir; bazıları savaşı kınarken, bazıları saldırıyı desteklemiş ve hatta İran rejiminin zayıflamasını kutlamıştır.
***
Yazar hakkında
Lina İmad el-Musavi
Iraklı siyaset araştırmacısı ve aktivist. Irak ve bölgesel konularda birçok makalesi ve araştırması yayınlanmıştır. Bağdat Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi’nden mezun olmuştur. Bölgesel ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden (AUIS)S “Genç Liderler” bursu almıştır. Çalışma alanları arasında uluslararası ilişkiler, insan hakları, çevre ve kalkınma, ekonomi ve Irak’ta reform bulunmaktadır.

