Avrupa Haberleri / NATO 3.0 Döneminde Çok Vitesli Avrupa’nın Dönüşümü
*Avrupa bütünleşmesi tarihi, krizler aracılığıyla derinleşme ve yeniden yapılanma dinamikleriyle şekillenmiştir.
* NATO içindeki yeniden dengeleme çağrıları, AB’deki çok vitesli Avrupa tartışmalarını doğrudan etkilemektedir.
* Bu çok katmanlı kriz ortamı, “çok vitesli Avrupa” tartışmalarını yeniden merkeze taşımıştır.
* İşte detayı!…
TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency
Sena BİRİNCİ
ANKARA, 20 ŞUBAT 2026 -Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nden (ANKASAM) Avrupa siyaseti, Avrupa Birliği ve seçim siyaseti uzmanı, Analist Sena BİRİNCİ, ANKASAM için “NATO 3.0 Döneminde Çok Vitesli Avrupa’nın Dönüşümü” başlıklı yazısında, Avrupa bütünleşmesi tarihinin, krizler aracılığıyla derinleşme ve yeniden yapılanma dinamikleriyle şekillendiğine dikkat çekti.
Analist Sena BİRİNCİ, yazısına şöyle devam etti:
1950’lerden bu yana ekonomik işbirliği temelinde başlayan entegrasyon süreci, Soğuk Savaş sonrası genişleme dalgalarıyla hem coğrafi hem kurumsal olarak genişlemiştir. Ancak bu genişleme beraberinde karar alma süreçlerinde heterojenliği ve siyasal farklılaşmayı da artırmıştır. 2020’li yılların ortasına gelindiğinde Avrupa Birliği (AB), aynı anda birden fazla yapısal baskıyla karşı karşıya kalmıştır: Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası güvenlik mimarisinin dönüşümü, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) içindeki rolünü yeniden tanımlama eğilimleri, Çin’le ekonomik rekabet, enerji ve sanayi politikalarında stratejik bağımsızlık arayışı ve iç siyasi parçalanma. Bu çok katmanlı kriz ortamı, “çok vitesli Avrupa” tartışmalarını yeniden merkeze taşımıştır.[i]
Özellikle 2026 yılı başında Avrupa liderler düzeyinde yapılan temaslar ve politika belgelerinde “çok vitesli entegrasyon” fikrinin yeniden gündeme getirilmesi, AB’nin mevcut kurumsal mimarisinin jeopolitik gerçeklik karşısında yetersiz kaldığına işaret etmektedir. Ursula von der Leyen’in ekonomi zirvesi öncesinde dile getirdiği farklı hızlarda entegrasyon önerisi, bu bağlamda dikkat çekicidir. Von der Leyen’in yaklaşımı, tüm üye devletlerin aynı politika alanında aynı derinlikte ilerlemek zorunda olmadığını, belirli konularda daha istekli ve hazır ülkelerin ileri entegrasyon mekanizmaları kurabileceği ifade etmiştir.[ii]
Bu fikir, esasen AB tarihinde yabancı değildir: Schengen Alanı ve Euro Bölgesi zaten fiili olarak farklı hızlarda entegrasyon örnekleridir. Ancak mevcut tartışma, ekonomik rekabet gücü ve savunma kapasitesi gibi yüksek jeopolitik öneme sahip alanlarda sistematik bir farklılaşmayı gündeme getirmesi bakımından yeni bir evreye işaret etmektedir. Birçok kişi tarafından potansiyel bir “oyun değiştirici” olarak görülen bu düzenleme “28. Rejim” olarak adlandırılmış ve mart ayı sonundan önce açıklanması beklenmektedir. Von der Leyen konu hakkında yaptığı açıklamada, “Nerede olursanız olun, 48 saat içinde AB statüsünde bir şirket kurabileceksiniz” ifadelerini kullanarak düzenlemenin faydalarına işaret etmiştir.[iii]
Brüksel’deki liderler toplantılarında “Made in EU” vurgusunun ön plana çıkması, sanayi politikası ile kurumsal farklılaşma arasındaki ilişkiyi daha görünür kılmıştır. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ve ABD’nin korumacı endüstri teşvikleri (örneğin Enflasyon Azaltma Yasası) karşısında Avrupa’nın ortak bir sanayi stratejisi oluşturma ihtiyacı, karar alma hızının artırılmasını zorunlu kılmaktadır.[iv] Ancak 27 üye devlet arasında mali kapasite, siyasi irade ve dış politika öncelikleri bakımından ciddi farklılıklar mevcuttur. Bu nedenle bazı liderler, bütün üye devletlerin oybirliğiyle hareket etmesini beklemek yerine “istekli koalisyonlar” modelinin daha işlevsel olabileceğini savunmaktadır.
Roberta Metsola’nın “Bu birliğe engel ya da kestirme bir yol değil; aksine birliğe giden bir yoldur” şeklindeki değerlendirmesi, bu modelin parçalanma değil esnek bütünleşme olarak okunması gerektiğini ima etmektedir.[v] Metsola’ya göre mesele, merkez ve çevre arasında kalıcı bir hiyerarşi yaratmak değil; aksine farklı hızlardaki entegrasyon süreçlerini nihai olarak ortak hedeflere bağlayabilmektir. Ancak bu yaklaşımın normatif ve siyasal sonuçları tartışmalıdır. Zira farklı hızların kurumsallaşması, “çekirdek Avrupa” ile “çevresel Avrupa” arasında kalıcı bir ayrışma riskini de beraberinde getirebilir.
Bu tartışmaların güvenlik boyutu ise NATO bağlamında daha belirgin hale gelmektedir. Son dönemde ABD’de bazı stratejistlerin ve siyasetçilerin Avrupa’nın savunma harcamalarını artırması ve güvenlik yükünü daha fazla üstlenmesi gerektiğini vurgulaması, transatlantik ilişkilerde bir “yeniden dengeleme” sürecinin başladığını göstermektedir. NATO çerçevesinde yürütülen tartışmalarda, ABD’nin Avrupa’ya koşulsuz güvenlik garantisi sağlamaya devam edip etmeyeceği sorusu daha yüksek sesle dile getirilmektedir. NATO içindeki yeniden dengeleme çağrıları, AB’deki çok vitesli Avrupa tartışmalarını doğrudan etkilemektedir. Literatürde giderek yaygınlaşan “NATO 3.0” kavramsallaştırması, bu tartışmayı yalnızca kurumsal reform meselesi olmaktan çıkararak transatlantik güvenlik mimarisindeki dönüşümle ilişkilendirmektedir.[vi] Soğuk Savaş sonrası kriz yönetimi odaklı evreden, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrasında yeniden caydırıcılık ve büyük güç rekabetine yönelen bir yapıya geçiş, Avrupa’nın güvenlik sorumluluğunu artırmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu bağlamda ABD’li politika yapıcılar arasında öne çıkan isimlerden Elbridge Colby, Avrupa’nın savunma kapasitesini ciddi biçimde artırması gerektiğini savunan bir çizgiyi temsil etmektedir. Colby’nin yaklaşımı, ABD’nin stratejik odağını Çin’e kaydırdığı bir dönemde Avrupa’nın kendi savunma yükümlülüklerini üstlenmesi gerektiği argümanına dayanmaktadır. ABD’nin stratejik odağını Asya-Pasifik’e kaydırması da bu eğilimi güçlendirmektedir.[vii] Bu bağlamda NATO 3.0, yük paylaşımının yeniden tanımlandığı bir dönemi ifade ederken, AB içinde savunma ve sanayi alanlarında daha hızlı entegrasyon talep eden ülkelerin çok vitesli model arayışı stratejik bir uyum çabası olarak ortaya çıkmaktadır.
Ortak bir Avrupa savunma kapasitesi ise yalnızca bütçe artışını değil, koordineli sanayi politikaları ve daha esnek karar alma mekanizmalarını gerektirmektedir. Ancak Macaristan gibi bazı ülkelerin Rusya politikası konusundaki farklı tutumları ya da savunma entegrasyonuna mesafeli yaklaşımı, oybirliği ilkesine dayalı mevcut sistemin etkinliğini sorgulatmaktadır. Bu nedenle çok vitesli model, özellikle savunma ve dış politika alanında “ileri gitmek isteyenlerin önünün açılması” olarak savunulmaktadır.
Bununla birlikte çok vitesli Avrupa fikrinin demokratik meşruiyet boyutu da bulunmaktadır. AB’nin karar alma süreçleri zaten “demokratik açık” eleştirilerine maruz kalmaktadır. Farklı hızlarda ilerleyen entegrasyon mekanizmaları, Avrupa Parlamentosu’nun ve ulusal parlamentoların rolünü daha da karmaşık hale getirebilir. Eğer çekirdek bir grup ülke savunma veya sanayi alanında derinleşirken diğerleri dışarıda kalırsa, bu durum AB vatandaşları arasında eşitsiz hak ve yükümlülükler doğurabilir. Bu nedenle Metsola’nın vurguladığı “birlik içinde esneklik” ilkesi, ancak güçlü kurumsal denge mekanizmalarıyla desteklendiği ölçüde sürdürülebilir olacaktır.[viii]
Ekonomik boyutta ise bu yaklaşımlar, yalnızca korumacı bir refleks değil; stratejik otonomi arayışının parçası olarak okunabilir. Stratejik otonomi kavramı, Avrupa’nın enerji, teknoloji ve savunma alanlarında dışa bağımlılığını azaltmasını hedeflemektedir. Ancak bu hedefe ulaşmak için mali entegrasyonun derinleştirilmesi gerekmektedir. Ortak borçlanma mekanizmaları, yatırım fonları ve endüstriyel teşvikler gibi araçlar, üye devletler arasında mali dayanışmayı zorunlu kılmaktadır.[ix] Bu noktada kuzey ve güney ülkeleri arasında süregelen mali disiplin tartışmaları, çok vitesli modelin ekonomik ayağında da çatlaklar yaratabilir.
Jeopolitik bağlamda bakıldığında çok vitesli Avrupa fikri bir savunma refleksi olarak ortaya çıkmaktadır. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, AB’nin doğu kanadında güvenlik kaygılarını artırmış; Baltık ve Orta Avrupa ülkeleri için NATO’nun rolü hayati önem taşımıştır. Ancak ABD’nin küresel önceliklerini yeniden tanımladığı bir dönemde, Avrupa’nın kendi askeri kapasitesini artırma zorunluluğu daha görünür hale gelmiştir. NATO içinde “yük paylaşımı” tartışmaları sürerken, AB içinde savunma entegrasyonunun hızlandırılması gerektiği argümanı güç kazanmaktadır. Bu da doğal olarak daha istekli ülkelerin daha hızlı ilerlemesini mümkün kılan esnek modelleri gündeme getirmektedir.
Tarihsel olarak değerlendirildiğinde, Avrupa entegrasyonu hiçbir zaman homojen bir süreç olmamıştır. 1990’larda Ekonomik ve Parasal Birlik’in kurulması sırasında da tüm ülkeler aynı anda euroya geçmemiştir. Dolayısıyla çok vitesli Avrupa, radikal bir kopuş değil; mevcut farklılaşmanın sistematikleştirilmesi olarak yorumlanabilir. Ancak 2026 bağlamında bu modelin farklılığı, ekonomik ve güvenlik alanlarını aynı anda kapsaması ve küresel güç dengelerindeki değişimle doğrudan bağlantılı olmasıdır.
Sonuç olarak da çok vitesli Avrupa tartışması bir tercih olmaktan ziyade bir zorunluluğun yansıması olarak okunabilir. Küresel rekabetin sertleştiği, transatlantik ilişkilerin yeniden tanımlandığı ve iç siyasi farklılıkların derinleştiği bir dönemde, AB’nin tek hızda ilerlemesi giderek zorlaşmaktadır. Ancak farklı hızların kurumsallaşması, beraberinde eşitsizlik ve parçalanma riskini de taşımaktadır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel soru, “çok vitesli Avrupa mümkün mü?” sorusundan ziyade “çok vitesli Avrupa nasıl demokratik, kapsayıcı ve sürdürülebilir kılınabilir?” olacaktır. Avrupa’nın geleceği, bu dengeyi kurabilme kapasitesine bağlı görünmektedir.
[i] Nicholas Vinocur, “Presenting Europe’s two-speed era”, Politico, https://www.politico.eu/newsletter/brussels-playbook/presenting-europes-two-speed-era/, (Erişim Tarihi: 13.02.2026).
[ii] Vincenzo Genovese, “Two-speed Europe could be ‘pathway to unity’, European Parliament prsident Metsola tells”, Euronews, https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/13/two-speed-europe-could-be-pathway-to-unity-european-parliament-president-metsola-tells-eur, (Erişim Tarihi: 13.02.2026).
[iii] Elena Sanchez & Wester van Gaal, “‘Two-speed Europe’ and ‘Made in EU’ form core conclusions of leaders’ retreat”, Euobserver, https://euobserver.com/202873/two-speed-europe-and-made-in-eu-form-core-conclusions-of-leaders-retreat/, (Erişim Tarihi: 13.02.2026).
[iv] Nikolaus J. Kurmayer, “Von der Leyen floats two-speed Europe ahead of economy summit”, Euractiv, https://www.euractiv.com/news/von-der-leyen-floats-two-speed-europe-ahead-of-economy-summit/, (Erişim Tarihi: 13.02.2026).
[v] Aynı yer.
[vi] Alice Tidey, “‘NATO 3.02: US and Europe appear to agree rebalancing of power is needed’”, Euronews, https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/12/nato-30-us-and-europe-appear-to-agree-rebalancing-of-power-is-needed, (Erişim Tarihi: 13.02.2026).
[vii] Victor Jack, “Top US official calls for ‘NATO 3.0’”, Politico, https://www.politico.eu/article/elbridge-colby-nato-europe-defense-spending/, (Erişim Tarihi: 13.02.2026).
[viii] Aynı yer.
[ix] Jorge Liboreiro, “As challeges mount, a two-speed Europe emerges as a way out”, https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/11/as-challenges-mount-a-two-speed-europe-emerges-as-a-way-out, (Erişim Tarihi: 13.02.2026).
***
Yazar hakkında
Sena Birinci, 2024 yılında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı zamanda Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nden çift anadal yapmıştır. Şu anda Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde Siyaset ve Sosyal Bilimler alanında yüksek lisans eğitimine devam eden Sena’nın ilgi alanlarını Avrupa siyaseti, Avrupa Birliği ve seçim siyaseti oluşturmaktadır. Sena, ileri derece İngilizce, başlangıç seviyesinde Rusça bilmektedir.
