enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
16:57 CANİK’ten Asimetrik İHA tehditlerine karşı çok katmanlı koruma kalkanı
15:48 Kocaeli Büyükşehir’in hızlı müdahalesi, Yaylada araçları kara saplanan vatandaşları kurtardı
15:10 Kocaeli Ticaret Odası’nda Almanya Gündemi: İstanbul Başkonsolosluğu ile verimli program
14:39 U-16 Türkiye Şampiyonası’nda Kocaeli Vedası: Tek Teselli Final Heyecanı
14:00 Hark Adası ve Stratejik Önemi
12:49 Doğum yardımı ödemeleri hesaplara yatırıldı
12:41 Filipinler’de ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın etkileri yakıt tedarikinde ağır hissediliyor.
11:24 Yeşil dönüşüm için 3 milyar liralık faizsiz finansman desteği
10:54 Bugün 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü
20:55 Dışişleri Bakanı Fidan, “Barışın önündeki şu anda en büyük engel, İsrail’in durduğu yer”
20:22 ABD’li albay Lawrence Wilkerson’dan çarpıcı iddia: İsrail’in devlet varlığı son bulabilir
13:56 Kosova’nın rakibi A Milli Futbol Takımı, 31 Mart Salı günü galibiyetle ayrılması durumunda 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılacak…
19:09 Dışişleri Bakanı Fidan, katıldığı A Haber yayınında gündemi değerlendirdi, Haktan Uysal ve Banu El’in sorularını yanıtladı.
18:47 Türkiye’de 5G teknolojisiyle, teknoloji ve mobil iletişimde yeni bir çağın kapısı aralanıyor
18:10 Kocaeli’n Derince ilçesinde sağlık devrimi için ilk adım atıldı
15:04 Amsterdam’da Türkiye Yatırım Konferansı: Bakan Mehmet Şimşek yatırımcılara mesaj verdi
14:39 İran neden ABD ile müzakerede bulunmayı reddediyor?
14:11 Siyasi kabilecilik hukukun önüne geçiyor
11:38 Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskıy’ın elinden ödül alan Ukraynalı Savaş Fotoğrafçısı Vlada Liberova
16:11 Yarın Lahey’de ‘İsrail-ABD Kahpeliğine ‘DUR’ Yürüyüşüne Katılalım!
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Hark Adası ve Stratejik Önemi

Hark Adası ve Stratejik Önemi

* İran-Irak Savaşı döneminde de Hark Adası sık sık gündeme gelmiştir. Saddam Hüseyin, İran’ın finans yollarını kesmek amacıyla Hark Adası’na 2 bin 840 kez saldırı düzenlemiştir.

TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency

Kırılgan Dengede İran ✍İsmet Horasanlı kaleme aldı

 İsmet HORASANLI, SETA Araştırmacısı

ANKARA, 31 MART 2026 – İran-Irak Savaşı döneminde de Hark Adası sık sık gündeme gelmiştir. Saddam Hüseyin, İran’ın finans yollarını kesmek amacıyla Hark Adası’na 2 bin 840 kez saldırı düzenlemiştir.

13 Mart 2026’da ABD, İran’ın Hark Adası’na bir hava saldırısı düzenledi. ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada bu operasyonu Ortadoğu tarihinin en büyük saldırılarından biri olarak nitelendirdi. Saldırı sonucunda adada bulunan tüm askeri tesislerin imha edildiğini belirtti. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) da yaptığı açıklamada adada 90’ın üzerinde askeri hedefin vurulduğunu ancak petrol tesislerinin zarar görmediğini bildirdi.

Olayın ardından Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yaptığı açıklamada, petrol tesislerinin hedef alınması durumunda ABD’ye ait olan veya ABD’li şirketlerin ortaklığının bulunduğu tüm enerji tesislerini hedef alacaklarını duyurmuştu. Hark Adası’na yapılan saldırıdan bir gün sonra Trump, NBC News’e verdiği röportajda adaya tekrar saldırılabileceğini belirterek bunu “eğlenceli” olarak nitelendirmiştir. Diğer taraftan ABD’nin Japonya’da konuşlu USS Tripoli uçak gemisi ve mürettebatının Körfez’e gönderileceği de ifade edilmiştir. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ise 25 Mart’taki açıklamasında ABD ve İsrail’in bir komşu ülkenin yardımıyla İran’a ait adalardan birine saldırı hazırlığında olduğunu söylemiştir. Bu gelişmeler ABD’nin İran’a asker çıkarma tartışmalarına yol açarken başta Hark Adası olmak üzere İran’ın güneyindeki adaların önemini gündeme getirmiştir. Trump açıklamasında Hark Adası’ndan İran’ın “baş tacı” (crown jewel) olarak bahsetmiştir. Peki İran’ın baş tacı olarak nitelendirilen bu adayı bu kadar önemli kılan nedir?

Hark Adası’nın Stratejik Önemi

İran’ın Buşehr vilayetine bağlı olan Hark Adası, ana kıyıdan 34 kilometre mesafede yer alan yaklaşık 20 kilometrekarelik yüz ölçüme ve 8 bin civarında nüfusa sahip bir adadır. Adanın stratejik önemini belirleyen en temel husus ise İran petrolünün yaklaşık yüzde 90’ının bu ada üzerinden ihraç  edilmiştir. Hark Adası, İran ana karasının güney kesimlerinde yer alan petrol rafinerilerine oldukça yakın bir konumdadır. Örneğin İran’ın en büyük tesislerinden biri olan Ebuzer Petrol Rafinerisi adaya sadece 75 kilometre mesafededir. Çevredeki diğer adalardan farkı ise etrafındaki suların derinliğinin fazla olması ve bu derinlik sayesinde devasa petrol tankerlerinin adaya rahatlıkla yanaşabilmesidir.

Bu stratejik özellikleri nedeniyle Hark Adası’nın bir petrol depolama ve ihracat merkezine dönüştürülmesi İran Devrimi öncesinde de ülkenin gündeminde olmuştur. Bu doğrultuda adadaki ilk liman projesi 1958’de başlamıştır. Nitekim Doğu İskelesi’nin inşaatı da o döneme dayanmaktadır. Güncel durumda adada Doğu ve Batı iskeleleri olmak üzere iki ana liman bulunmaktadır. Doğu İskelesi 275 bin tonluk kapasitesiyle aynı anda 6 tankerin yanaşmasına olanak sağlamaktadır. Batı İskelesi ise 4 tankerin eş zamanlı yanaşmasına müsaittir. Böylece adadan toplamda 10 tanker aynı anda yükleme yapabilmektedir. Bu doğrultuda Hark Adası sahip olduğu 40 depolama tesisi sayesinde yaklaşık 20 milyon varil stoklama ve günlük 5 milyon varil petrol ihracatı kapasitesine sahiptir. Ancak yaptırımlar nedeniyle İran’ın günlük ihracatı en fazla 3 milyon varil seviyesinde kalmıştır.

Adanın böylesine stratejik bir kapasiteye sahip olması ve İran petrol ihracatının yüzde 90’ının buradan gerçekleşmesi, bir yandan güvenlik açığını beraberinde getirirken diğer yandan barındırdığı potansiyel nedeniyle adanın işgalini dönem dönem gündeme getirmiştir. Nitekim Trump’ın Hark Adası’na yönelik açıklamaları sadece mevcut savaşla sınırlı değildir. İran-Irak Savaşı devam ederken 1988’de Trump, The Guardian gazetesine verdiği bir röportajda Hark Adası ile ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulunmuştur. O dönemde Trump, başkan olması durumunda Hark Adası’nı ele geçireceğini söylemiştir. Trump’ın bu sözlerini o dönemin konjonktürünü dikkate alarak değerlendirmek gerekir. 1984-1988 arasında Basra Körfezi’nde “tanker savaşları” olarak adlandırılan büyük bir gerilim yaşanmıştır. Bu kapsamda Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin, İran’ın finans yollarını kesmek amacıyla İran tankerlerine saldırmış; Tahran ise “Biz petrol satamazsak hiç kimse satamaz” sloganıyla Körfez’den geçen tanker gemilerini hedef almıştır. Bölgedeki enerji transferinin güvenliğini sağlamaya çalışan ABD ile İran güçleri bu süreçte 12 kez doğrudan karşı karşıya gelmiştir. İran’ın ABD tankerlerini hedef almasına karşılık olarak ABD, İran petrol tesislerini bombalamıştır.

İran-Irak Savaşı döneminde de Hark Adası sık sık gündeme gelmiştir. Saddam Hüseyin, İran’ın finans yollarını kesmek amacıyla Hark Adası’na 2 bin 840 kez saldırı düzenlemiştir. Ancak adaya giden boru hatları deniz altından geçtiği için Saddam, o dönemde adaya akan petrol akışını durdurmayı başaramamıştır. Mevcut durumda ise adeta tarih tekerrür etmektedir. Bir yandan İran uğradığı zarar nedeniyle bölgedeki diğer aktörlerin ve ABD’nin de bu ekonomik ağın kesilmesinden etkilenerek zarar görmesini istemekte diğer yandan ABD, Hark Adası’nı ele geçirmeyi hedeflemektedir.

12 Gün Savaşı öncesinde de İsrail savaş kabinesinin Hark Adası’na yönelik bir saldırı planı üzerinde tartıştığı ifade edilmiştir. 7 Mart 2026’da Axios, ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde İsrail ve ABD’nin Hark Adası’na saldırı düzenlemeyi planladığını yazmıştır.  Dolayısıyla Hark Adası, ABD ve İsrail’in gündeminde uzun zamandan beri var olan bir meseledir. Adaya yapılacak olası saldırının savaşın seyri açısından da belirleyici bir etkisi olacaktır.

Hark’a Yönelik Saldırının Muhtemel Sonuçları

ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri tesislere gerçekleştirdiği saldırıdan bir hafta önce İsrail’in muhalefet lideri ve eski Başbakanı Yair Lapid, X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda İsrail’in Hark Adası’nda bulunan bütün petrol ve enerji tesislerini bombalaması gerektiğini paylaşmıştır. ABD’nin önde gelen Cumhuriyetçi senatörlerinden Lindsey Graham da benzer şekilde X üzerinden yaptığı paylaşımda “Adayı kontrol eden savaşın kaderini belirler” ifadesini kullanmıştır. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere hem ABD hem de İsrail’de Hark Adası’nın belirgin bir hedef haline geldiği görülmektedir. Bu doğrultuda iki seçenek ön plana çıkmaktadır. Birinci seçenek adada bulunan petrol tesislerini hedef alarak İran’ın enerji şahdamarını kesmektir. Böylece İran’ın en önemli finans kaynağı kesilerek ülkenin dize getirilmesi amaçlanacaktır. İkinci seçenek ise adanın kontrolünün İran’ın elinden alınarak ABD’nin denetimine geçirilmesidir. Böylelikle hem İran’ın yanı başında stratejik bir ada elde edilmiş hem de İran’ın finans desteği kesilmiş olacaktır. Bu seçenek tabiri caizse Trump’ın iştahını kabartmakla birlikte gerçeklikte her iki seçeneğin de neredeyse imkansız olduğu görülmektedir.

Birinci seçenek olarak Hark Adası’nda bulunan petrol ve enerji tesislerine yapılacak herhangi bir saldırı kuşkusuz İran’ın misillemesiyle sonuçlanacaktır. Nitekim İran, olası bir saldırı durumunda bölgedeki bütün ABD bağlantılı enerji tesislerini hedef alacağını açıkça belirtmiştir.  Savaşın ikinci haftasında İsrail, Tahran ve Kereç’teki petrol tesislerini hedef aldığında İran karşılık olarak Hayfa ve Bahreyn’deki BABCO petrol tesislerine saldırmıştır. Benzer şekilde 19 Mart’ta İsrail, İran’ın en önemli petrol ve doğal gaz tesislerinden biri olan Asaluye (Güney Pars) tesislerini hedef alırken İran da buna karşılık olarak Katar’da bulunan dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretim tesisi olan Ras Laffan tesisleri, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’de bulunan SAMREF rafinerisi, BAE’deki Hosn rafinerisi, Kuveyt’teki Mina Ahmadi ve Mina Abdullah tesislerini hedef almıştır. Bu saldırılardan sonra doğal gaz fiyatlarında hızlı bir yükseliş meydana gelmiştir.

Bu karşılıklı saldırılar petrol fiyatlarının hızla artmasına da sebep olmuştur. Dolayısıyla Hark petrol tesislerine yönelik bir saldırı kuşkusuz İran’a büyük bir zarar verecektir ancak İran’ın vereceği karşılıkla ABD ve İsrail de bu zarardan payını alacaktır. Nitekim 13 Mart’ta Hark Adası’na yapılan saldırılar askeri tesislere yapılmış olsa da saldırıdan sonra petrol fiyatlarının yaklaşık yüzde 7 oranında arttığı ifade edilmiştir. Bu husus Hark Adası’nın petrol piyasasında taşıdığı önemi göstermektedir.

Diğer taraftan böyle bir saldırının mevcut savaşı; başta su arıtma tesisleri olmak üzere sivil altyapıların da hedef alınabileceği bir aşamaya taşıması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Trump’ın 22 Mart’ta Tahran’a 48 saatlik bir ültimatom vermesinin ardından İran; bölge ülkelerinin enerji tesislerinin haritasını çıkararak kendi enerji tesislerine yapılacak herhangi bir saldırıya karşılık Körfez bölgesindeki bütün enerji tesislerini hedef alacağını ilan etmiştir. Dolayısıyla bu seçenek olasılıklar dahilinde olsa da son derece yüksek riskler barındırmaktadır. Savaşın kontrollü biçimde sürdüğü mevcut aşamada böyle bir saldırı olasılığı düşük görünse de kontrolün kaybedildiği bir senaryoda, yüksek zarar potansiyeli nedeniyle ilk değerlendirilecek seçeneklerden biri haline gelecektir.

İkinci seçenek olarak adanın kontrolünü elinde bulundurmak adına ABD’nin, doğrudan adaya asker indirmesi veya adayı abluka altına alması gerekmektedir. Adada 8 bin İranlının aktif olarak yaşadığı ve adanın İran ana karasından yaklaşık 34 kilometre uzaklıkta olduğu dikkate alındığında bu seçeneğin de bir hayli zor olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki adaya yapılan saldırıdan sonra çok sayıda İranlı gönüllü adaya gitmek için iskelelere akın etmiştir. Ayrıca ada; Hürmüz Boğazı’ndan 480 kilometre uzaklıkta; İran, Irak ve Kuveyt arasında yer almaktadır. Bu nedenle mevcut durumda ABD Donanmasının Hürmüz’den geçerek bu noktaya ulaşması pek mümkün görünmemektedir. ABD’nin yaklaşık 50 bin askerinin bulunduğu bölgedeki üslerinden bir harekat düzenlenmesi ise yüksek kayıp ihtimalini beraberinde getirecektir. Bu seçenek ancak İran rejiminin düşmesi veya karşılık veremeyecek hale gelmesi durumunda muhtemel olabilir. Fakat rejim ayaktayken, tüm bu elverişsiz koşullara rağmen Trump ve Netanyahu’nun ısrarıyla bir harekat düzenlenmesi durumunda tarafların ciddi kayıplar ve beklenmedik zorluklarla karşılaşması kuvvetle muhtemeldir. Zira devam eden savaşta ABD ve İsrail, ülkenin altyapısını bombalayarak asıl hedefin rejimden ziyade doğrudan İran olduğunu ortaya koymuş ve bu tablo İran halkını milli değerler etrafında daha fazla konsolide etmiştir.

***

Yazar hakkında

İsmet Horasanlı

İsmet Horasanlı

Lisans derecesini Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden alan İsmet Horasanlı aynı üniversitede yüksek lisansını Uluslararası İlişkiler Bölümünde “Devrim Sonrası İran’ın Körfez Bölgesine Yönelik Dış Politikası” teziyle tamamladı. Horasanlı 2014’te ABD’de bulunduğu dönemde CIEE’nin düzenlemiş olduğu “CIEE Civic Leadership Summit” programına katılma hakkı kazanıp başarıyla tamamlamıştır. Horasanlı 2017-2021’de İRAM’da çalışmıştır. Horasanlı AYBÜ/Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (ULİSA) Güvenlik Çalışmaları’ndan “The Rise of ISIS in Afghanistan: Islamic State-Khorasan (IS-K)“, teziyle ikinci yüksek lisans derecesini almıştır. Horasanlı bir dönem SETA Berlin’de staj yapmış, hali hazırda SETA Ankara’da çalışmaktadır. Horasanlı çalışmalarında Afganistan, İran dış politikası ve Körfez bölgesine ağırlık vermektedir. İleri düzeyde İngilizce, Farsça, orta düzeyde Peştuça ve Arapça bilmektedir.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.