Bakan Fidan: Dünya İsrail’in muhtemel sabotaj hamlelerine karşı hazır olmalı
* Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Özellikle dünya kamuoyunun, İsrail’in muhtemel sabotaj hamlelerine karşı hazır ve gerekli tepkiyi koyacak durumda olması da gerekmekte.” dedi.
UHA / İnternational News Agency
ANKARA (TBMM), 10 NİSAN 2026 – Bakan Hakan Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Dışişleri Bakanlığı’ndaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Yaşanan krizlerden gerekli dersler çıkarılması gerektiğini ve İsrail’in müzakere sürecini sabote etmeye yönelik bilinen eylemlerine karşı aklıselimle hareket edilmesinin zaruri olduğunu belirten Fidan, şunları söyledi:
“Özellikle dünya kamuoyunun, İsrail’in muhtemel sabotaj hamlelerine karşı hazır ve gerekli tepkiyi koyacak durumda olması da gerekmekte. Ayrıca İran ve Körfez ülkeler arasındaki ilişkilerin daha sağlam bir temele dayandırılarak normalleşmesi de dahil olmak üzere bölgede yeni bir güvenlik ve barış mimarisinin tesis edilmesini ümit ediyoruz. Türkiye olarak bu süreçte aktif rol oynamaya ve gerekli her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu tekrar ifade ediyorum.”
Bakan Fidan, “İsrail, Gazze’deki soykırımını şimdi Lübnan’a taşımaktadır” diyerek, bölgede ateşkesin daha mürekkebi kurumadan, Lübnan’da çocuk veya sivil gözetmeksizin süren İsrail saldırılarının yüzlerce cana mal olduğunu ve bölgeyi daha da derin bir insani krize sürüklediğini vurguladı.
İsrail’in Lübnan’daki işgalinin sonlandırılması ve sivil halkın korunmasının ertelenemez bir öncelik haline geldiğini söyleyen Fidan, “Tüm bölgemizin huzuru ve küresel istikrar bakımından kritik önem taşıyan şu hususu bir kez daha vurgulamak istiyorum. (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu hükümetinin, bölgedeki ateşkesi ve yoğun gayretlerle tesis edilen müzakere süreçlerini bir kez daha sabote etmesine kesinlikle izin verilmemelidir.” dedi.
ABD-İran arasındaki geçici ateşkes sürecinde deklare edilen planlarda, bölgesel güvenliğin ve diğer konuların da bulunduğu zor başlıklar olduğunu belirten Fidan, şöyle devam etti:
“İki hafta yeterli olmayabilir. Eğer taraflar mutabık kalırlarsa ateşkes bir müddet daha uzatılır ve görüşmeler devam edebilir. Dileğimiz ve gayretimiz de o yönde olacak; bu müzakerelerin iyi niyetle başlaması ve sonuca ulaşması. Dünyanın buna ihtiyacı var, bölgenin buna ihtiyacı var. Hem İran hem Amerika bunu yapabilecek nitelikte, bölge ülkeleri de her türlü yapıcı katkıyı vermeye hazırlar.”
5 Nisan’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve Şeybani ile Şam’da oldukça verimli görüşmeler yaptıklarını anımsatan Fidan, bugün de ikili ilişkilerin gündemindeki konuları, işbirliğini daha ileriye nasıl taşıyabileceklerini ve bölgedeki sıcak gelişmeleri tekrar etraflıca değerlendirme imkanı bulduklarını söyledi.
Fidan, çok sıcak günlerden geçen bölge hakkında her türlü istişare ve dayanışmaya her zamandakinden daha fazla ihtiyaç duyulduğuna işaret ederek, bunun Türkiye’yi bölgeyle daha fazla eşgüdüm içerisinde olmaya bir bakımdan mecbur kıldığını belirtti.
Türkiye’nin, bölgenin istikrarını, güvenliğini ve huzurunu bir bütün olarak gördüğünü vurgulayan Fidan, bu doğrultuda, kalıcı istikrarın tesisi amacıyla bölge ülkeleriyle yakın eşgüdüm halinde yoğun gayretlerini kararlılıkla ilerlettiklerini dile getirdi.
Fidan, bölgenin, 28 Şubat’ta başlayan savaşla birlikte yakın tarihinin en ciddi sınamalarından biriyle karşı karşıya kaldığına dikkati çekerek, küresel ölçekte ciddi etkiler yaratan bu savaş karşısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde komşularla ve ortaklarla yakın işbirliği ve temas trafiği içerisinde bulunduklarını anlattı.
“(ABD-İran) Ateşkes Lübnan’ı kapsayacak şekilde uygulanmalı”
Bu temaslarda, savaşa nihai bir son vermeye yönelik gayretleri sürekli gündemde tutarak bunun için çalıştıklarını bildiren Fidan, “Bu çerçevede kardeş Pakistan’ın aktif şekilde destek verdiğimiz girişimiyle varılan 2 haftalık ateşkesi büyük memnuniyetle karşılıyoruz. Ateşkesin, sahada Lübnan’ı da kapsayacak şekilde tam olarak uygulanmasını ve sürecin kalıcı bir barışa evrilmesini temenni ediyoruz. Bunun yolunun ancak diyalog, diplomasi ve karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesiyle mümkün olacağını tüm taraflara vurguluyoruz.” diye konuştu.
Fidan, bu çerçevede Pakistan’da başlayacak görüşmelerde, tarafların uzlaşmacı, esnek, sabırlı ve yapıcı bir tutum sergilemelerinin de ayrıca önem taşıdığının altını çizdi.
Bölgede, kalıcı barış ve huzurun en önemli yapı taşlarından birisinin de şüphesiz komşu Suriye’nin istikrarı olduğunu vurgulayan Fidan, Suriye halkının 14 yıl boyunca şiddet ve zulümle mücadele ettiğini ve 8 Aralık 2024’te tarihi bir devrime imza attığını hatırlattı.
Fidan, Suriyelilerin devrimden bugüne kadar geçen kısa sürede ülkelerinin siyasi ve ekonomik açıdan yeniden imarı yolunda sabırla ve azimle ilerlediğini ve istisnai bir başarı kaydettiğini söyledi.
“Suriye, bölgedeki krizin olumsuz yansımalarından uzak tutulmalı”
Gelinen noktada Suriye’nin, bölgedeki krizin menfi yansımalarından uzak tutulması gerekliliğinin açık olduğuna dikkati çeken Fidan, son dönemde Suriye ile yürütülen yoğun diplomasi trafiğinin arka planında da esasen bu amacın bulunduğunu dile getirdi.
Fidan, Suriye’nin sürdürülebilir istikrara kavuşması sürecinde kaydedilen ilerlemenin olumsuz etkilenmemesinin Türkiye’nin önceliği olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Türkiye, bu yönde yürüttükleri çabalarında Suriye’nin her zaman yanında olacaktır. Suriye ile derdimiz ve tasamız bir, mutluluğumuz ortak, güvenliğimiz ve istikrarımız birbirini tamamlar niteliktedir. Bu çerçevede ülkede devam eden entegrasyon sürecini de yakından takip etmekteyiz. Bu sürecin kesintiye uğramadan Suriye’nin ve komşularının selameti çerçevesinde nihayete erdirilmesi ülkemiz açısından önem ve önceliğini korumaktadır. Miadı dolmuş ve bazı çevreler nezdindeki kullanışlılığını bugün artık yitirmiş olan plan ve projelere yeni Suriye’de yer olmayacaktır.”
Bölgede süregelen krizler karşısında Suriyelilerin kapsayıcı bir anlayış etrafında birleşip ülkeyi ileriye taşımaya odaklanmasının aklı selimin gereği olduğunu kaydeden Fidan, bu doğrultuda, anayasal vatandaşlık çerçevesinde, Suriye’nin selameti ve maslahatı dairesinde tüm Suriyelileri bir araya getiren toplumsal uzlaşmanın tesisi gayretlerinde Suriye hükümetinin yanında olmaya devam edeceklerini söyledi.
“İsrail yayılmacılığı sonlanmadıkça, Orta Doğu’da kalıcı barış, istikrar ve güvenlik mümkün olmayacak”
Fidan, kalıcı barış ve istikrar yönünde yoğun gayretleri sürdürürken, bölgeyi uçuruma sürükleyen esas unsurun göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“Uluslararası toplumun artık net bir şekilde idrak etmesi gereken hakikat şudur; İsrail yayılmacılığı sona ermedikçe, Orta Doğu’da kalıcı barış, istikrar ve güvenliğin inşası mümkün olmayacaktır. İsrail’in bölgede kendi jeopolitik hesaplarını dış müdahaleler yoluyla dayatmasına artık bir ‘dur’ denmelidir. Netanyahu hükümeti, bugün hala savaş bahanesiyle Gazzelileri kıtlık koşullarına mahkum etmekte, Batı Şeria’da iki devletli çözümü ortadan kaldırmaya yönelik hukuksuz adımlarına her gün bir yenisini eklemekte, Doğu Kudüs’te ibadet özgürlüğünü sistematik biçimde kısıtlamaktadır.”
Bölgesel gelişmelerin, uluslararası toplumun dikkatini Filistin’den ayırmamasının da ayrıca önem taşıdığını anlatan Fidan, Gazze’de ateşkes tesis edilmesine rağmen Filistin halkının halen en temel insani ihtiyaçlarına ulaşmakta zorluklar yaşadığını belirtti.
Fidan, İsrail’in ateşkes kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi ve yeniden inşa kapsamındaki faaliyetlerin zaman kaybedilmeden başlaması gerektiğini kaydetti.
“Uluslararası toplum, İsrail’in fiili durum yaratma adımlarına karşı tedbir almalı”
Gazze’nin yeniden imarı için Türkiye’nin üzerine düşen görevleri yerine getirmekte kararlı olduğunun altını çizen Fidan, “Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı bu dönemde, İsrail’in Batı Şeria’da yürüttüğü eylemleri de endişeyle takip ediyoruz. Uluslararası toplumun, İsrail’in fiili durum yaratma adımlarına karşı gerekli tedbirleri alması şarttır. Bu çerçevede uluslararası toplumu seferber etme çabalarımızı da ortaklarımızla beraber yürütmekteyiz.” diye konuştu.
Fidan, istikrarını ve güvenliğini tam olarak tesis etmiş bir Suriye’nin, tüm bölgenin ve uluslararası toplumun yararına olduğuna inandıklarını dile getirerek, bu anlayışı somut neticelere ulaştırmak amacıyla Suriyeli kardeşlerle ortak gayretlerini ve üst düzeyli temaslarını ilerleyen dönemde de her alanda ve seviyede sürdürmeye devam edeceklerini söyledi.
17-19 Nisan’da düzenlenecek Antalya Diplomasi Forumu’na Cumhurbaşkanı Şara’nın iştirak edecek olmasını öğrenmekten memnuniyet duyduklarını belirten Fidan, Şeybani ve heyetine teşekkür etti.
ABD ve İran arasında tartışılacak konular
Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Fidan, ABD ve İsrail’in, İran’a düzenlediği saldırıların durdurulması için ortaya konabilen “tek somut mekanizmanın” 11 Nisan’da başlaması planlanan görüşmeler olduğuna dikkati çekti.
Fidan, taraflar arasında ilk önce tam kapsamlı anlaşmanın mı yoksa ateşkesin mi yapılacağı yönünde iki farklı görüş olduğunu ancak sonunda ön çerçevede mutabık kalınıp, hangi konuların tartışılacağına ateşkesle karar verilmesine karar verildiğini aktardı.
Bu kapsamdaki görüşmelerin 11 Nisan’da başlayacağını ifade eden Fidan, ateşkesin sağlanması konusunda her türlü çabayı göstermeleri dolayısıyla Pakistanlı yetkililere teşekkürlerini sundu.
Fidan, ABD ve İran arasında varılan ateşkese işaret ederek, “Biliyorsunuz, dün ateşkes ilan edildi. Daha görüşmelere geçmeden hemen ilk arıza ortaya çıktı. İsrail, beklediğimiz gibi oyun bozanlığını yaptı ve Lübnan’a o ana kadar gerçekleştirmediği çapta geniş kapsamlı bir hava harekatı icra etti. Çok fazla sayıda sivilin ölümüne sebep olan bir hava harekatıydı. Şimdi tabii İsrail’in bu provokasyonu eşliğinde devam edecek olan bu görüşmeler haliyle zor geçecek olan görüşmeler.” diye konuştu.
Burada tartışılacak konuların çok zor başlıklar olduğuna dikkati çeken Fidan, “Bunların bir kısmı, daha önce Amerika-İran arasındaki yapılan görüşmelerde, çok sık tartışılmış konulardı. Burada özellikle nükleer konularda bir anlayış birliğine varılmıştı. Ama şu anda orada bile birtakım git gellerin olduğunu görebiliyoruz. Özellikle (uranyum) zenginleştirme konusunda.” değerlendirmesine bulundu.
Fidan, daha önce yapılan görüşmelerde, en çok nükleer konusunun tartışılmasına rağmen şu anda bu noktada da görüş farklılıkları olabileceğini belirterek, ABD ve İsrail’in saldırılarıyla Hürmüz Boğazı’nın durumu ve seyrüsefer emniyetinin geleceği gibi bazı hususların da tartışılacak maddeler arasına girdiğini söyledi.
Hürmüz Boğazı’nın sadece Körfez ülkelerini değil bütün küresel ekonomiyi çok yakından ilgilendiren bir geçiş noktası olduğunu hatırlatan Fidan, tüm dünyanın son bir aylık süreçte bunun negatif etkilerini hissettiğini vurguladı.
Fidan, bölgesel güvenliğin sağlanmasının gerektiğine işaret ederek, “Bölge ülkeleriyle İran’ın da açıkçası bu vesileyle bir uzlaşma zeminine gitmesi ve aralarında bulunan örtülü veya açık ne kadar problemli alan varsa çok açık ve şeffaf bir şekilde ortaya konması ve bunun da bir hale bağlanması gerekmekte. Türkiye olarak biz, son 1,5-2 yıldır Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) liderliğinde oluşturduğumuz bölge vizyonu var. Bunu taraflara ifade etmekteyiz.” diye konuştu.
Türkiye’nin bölgesel sahiplenme prensibi
Bölgedeki Arap ülkelerinin İran’la olan sorunlarını “dışarıdan aktör çağırarak halletme arayışları ile İran’ın bölgede vekil unsurlar aracılığıyla yayılma girişimlerinin” bölgede tarihsel olarak ciddi gerilimlere sebep olduğunu ifade eden Fidan, Türkiye’nin bölgesel sahiplenme prensibinden hareketle herkesin birbirinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstereceği ve güvenlik, kalkınma gibi alanlarda işbirliğini ilerleteceği bir mekanizmayı esas gördüğünü söyledi.
Fidan, ABD-İsrail ve İran arasındaki gerilim başlamasaydı Türkiye’nin bu konuda ileri adımlar atma yönünde ilerlediğini vurgulayarak, “Artık bölge; savaşlardan, işgallerden, terörden, iç savaşlardan yoruldu, bölge kandan yoruldu artık. Yani bölgede ilk başta Müslümanların, bölge evlatlarının bir arada barış ve huzur içinde yaşaması lazım. Sonra İsrail’in yayılmacılığıyla ilgili uluslararası diplomatik çerçevede, uluslararası aktörlerle beraber gerekli tedbirleri alması lazım. Bölgenin kendi içindeki bölünmesini bitirmesi lazım.” ifadelerini kullandı.
Bölge dışındaki ülkelerin de barış görüşmelerine yoğun ilgi gösterdiğini belirten Fidan, şöyle devam etti:
“Esas itibarıyla burada şunu görüyoruz; daha önce de çeşitli vesilelerle ifade etmiştim, dünyanın görüş birliğinde ender bir araya geldiği, birkaç konudan biri haline geldi; bu savaşın durdurulması ve savaşın başlamasının bir hata olduğu. İran’a yönelik saldırıların bir hata olduğu yönünde bir uluslararası konsensüs artık oluşmuş durumda. Ama bu tabii ki şu anda çok fazla uluslararası platformlara yansıtılmıyor. Bir anlayış birliği var. Biz, açıkçası bu anlayış birliğini, şu anda başlayacak olan diplomatik görüşmelere bir destek zemini olarak kullanma yönünde dostlarımıza tavsiyelerde bulunuyoruz.”
Fidan, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının “açık bir provokasyon” olduğunu dile getirerek, hem Amerikanın hem uluslararası toplumun buna çok ciddi tepki göstermesi gerektiğini vurguladı.
Gazze’de yaşananlar geri plana atılmamalı
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ederken, dünya kamuoyunun Gazze’de yaşananlardan dikkatini ayırmaması gerektiğine dikkati çeken Fidan, “Çünkü bunu yaptığınız anda, İsrail’in suistimal etme mekanizması devreye giriyor.” dedi.
Fidan, Gazze Barış Planı’nda arabulucular olarak birinci aşamada taraflara düşen yükümlülüklerin hayata geçilmesi için çalışmalara başladıklarını, yeni oluşturulan Gazze Barış Kurulu’nun da şu anda aktif rol oynadığını aktardı.
Hamas heyetinin, 31 Mart’ta Türkiye’ye yaptığı ziyareti anımsatan Fidan, şunları kaydetti:
“Birinci aşamanın uygulanmasında birtakım problemler var. Hamas, kendi üzerine düşeni büyük ölçüde yerine getirdi. Ama İsrail’in bu aşamada, birinci aşamayla ilgili belli sözlere bağlı kalmadığına ilişkin veriler, bulgular var. Hamas, haklı olarak ikinci aşamaya geçmeden önce, birinci aşamada İsrail tarafından yapılmamış hususların hayata geçilmesi konusunda ısrarcı ki ondan sonra ikinci aşamaya geçelim. Bunlar nelerdir? Ağırlıklı olarak birçok konu var tabii. Bunların başında insani yardımlara ilişkin miktarların söz verildiği veya anlaşmada öngörüldüğü gibi bir türlü olmaması. İkincisi hasta hareketliliğine ilişkin, sınır kapılarının açık, özellikle Refah’ın açık, tutulmasına ilişkin politika hala bir istikrara kavuşmadı. Diğer taraftan Gazzelilerden müteşekkil 15 kişilik teknik yönetim heyetinin hala Gazze’ye girip yönetimi devralmamış oluşu gibi birinci aşamaya ilişkin tamamlanmamış konular var.”
Heyetlerin şu anda Kahire’de ikinci görüşme kapsamında tekrar bir araya gelmek için çalıştığını söyleyen Fidan, “Biz diplomasiden, diyalogdan umudumuzu kesmiyoruz. Bütün gücümüzle bu alana asılıyoruz. Bütün ortaklarımızla beraber bu işi koordine ediyoruz. Her türlü provokasyon ortada var. Zorlama, engelleme var ama biz, ısrarla bu yolu ilerletmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.