enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp
DOLAR
8,2971
EURO
9,9864
ALTIN
477,49
BIST
1.337
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
17°C
Cumartesi Gök Gürültülü
16°C
Pazar Çok Bulutlu
17°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
16°C

Doğu Akdeniz’de normalleşmeye doğru

Doğu Akdeniz’de normalleşmeye doğru
16.03.2021
0
A+
A-

TÜHA HABER / STAR Gazetesi ‘Açık Görüş’ Yazarı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, 2021 yılı Doğu Akdeniz meselesi açısından 2020’den farklı yaklaşımların sergilenmesine imkan verecek gibi olduğunu belirterek, ‘Erdoğan’ın Macron ile görüşmesi, Yunanistan ile sürdürülen istikşafi görüşmeler, Mısır’dan ve BAE’den gelen olumlu sinyaller, bölgede barış ve istikrar adına olumlu adımlardır. Bu yaklaşım şüphesiz tüm tarafların kazancına olacak” dedi.

Süleyman Kızıltoprak - Timeturk HaberProf. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Doğu Akdeniz bölgesindeki gelişmelerin her geçen gün mevcut durumun yeniden tartışılmasına ve yeni durumların ortaya çıkmasına neden olduğunu hatırlatarak, daha önce Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile deniz yetki alanlarını belirleyen anlaşmalar yapan Mısır’ın, bu konuda yayınladığı harita ile Ankara’dan olumlu mesajlar alırken Atina’dan “kalleşlik” suçlamalarının yapıldığı tepkileri aldığını, ardından, Yunan Dışişleri Bakanının Kahire’ye ani bir ziyaret yaptığını ve Yunan Başbakanı Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğine dikkat çekti.

Sakinleşme psikolojisi

Yunan basınının yayınladıkları harita ile kendi tezlerinin Mısır tarafından kabul edildiğini iddia ederek sakinleşme psikolojisi içinde olduklarını gösterdiğini ifade eden Prof. Dr.  Kızıltoprak, Mısır’ın pozisyonuna ilişkin Suudi gazetelerin de yorumlarda bulunarak, Kahire’nin Yunanistan ile mutabakatının devam ettiğine ve Kıbrıs Rum Kesimi ile yaptıkları anlaşmalara sadık kalacaklarına dair yazılar yayınladıklarını belirtti.

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Doğu Akdeniz’de son yıllarda özellikle Mısır ve İsrail açıklarında tespit edilen hidrokarbon kaynaklarının bölgede yeni iş birliklerini zorunlu kıldığını, Doğu Akdeniz’deki istikrarsızlığın Türkiye’yi ve Mısır’ı jeo-politik ve jeo-stratejik açıdan etkilediğini hatırlattı.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar noktasındaki yaklaşımının, hakkaniyet, adalet ilkeleri ve uluslararası hukuka saygı çerçevesinde olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Türkiye’nin tekliflerinin hem bölgedeki kıyıdaş ülkeler hem de bölge halkları için en âdil teklifler olarak değerlendirildiğini, nitekim Mısır, İsrail ve Lübnan Türkiye’nin âdil ve akılcı teklifleri sebebiyle daha fazla kazanç elde edeceklerini, Mısır ve İsrail’den gelen son mesajlar değerlendirildiğinde her iki ülkenin de çıkarlarını yeniden gözden geçirdiğinin anlaşıldığını açıkladı.

Mısır halkının çıkarları

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, “Yunanistan, Meis adasını hücumbotlarla silahlandırıyor. Burası Türkiye kıyılarına sadece 2 mil uzaklıktadır. Türkiye’nin uluslararası hukuka riayet edilmesini dikkat çektiği noktada Kahire yönetimi Mübarek devrinden beri Türkiye’yi haklı gördüğünü göstermiştir. Mısır, son gelişmelerde ortaya çıkan tavrıyla eski pozisyonunu değiştirdiğini belirten bir tutum takınmamıştır” dedi.

Yunanistan’ın Mısır Anlaşmasının açıkça Mısır’a alan kaybettirdiğini dile getiren Prof. Dr.  Kızıltoprak, “Mısır Cumhurbaşkanı Mısır halkının çıkarını korumaktan başka bir siyaset izleyebilir mi? Elbette ki hayır. Aksi durumu Mısır halkına izah edemez” ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da diplomasiye ağırlık veren yeni bir dil kullanmaya başladığına değinerek, buna karşılık Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminde kullanılan dilin Mısır’a karşı olduğu gibi kabul edilemeyeceğini ve oldukça kaba ve çirkin olduğunu kaydetti.

Südet sorununa çözüm noktasında ortaya çıkan uluslararası anlaşmanın Münih sendromu olarak bilindiğinin altını çizen Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, şöyle devam etti:

“Geçmişin etkisinde kalarak yeni kararlar veren aktörlerin sorunu çözmekteki başarısızlıklarını ifade etmektedir. II. Dünya Savaşı öncesinde Nazi Almanya’sının haksız toprak taleplerini savaşa yol açmadan çözüme kavuşturmak isteyen ülkelerin temsilcilerinin durumlarına işaret eder. I. Dünya Savaşı’nın yıkımıyla karşılaşmak istemeyen Batılı devletlerden İngiltere, Fransa ve İtalya Çekoslavakya’nın toprak bütünlüğüne dair imzaladıkları anlaşmaları çiğneyerek Südet bölgesini Çekoslavakya’dan alıp Almanya’ya vermişlerdir. Çekoslavakya’nın toprak bütünlüğünü garanti eden taraflardan biri olan Rusya 29 Eylül 1938’de Münih’te söz konusu ülkeler arasında yapılan bir konferans neticesinde imzalanan anlaşmaya davet bile edilmemiştir. Hitler, Mussolini yanında İngiliz Başbakan Neville Chamberlain ve Fransa Başbakanı Eduorad Daladier anlaşmanın mimarları olarak bulunmuştur. Ancak, korkularını kontrol edemeyen bu aktörler çok kısa süren bir barış sağlamışlar ve Hitler’in yıkıcı soykırıma varan katliam ve yayılmasını durduramamışlardır. Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan anlaşmazlıklarda sorunlara ve uzlaşmalara taraf olan aktörlerin güvenirliliği bu bakımdan önemlidir. Irak’ın işgalinden sonra, Ortadoğu bağlamında Soğuk Savaş döneminin parametreleri değişmiştir. Yeni koşullar ve yeni aktörler ortaya çıkmıştır. Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de bölgesel aktörlerin gücü ve etkinliği Soğuk Savaş devrinden oldukça farklı hale gelmiştir”.

Münih sendromu

Münih metaforu ve durumunun, taahhütler yerine getirilmediğinde neler olabileceğinin bir örneği olarak yaygın bir şekilde öne sürüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Kızıltoprak, Uluslararası politikada, bazı anlaşmaların kısa ömürlü olduğunu, Anlaşmaların ömrü tarafların bölgesel ve küresel sistemdeki pozisyonuyla doğrudan ilgili, bazı anlaşmaların her zaman gerçeklerle uyuşmadığını ve bu yüzden de uygulanma imkanının olmadığını aktardı.

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, değişen dünyada dinamik uluslararası ilişkiler ağı bugün Basra Körfezi ve Orta Doğu’da canlı bir şekilde sergilendiğini, yeni çıkar tanımları yapan ülkelerin yeni ortaklıklar peşinde koştukları ve bazı devletlerin dış politikadaki yol haritalarını yeniden düzenlediklerinin görüldüğünü dile getirdi.

ABD’nin Soğuk Savaş dönemindeki tüm ilişkilerin yeniden tanımlandığını açıklayan Prof. Dr. Kızıltoprak,  Irak’ın işgaliyle birlikte yeni evrelere geçtiğini, ama Soğuk Savaş sırasındaki gibi stabil bir durum tesis edilemediğini, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki ilişkilerin yeni dönemde ABD açısından değerlendirildiğinde 30 yıl öncesinde verilen önemlere sahip olmadıkları ifade etti.

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, “Muhtemelen Biden bu durumu açıkça ilan eden ilk ABD Başkanı. Biden başkanlık kampanyası sırasında Suudi Arabistan’dan bir parya devleti olarak bahsetti. Bu tanımlama Suudiler için oldukça inciticidir. Ama Biden yönetimi aynı etiketi tüm bölgesel Soğuk Savaş dönemi ortakları için de kullanabilir mi? Yoksa seçim atmosferinde Trump’a karşı geliştirdiği bir söylem olarak mı kalır? Bunu zaman gösterecek ama, bu sözler Riyad yönetimini alternatif politika arayışlarına yöneltebilir” dedi.

Psikolojik engel kalkıyor

Prof. Dr.  Kızıltoprak, Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkilerin kısa vadede rayına oturmasının en azından Arap Baharı öncesine, Mübarek dönemindeki düzeyine gelebilmesinin şimdilik oldukça iyimser bir yaklaşım olduğunu belirtti ve ancak iki ülke arasındaki ağır psikolojik engellerin yavaş yavaş kalktığını aktardı.

Son gelişmelerde de görüldüğü gibi, Türkiye ve Mısır’ın ulusal çıkarlarının uzlaşma noktasını işaret ettiğini açıklayan Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Mısır ve Türkiye’nin son yüzyılda Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında aldıkları roller ve pozisyonlar bakımından bölgenin dinamik güçleri olduğunun altını çizdi.

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, “Her iki ülkede halklar iç barış ve istikrarı önemsemektedir. II. Dünya savaşından sonra bölgede kurulan İsrail karşısında Arap ülkeleri Mısır’a bakarak politik tavır almışlardır. Mısır ordularıyla savaşırken Suudi Arabistan Kral Fahd da dahil olmak üzere İsrail ile barış planlarını gündeme getiriyordu. Bu bağlamda, Türkiye İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olarak bölgede her zaman barış ve istikrar istemiştir. İsrail’i dışlayan kategorik tavır göstermemiştir. Kısacası, Suudi Arabistan baştan beri barış yanlısı iken 1979’da Mısır İsrail ile barış yaptı. 1995 yılında ise Ürdün de barış yaptı. 26 yıl geçtikten sonra BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas bu kervana katıldı. Bugün gelinen noktada bölgede barışı isteyen aktörler çoğalmıştır. Türkiye’nin Filistin halkının varlık mücadelesini desteklemesi bir yönüyle kalıcı barışa katkıdır. Bölgedeki İsrail’e komşu ülkelerin içlerine sinmeden imzaladıkları anlaşmalar gerçekten kalıcı bir barış sağlayabilmekten uzaktır. Kalıcı barış İsrail’in de çıkarınadır. Ne zamana kadar kavga, işgal ve ilhak politikalarını sürdürebilirler?” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan, Mısır ve Türkiye’nin birçok durumda çıkarlarının oldukça uyumlu ve bunun nedeninin gerçekten iki ülkenin de çıkarlarını koruma noktasında potansiyel güçlerini kullanma iradeleri bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, “Barışı bozan unsur her zaman İsrail değil. El-Kaide ve türevleri olan DAEŞ gibi tehditler bölgedeki kaosu derinleştiriyor” dedi.

“Bölgedeki en temel mücadele alanlarından biri söz konusu terörist yapılarla mücadeledir” diyen Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, bu konuda Türkiye ve Mısır’ın istihbarat kurumları aracılığıyla iletişimde olmasının oldukça anlamlı olduğunun altını çizerek,  çünkü her iki tarafın da esas tehdidin farkında olarak en temel alanda işbirliği imkanlarını geliştirmek noktasında çaba harcamakta olduklarını gösterdiğini açıkladı.

Prof. Dr. Kızıltoprak, “Çünkü her iki taraf da barışı ve istikrarın kıymetini biliyor. Dolayısıyla bunlar uyumlu olan çıkarlardır ve uluslararasındaki ilişkilerde belirli işbirliği alanlarının önünü açarlar. Ancak diğer yandan, dış politika alanı bir ülkenin sadece çıkarlarını temin alanı değildir. Her zaman ulusal çıkarlarla ulusal ve evrensel değerlerin dengelenmesiyle belirlenir. Ve değerler söz konusu olduğunda, Mısır ile Türkiye’nin değerleri kimi noktalarda çok örtüşüyor kimi noktalarda ise özellikle demokratik haklar bağlamında pek az noktada buluşuyor” dedi.

Mısır’ın demokrasi tecrübesi açısından Türkiye’nin 1960’lı yıllarda yaşadığı acı tecrübelere benzer bir süreçten geçtiğine vurgu yapan Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, “Yani değerlerimiz birbiriyle benzer özelliklere sahip olsa da hali hazırda yakın ve uyumlu değil ve bu durum ikili ilişkilerde sürekli gerilim yaratıyor. İkili ilişkilerde uzlaşma sağlanan ve benzer tutumlar sergilenen noktalardan başlamak gerilimlerin azalmasını sağlayacaktır. Bu bakımdan farklı önceliklere sahip yönetimler aynı değerleri paylaşıyor olsa bile odaklanmaları farklıdır. Bazıları ilgi odaklıdır ve bazıları da değer odaklı. Uluslararası ilişkiler açısından tamamen çıkarlara yönelik veya tamamen değerlere yönelik bir dış politika uygulaması uzun vadede başarılı olabilir mi? Olamaz görüşü ağırlıktadır. Bunlar arasında bir denge kurulmalı veya bir alternatif orta yol politikası ihdas edilmelidir” ifadesini kullandı.

Mısır bölgenin kalbi

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Mısır Arap dünyasının kalbi ve aklıdır“ifade ettiği gibi, Ama aynı zamanda, 40 yıldan fazla istikrarını koruyan bir ülke olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kızıltoprak, Mısır’ın Arap Baharı’nın acılarını yaşamış bir ülke olmasına rağmen, Suriye, Yemen ve Libya’da meydana gelen iç savaşa izin vermeyip devlet otoritesini korumayı sürdürme beceri ve kabiliyetini gösterdiğini açıkladı.

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, şöyle devam etti:

“Mısır 1 milyon kilometrekareyi geçen coğrafi alanı ve 120 milyonluk nüfusu ile büyük bir istikrar zeminidir. Bu zemini kaybederseniz Doğu Akdeniz ve Arap dünyasının güvenliği açısından çok şey kaybedersiniz. Mısır’daki olası istikrarsızlık nedeniyle Avrupa yeni bir göç dalgasıyla karşılaşabilir. Bu yüzden Etiyopya’nın Rönesans barajı sebebiyle ortaya çıkacak su kayıpları, Mısır’ın can damarı olan Nil havzasında tarım üretimini olumsuz şekilde etkileyeceği gibi yoğun göçleri de beraberinde getirecektir. Göçlerin yönü ise bellidir: Yunan adaları, İtalya kıyıları ve Avrupa.”

Yakınlaşma gereği

Mısır ve Türkiye’nin tarihi ve geleneksel bağlarının bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Kızıltoprak,  bunun da her iki ülkeyi birbirine daha da yakınlaştırdığını,Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da zaman zaman bu noktaya dikkat çektiğini söyledi.

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, “Hatta iki ülke arasındaki siyasi yaklaşım farklılıklarının Kahire’yi Mısır halkının çıkarları aleyhine Atina ile MEB konusunda bir anlaşma imzalamasına yol açmaması gerektiğine dair kanaatini beyan etmişti. Türkiye Cumhurbaşkanı ayrıca Ankara ile Kahire arasında devam eden istihbarat görüşmelerini de doğrulamıştı” dedi.

Mısır istihbarat kurumunun neden Türkiye ile ilişkileri geliştirme yanlısı olduğunu Prof. Dr. Kızıltoprak, bunun sebeplerini şöyle sıraladı:

1.Uzun vadeli planlamada Mısır, bölgesel güvenlik kaygılarını sağlamak için İsrail ve Yunanistan’a güvenemez. Türkiye, Mısır için çok daha iyi bir ortak olabilir.

2)Türkiye ile Mısır arasındaki sorunlar Türkiye’nin darbe karşıtı tutumu nedeniyledir. Yani ilkeseldir. Dış politikada değerlere dayalı politikalar zamanla yerini gerçekçi politikalara bırakır. Türkiye Mısır’a değer vermektedir. Güçleri birbirine yakın ülkeler olarak bölgedeki rollerini rekabet değil işbirliği ile sürdürebilirler.

3)Türkiye, Mısır’a karşı çeşitli şekillerde siyasi iyi niyetini göstermiştir.

Mısır’ın Arap dünyasının lokomotifi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kızıltoprak, Mısır’ın Suudi-BAE bloğuyla çatışan çıkarlarının Türkiye ile yeni bir ilişki kurmasını zorunlu kılan faktörlerden olduğunu, Mısır’ın Türkiye ile yakınlaşmasının ardındaki motivasyonlardan birinin, Körfez’deki değişen siyasi dinamiklerin ise bir diğerinin de Biden yönetiminin dış politikadaki yeni yaklaşımları, Biden’in Ortadoğu’daki rejimler ve Trump döneminde uygulanan politikalara karşı eleştirel duruşlarının Kahire’de de farklı yankılanmalara sebep olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, sonuç olarak Mısır’ın istikrarını korumanın, bölgenin istikrarını sağlamanın anahtarı olduğunu belirterek, Ortadoğu’nun istikrarının da Mısır’ın refahına, istikrarına katkı vereceğini söyledi.

Katar-Mısır ilişkilerinin normalleşmesinden sonra Kahire ile Ankara arasında yeni adımların atılmasının daha kolaylaşacağını hatırlatan Prof. Dr. Kızıltoprak,  “Türkiye açısından zaman yumuşak gücü kullanma zamanıdır. Doğu Akdeniz’de MEB konusunda Kahire’nin ilk tutumu ardından gelen Yunan basınının yeni harita iddialarına karşı sessizlik şeklindeki tutumlara rağmen, son olaylar göstermektedir ki, diplomasi süreci bölgede başlamış durumdadır.

2021 yılı Doğu Akdeniz meselesi açısından 2020’den farklı yaklaşımların sergilenmesine imkan verecek gibidir. Erdoğan’ın Macron ile görüşmesi, Yunanistan ile sürdürülen istikşafi görüşmeler, Mısır’dan ve BAE’den gelen olumlu sinyaller, bölgede barış ve istikrar adına olumlu adımlardır. Bu yaklaşım şüphesiz tüm tarafların kazancına olacaktır” dedi.

HABER : Ataner YÜCE & Emekli TRT Muhabiri

[UHA Haber Ajansı, 16 Mart 2021]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.