Hamaney’in “Büyük Şeytan” Doktrini: İran Dış Politikası ABD Algısı
*Ayetullah Ali Hamaney, 1989 yılından bu zamana kadar İran İslam Cumhuriyeti’nin en yüksek dini ve siyasi otoritesi olarak görev yapmış halkına rehber niteliği taşıyan bir devlet adamıdır. Modern İran tarihinin en uzun süre görevde kalan lideri olarak tarihteki yerini almıştır.
* İşte detayı!
TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency
Özgür VURAL / Bilim Uzmanı, POLSAM
ESKİŞEHİR, 10 MART 2026
Ayetullah Ali Hamaney, 1989 yılından bu zamana kadar İran İslam Cumhuriyeti’nin en yüksek dini ve siyasi otoritesi olarak görev yapmış halkına rehber niteliği taşıyan bir devlet adamıdır. Modern İran tarihinin en uzun süre görevde kalan lideri olarak tarihteki yerini almıştır.
Hamaney’in dış politika vizyonu, İran’ı sadece bir ulus devlet olarak değil, İslam dünyasının ve “ezilenlerin” lideri olarak konumlandırmak üzerine geliştirilmiştir. Bu bağlamda ABD’yi “Büyük Şeytan” olarak niteleyerek, her türlü doğrudan müzakereye kuşkuyla yaklaşılmıştır. Bunun yanı sıra Hamaney; İsrail devletini bölgedeki “kanserli bir tümör” olarak tanımlayarak yok edilmesi gerektiğini savunmuştur.
ABD’ye karşıt bir güç oluşturabilmek için Lübnan (Hizbullah), Suriye (Esad rejimi), Irak (Şii milisler) ve Yemen (Husiler) üzerinden bir “Direniş Ekseni” inşa etmiştir. Bu siyasi hamle ile İran’ın savunma hattı ülke sınırlarının dışına (Akdeniz ve Kızıldeniz) taşınmıştır. İran’ın izole yapısından sıyrılması için ise Batı yaptırımlarına karşı Çin ve Rusya ile stratejik ortaklıklar kurulmuştur.
Kavramsal Köken ve Süreklilik
ABD ile ilişki kurmak, Hamaney için Batı kültürel emperyalizmine kapı aralamak anlamına gelmektedir. Bu perspektifte ABD; sekülerizmi, liberal değerleri ve İsrail ile olan stratejik ortaklığı nedeniyle İran’daki İslami devrimin “doğal düşmanı” olarak kodlanmıştır.
İlk kez “Büyük Şeytan” söylemi Ayetullah Humeyni tarafından kullanılmış olsa da, Ali Hamaney bu kavramı kurumsallaştırmış ve 21. yüzyılın küresel siyasetine uyarlamıştır. Hamaney’e göre ABD, yalnızca bir devlet değil; ahlaki yozlaşmanın, emperyalizmin ve İslam dünyasına yönelik gerçekleştirilen olumsuz propagandaların ve bu doğrultuda gerçekleştirilen negatif faaliyetlerin merkez üssüdür. İslam’a karşı ABD tarafından gerçekleştirilen bu psikolojik kökenli siyasi baskıyı bertaraf edebilmek için Hamaney çok kapalı ve sert bir uluslararası diplomasi geliştirmiştir.
Hamaney’in Amerikan karşıtı söylemi üç ana sütun üzerine inşa edilmiştir:
- Varlık Tehdidi: ABD’nin temel amacının İran rejimini değiştirmek değil, İslam Cumhuriyeti’ni “içeriden çürütmek” ve devrimci kimliğini yok etmek olduğuna inanmaktadır.
- Güvensizlik ve Ahde Vefa: Hamaney, ABD ile yapılan hiçbir anlaşmaya tam güven duyulmaması gerektiğini savunmakta olup; 2015 Nükleer Anlaşması (JCPOA) sürecinde ve sonrasındaki tutumu, “Amerikan sözüne güvenilmez” düsturu üzerine inşa edilmiştir.
- Küresel Küstahlık (İstikbar): Hamaney’e göre ABD; dünyadaki ezilenlerin sömürücüsüdür. Bu bağlamda anti-Amerikanizm, dini bir vecibe ve “onur mücadelesi” olarak ortaya konulmuştur.
Hamaney, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını, İran’ı kuşatmayı hedefleyen bir “çevreleme politikası” olarak değerlendirmiştir. Buna karşı geliştirilen “Direniş Ekseni” (Lübnan Hizbullahı, Suriye rejimi, Irak Şii milisleri ve Yemen’deki Husiler), ABD’nin bölgesel planlarına karşı bir asimetrik savunma mekanizması olarak kurgulanmıştır.
Bu strateji, ABD ile doğrudan bir askeri çatışmadan kaçınırken, vekil unsurlar üzerinden sürekli bir gerilim hattı oluşturmayı amaçlamıştır. Hamaney için nükleer program, sadece enerji üretimi değil, “Büyük Şeytan”ın bölgedeki askeri üstünlüğünü dengeleyecek en caydırıcı karttır.
Hamaney, ABD’nin askeri müdahalelerden ziyade kültürel ve teknolojik araçlarla İran toplumunu dönüştürmeye çalıştığını savunmaktadır. İnternet, sosyal medya ve Batılı yaşam tarzı, Hamaney tarafından “Büyük Şeytan’ın sızma araçları” olarak nitelendirilmiştir. Bu bakış açısı, İran’daki internet kısıtlamalarının ve muhafazakâr sosyal politikaların temel meşruiyet kaynağını oluşturmaktadır.
Sonuç
Hamaney için ABD ile ilişkiler hiçbir zaman teknik bir diplomasi meselesi olmamıştır. “Büyük Şeytan” sıfatı, devrimin kimliğini koruyan bir zırh görevi görmüştür. 2026 yılı perspektifinden bakıldığında, Hamaney’in bu uzlaşmaz tutumu İran’ı bir yandan ekonomik yaptırımların kıskacında bırakmış olsa da diğer yandan rejimin ideolojik saflarını sıkı tutmasını sağlayan en güçlü argüman olmuştur.
Ayetullah Hamaney’in “Büyük Şeytan” kavramı, 37 yıllık iktidarı boyunca İran’ın dış politikasının pusulası olmuştur. ABD’yi bir “şeytan” olarak tanımlamak, Hamaney’e hem ideolojik bir tutarlılık hem de siyasi bir manevra alanı sağlamıştır. 2026 yılı itibarıyla Hamaney sonrası dönemde, İran’ın bu “varoluşsal düşmanlık” paradigmasını sürdürüp sürdürmeyeceği veya pragmatik bir dış politikaya geçiş yapıp yapmayacağı, ülkenin yeni dönemdeki en temel kırılma noktası olacaktır.
