ABD/İsrail-İran Savaşı: Durum Değerlendirmesi
ABD ve İsrail’in İran müdahalesi henüz erken aşamadadır. Önümüzdeki haftalarda ABD ve İsrail’in harekat temposunda yavaşlama ve farklı stratejilerin denenmesi seçenekleri ağırlık kazanabilir.
Doç. Dr. Murat ASLAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi
Devam eden savaşın seyrini anlamak adına her iki tarafın mevcut durumuna yönelik bir okuma yapmak faydalı olacaktır. Gelişmelerin anlamlandırılabilmesi için an itibarıyla durumun resminin çıkartılması ve müteakiben sonraki sürece yönelik bir tahayyülün ortaya koyulması uygun olacaktır. Bu kapsamda bu odak metninde önce ABD ve İsrail’in askeri ve siyasi durumları değerlendiriliyor, ardından Körfez ülkelerinin konumlanması inceleniyor ve müteakiben İran ele alınıyor.
ABD ve İsrail
ABD ve İsrail, askeri açıdan; rejimi değiştirmek ve İsrail’e yönelik tehdidi uzun dönemde ortadan kaldırmak amacıyla önceden tespit edilmiş stratejik hedefleri vurmuştur. Böylece safhalara ayrılmış askeri harekatın ilk safhasında şunlar amaçlanmıştır:
- İran’da kargaşa çıkarılması ve ülkenin tepkisiz kalmasının sağlanması
- Askeri etkinin yoğunluğu arttıkça sahada eylem inisiyatifinin ABD ve İsrail tarafında olması
- Askeri kapasitesinin imha edilmesiyle hava üstünlüğü ve deniz kontrolünün İran kara ülkesinde yankı bulması
- İran halkı tahrik edilerek rejime yönelik bir darbenin sokaklarda oluşturulması
- En kötü ihtimalle ve rejim değişmezse kendilerine müzahir siyasilerin yönetimi devralmasının sağlanması
Bu amaçlar doğrultusunda, ilk safhada hedef alınan unsurlar siyasi ve askeri lider kadrosu, komuta kontrol sistemi ve askeri tesisler olmuştur. Ancak yeni lider seçilmesine yönelik süreç ve halk hareketi yoluyla rejimin düşürülmesi amaçları gerçekleştirilememiştir. Harekatın yeni safhasında ise altyapı hedef alınmış ve enerji tesisleri vurulmuştur.
Amerikan Başkanı Donald Trump’a göre ABD’nin dikkate almadığı bir gelişme İran’ın devreye aldığı Körfez ülkelerinin vurulması seçeneği olmuştur. An itibarıyla ABD, Körfez ülkelerinin kaygılarını yatıştırmak amacıyla bu ülkelere yönelebilecek roketleri taşıyan hareketli hedefleri Hava Kuvvetleri ve SİHA’larla imha etmeye çalışmaktadır. Bu kapsamda ABD Merkez Kuvvetleri Karargahı, İran kara yollarında ilerleyen kamyonları ve TIR’ları hedef almaktadır.
Harekatın sonraki safhası İran rejimine kamuoyu baskısının artırılması şeklinde gelişebilir. Askeri yeteneğin de yok edilmesi bağlamında bu safhada stratejik hava akınlarıyla İran’ın altyapısı hedef alınabilir. Böylece sonraki askeri safhalar için İran’ın tepki gösterebilmesi engellenebilecektir. Ulaştırma ve enerji hatları ile telekomünikasyon ağı öncelikle tahrip edilirken hayatı felç etmek yoluyla halkı rejim aleyhine kışkırtmak gibi bir bezdirme süreci de yaşanabilir.
Askeri bağlamda sahayı şekillendirme kapasitesine sahip ABD’nin belirli hassasiyetler taşıdığı görülmektedir. İsrail’in vekil unsuru olarak hareket ettiği yönündeki suçlamalar Amerikan kamuoyunda giderek daha fazla dile getirilmektedir. Savaş uzadıkça ABD göçmen polisine (ICE) yönelik protestolar savaş karşıtı gösterilere dönüşebilecektir. Enflasyon kontrol edilemezse İsrail karşıtlığı da güçlü bir ivme kazanabilecektir. Bu durumda Kasım seçimleri öncesinde Trump süreci frenlemek isteyebilecektir. Nitekim Kasım seçimlerinde Senato çoğunluğunu kaybetmek, Trump için en tehlikeli senaryo olan azil sürecini haber verecektir. Bu noktadan hareketle ABD askeri kabiliyetinin aslında Amerikan siyasetinin en zayıf halkası olduğu ifade edilebilir.
İsrail askeri bağlamda F-35 lüksünü yaşamaya devam etmektedir. İsrail’in 1967 savaşında Amerikan yardımı şeklinde aldığı jetlerin oluşturduğu etki gibi hayalet uçaklar Ortadoğu’da askeri üstünlük tesisine imkan sağlamaktadır. Ancak askeri revizyonizm çoğu zaman hayal edileni değil sahadaki gerçekleri ortaya çıkarır; Ortadoğu’ya yeni bir dizayn vermek yerine aktörleri farklı bir Ortadoğu’yla yüzleşmek zorunda bırakabilir. Körfez ülkelerindeki gelişmeler de bu gerçeği haber vermektedir.
Körfez Ülkeleri
Körfez ülkeleri halen travma içerisindedir. Amerikan güvenlik garantileriyle filizlenen petrol rantına dayalı ekonomi bu ülkelerin rejimleri açısından da riskler barındırmaktadır. Çöl kenarında oluşturulan vahaların devamlılığı, ABD tarafından İsrail’in güvenliği için feda edilmiş ve bu ülkelere danışılmadan İran’a yönelik bir askeri harekat başlatılmıştır. Daha da önemlisi Washington, kriz yönetimi süresince bu ülkelerde tesis ettiği askeri üsleri savaş konuşlanmasına dönüştürmek yerine boşaltmıştır. Körfez ülkeleri kendi kabiliyetleriyle İran füzelerine karşı koyarken savaş sonrasına yönelik siyasi ve askeri hesaplaşmalar ve senaryolar an itibarıyla seslendirilmemektedir.
Körfez’de meydana gelen travmanın uzun etkilerinin ABD’nin askeri varlığına yönelik bir güvensizlik şeklinde geliştiğini, bu ülkelerin artık otonom bir savunma sistemini kurmak isteyeceklerini görmek gerekmektedir. İsrail’in temel kaygısı tehdit üreten bir İran olmakla birlikte gelecekte ABD ve İsrail’i dışlamış ve askeri bir dayanışmayı gerçekleştirmiş bir Körfez’in ortaya çıkma ihtimali de dikkate alınmalıdır. Bu nedenle daha önce seslendirilen “Arap NATO’su” gibi projelerin tekrar ısıtılması ve tüm Müslüman ülkeleri kapsaması İsrail’i farklı bir noktaya savurabilir. Sonuç olarak Körfez ülkelerinin onlarca yıldan bu yana güvenlik için ABD’ye ödediği paranın israf edildiği ortaya çıkmıştır. Bu değişkenlik İran’a karşı savaşın ABD açısından önceliklerini de değiştirebilir. Öte yandan Türkiye, Malezya ve Endonezya gibi savunma sanayii ve ekonomi çeşitliliği sağlamış Müslüman ülkeler Körfez açısından yeni iş birliği imkanları sunacaktır.
Körfez’deki gelişmelerin yanında ABD ve İsrail, savaşın ikincisi safhasında İran’da muhtemel bir etnik bölünmeyi tahrik etmeye başlamıştır. Trump, Kürtlerle ilgili farklı bir açıklama yapmış olsa da bu söylemin fikri karmaşıklıktan kaynaklandığı görülmektedir. Bu nedenle İran’daki etnik zenginliğin bir hassasiyet olup olmadığını incelemek faydalı olacaktır.
İran’da Etnik Kalkışma İhtimali
Askeri faaliyetleri desteklemek adına, ABD ve İsrail istihbarat örgütlerinin bölücü ve yıkıcı gayretleri yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bu bağlamda etnik unsurları kışkırtma ve İran’da –Suriye’de olduğu gibi– otonom bölgeler oluşturma gayreti yoğunlaşabilir. ABD ve İsrail, etnik temelli bir bölünme yoluyla –Suriye’de on yıl devam eden fiili bölünmüşlük gibi– yeni durumu İran’da gerçekleştirme arzusundadır. Böylece rejimin zayıflayabileceği ve Beşar Esed’e benzer bir kaderin İran’da da tekerrür edebileceği hayal edilmektedir. Bu yolla rejimin değişmesi, başarılamıyorsa ülkenin etnik temelli ayrışmaya tabi tutulması amaçlanmaktadır. Böylece Devrim Muhafızlarının dikkati dağıtılabilecek ve belirgin bölgelerde kuvvet yoğunluğu oluşturması engellenebilecektir. Asimetrik sonuçları dikkate almayarak büyük bir kaosu haber veren bu yöntem için ana etnik grupları ele almakta fayda bulunmaktadır. Bu çerçevede İsrail ve ABD’nin sempati duyduğu İran Kürtleri öncelikle ele alınmalıdır.
Kürtler
Geçtiğimiz hafta içinde Kürt gruplar ön plana çıkmıştır. Bu grupları Irak ve İran şeklinde ayrı kefelere oturtmak mümkün değildir. Aşiretler aracılığıyla her iki ülkedeki Kürtlerin birbirleriyle bağları bulunmaktadır. Irak cenahında KDP’nin böyle bir maceraya yeltenmesi uzak bir ihtimaldir. KYB, geçmişte hem ABD hem de İran’a yakın durmaya çalışmıştır. Bu nedenle Talabani kardeşlerin kendilerini ön plana çıkartmadan ABD ve İsrail’e destek vermesi ve İranlı dostlarına ihanet etmesi mümkündür. PKK açısından ise geçmiş tecrübelerin ve fayda-zarar analizinin ön plana çıkacağı görülmekte, KYB gibi geri planda kalmayı tercih edebileceği anlaşılmaktadır. Nitekim PKK’nın uzantısı PJAK yeni İran Kürt Siyasi Koalisyonu’na katılmıştır.
Irak ve İran’da bulunan İranlı Kürt gruplar ise farklı bir konumdadır. KYB ve PKK’nın desteğiyle İranlı Kürt gruplar –PYD-YPG örneğinden hareketle– KDPI, PJAK, PAK, Khabat ve Komala’nın içinde yer aldığı İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu’nu teşkil etmiştir. KYB ve PKK’nın fiziki desteğiyle bu grupların yeni isim ve sembollerle ABD ve İsrail’in gündemine hizmet etmesi muhtemel görünmektedir. Öte yandan iki İranlı Kürt grubun koalisyona katılmamış olması dolayısıyla bu birlikteliğin devamlılığı belirsizdir. İranlı Kürtlerin aşiret odaklı yapısı nedeniyle belirsiz ittifaklar ve ikili oyun oynayan gruplar önümüzdeki süreçte de seslendirilebilecektir.
Beluciler
Kamuoyu Kürtleri konuşurken diğer etnik grupların hareketlendirilmesi de dikkate alınmalıdır. Bu noktada Beluciler en güçlü yapı olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık üç milyon nüfusuyla Sistan ve Belucistan vilayetlerinde yaşayan Sünni Beluciler, Umman Denizi’nde Pakistan sınırından Hürmüz Boğazı’na uzanan İran kıyı kesiminde etkili bir konumdadır. Bu durum ise İran’a yönelik Amerikan deniz gücünün güvenliği açısından Belucilerin tahrik edilmesini stratejik bir seçenek haline getirmektedir.
Beluciler aşiret temelli güçlü bir toplumsal dokuya sahiptir. Başlıca aşiretler Rigi, Naroi, Bameri, Şahbakış ve Barakzai olarak isimlendirilirken bu aşiretlerin arasında sosyal sözleşmenin olduğunu da dikkate almak gerekmektedir. Aşiretler, silahlı grupların yanında kendi üyelerini asker-sivil ayrımı olmaksızın silahlandırabilmektedir. Silahlı grupları üç parçaya ayrılan Belucilerin silahlı üye sayısının kısıtlı olduğu bilinmelidir. Bu çerçevede Cundallah’ın dağılmasıyla ortaya çıkan Ceyş Adil ve Ensar el-Furkan İran’da az sayıda (toplamda 1.000-1.500 civarı) militana sahiptir. Belucistan Özgürlük Cephesi ise Pakistan’da faaliyet göstermektedir. Aşiret yapısı güçlü olan Belucilerin hareketlenmesi Pakistan açısından da önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Silahlı Beluci sayısının kısa sürede artırılması durumunda Pakistan’ın da içinde yer aldığı yeni bir süreç yaşanabilecektir.
Belucilerin kontrol altında tutulması için Devrim Muhafızlarının bu bölgede 10 bin civarında asker ve özel kuvvetler konuşlandırdığı, güçlü bir Besic unsuru teşkil ettiği bilinmektedir. Dolayısıyla Belucilerin ABD ve İsrail’in tahrikiyle bağımsızlık hayaliyle hareket etmesi mutlaka sert bir karşılık bulacak, ABD ise Özel Kuvvetler ve Hava Kuvvetleri ile destek vermek isteyecektir.
Güney Azerbaycanlılar
Etnik kargaşa senaryolarının üçüncü seçeneği ise Güney Azerbaycanlılar olup farklı dinamiklerle ele alınması gerekmektedir. Güney Azerbaycanlıların Farisilerle mezhepsel benzerliği önemli bir girdi olmakla birlikte milliyet bilincinin stadyum tezahüratlarına konu olduğu da görülmektedir. Diğer bir ifadeyle Güney Azerbaycanlılar 20-25 milyon nüfuslarıyla etnik kimliklerinin bilincinde olan ve aynı dili konuşan bir toplum olarak İran’daki istikrarsızlıktan en fazla etkilenecek etnik gruptur.
Siyasi hareketler 1945’te Azerbaycan halk hükümetiyle zirveye ulaşmış ancak İranlılar 1946’da bu yapıyı dağıtmıştır. Kültür, dil ve spor üzerinden yeşeren Azerbaycanlılık bilinci ise kimi zaman Şiilik kimliğinin gölgesinde kalmıştır. Öte yandan Hamaney ve Pezeşkiyan ailelerinin Azerbaycanlı olduğu da bilinmektedir.
ABD ve İsrail’in mevcut müdahalesi sonrasında İran’daki düzenin kaosa dönüşmesi halinde Güney Azerbaycanlıların kendi güvenliklerini sağlama istikametinde yapısal sorunları olabilecektir. Çünkü Güney Azerbaycanlıların silahlı unsuru bulunmamaktadır. Bu nedenle Güney Azerbaycanlılar yeni bir milli travma yaşamamak adına Azerbaycan ve Türkiye’den beklentilerini açıkça dile getirmektedir. Ancak spor müsabakalarındaki milli coşku ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı’nda İran’ın Ermenistan’a naklettiği silah yüklü kamyonların halk hareketleriyle engellenmesi olayları Güney Azerbaycan kimliğinin olgunlaştığının emareleridir.
Nüfusu yoğun şehirlerde genel bir halk ayaklanması da bir başka –hatta belki çok daha etkili olacak– seçenektir. Ancak ABD/İsrail müdahalesi, dini gerekçelerle bu seçeneği geçersiz kılmıştır.
ABD ve İsrail askeri hareketliliği ve etnik hassasiyet dikkate alındığında İran’ın seçeneklerine de eğilmek faydalı olacaktır.
İran
İran, hassasiyetlerinin farkında olan bir ülkedir. Önceleri ileriden geriye güvenlik anlayışı ile Lübnan, Yemen, Suriye ve Irak’ta Şii hilali projesi gerçekleştirmek isteyen molla rejimi, Suriye’de değişen dengeler üzerine geri çekilmeyi bilmiş, Lübnan’da ise Hizbullah’a istenen desteği sağlayamamıştır. Aynı İran, Suriye’nin sahil bölgesinde Esed yanlısı eski askerleri PYD/YPG’nin karargah kurduğu Haseke’de kurduğu komuta merkeziyle isyana teşvik etmiş, PKK’ya drone teknolojisi verip Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki etkisini azaltmak istemiştir. Ancak ABD ve İsrail’in tehditlerindeki artışa paralel olarak İran bir taraftan savunma tedbirlerini geliştirmiş diğer taraftan Türkiye aracılığıyla İstanbul’da diplomatik girişim mümkün olmasına rağmen Türkiye kaygısıyla bu görüşmelerin yönetimini Umman’a havale etmiştir.
Yaklaşan savaş öncesinde hazırlık seviyesini artırmak için diplomaside zamana oynayan İran, ABD/İsrail saldırısıyla baskına uğramamıştır. Ancak ilk saldırılarda Hamaney dahil 28 üst düzey siyasi, dini lider ve komutanın öldürülmesi ülkede şaşkınlık meydana getirmiştir. Savunma planını uygulamaya sokan İran, savaşın uzun süreceğini dikkate alıp büyük miktarda dolanan mühimmat ve balistik füzeyle ABD ve İsrail’e baskı yapabilecek Körfez ülkelerini vurmuştur. Bu noktada askeri stratejide büyük bir hata yapılmıştır. Petrol fiyatları üzerinden ABD’yi caydırmak isteyen İran, Körfez ülkelerinin tarafsızlığını kaybetmiş ve böylece İran karşıtlığı ortak bir nokta şeklinde yeşermiştir.
İran’ın yanlış stratejisi sonucu İsrail ve ABD hedefleri üzerinde yeterli baskı sağlanamamış, örneğin Amerikan deniz unsurları hedef alınamamış bilakis İran Deniz Kuvvetlerinin yok oluşuna tanık olunmuştur. Bu durumun nedenleri arasında uzun yıllar ambargo uygulanan İran’ın askeri teknolojideki yetersizliği ön plana çıkarılabilir. Tersine mühendislikle roket ve füze üretimine öncelik veren İran, konvansiyonel bir savaşın entegre bir yapı gerektirdiğini, kaynakların da bu teknolojiyi üretmeye yetmeyeceğini anlayamamıştır.
Askeri gereklilikler bağlamında konum istihbaratı ve hedef geliştirme eksikliği net bir şekilde ortaya çıkarken askeri tesislerin hedef alınmasında tam isabet eksikliği dikkat çekicidir. Roket, füze ve dolanan mühimmatların esas olduğu bir askeri plan hassas istihbari çalışma gerektirmektedir. Ancak İran bölge atışı şeklinde askeri tesisleri hedef alırken yakın bölgeyi vurabilmektedir.
Mevcut gelişmelerden İran’ın zayıf askeri yapısının uzun menzilli atışlarla zayiat verdirerek ABD/İsrail’i sıkıştırma olduğu anlaşılmaktadır. İran savaşın ilk safhalarında roket, dolanan mühimmat ve çok az sayıda seyir füzesi fırlatmıştır. Ana mantık dolanan mühimmatın radar izinin düşük olması, roketlerin ucuz maliyeti ve ABD/İsrail’in bu mühimmatı engellerken büyük maliyetlere katlanma zorunluluğu üzerine kurgulanmıştır. Savaş ilerledikçe ABD ve İsrail’de hassas mühimmat miktarının azalması beklentisiyle İran değerli ve uzun menzilli hipersonik füzelerini sonraki safhalara saklamaktadır. Böyle bir akıl, ABD ve İsrail’in bu uzun menzilli füze stoklarını hava akınları ve sabotajlarla etki altına alamaması üzerine kurgulanmaktadır. Bu strateji başarıya ulaşırsa İsrail şehirleri ve Amerikan tesislerine daha güçlü füze atışları beklenebilir.
Körfez’de tankerler ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması asli savaş yöntemi olarak öne çıkarken İran’da ise önce ülkeyi ve ardından rejim güvenliğini savunma ve son olarak toprak bütünlüğü kaygıları alevlenmiştir. Muhtemel dağılma sürecine yönelik iç cephede daha sert tedbirlerin alınması muhtemel görünmektedir. ABD ve İsrail tarafından bir kara harekatının gerçekleştirilmediği bir ortamda, İran güvenlik kuvvetleri etnik toplumlara ve kalkışma çabalarına karşı daha rahat ve agresif tavır takınabilecektir. Ancak sertliğe dayanan bir yöntemin parçalanmayı hızlandırabileceği bilakis pozitif söylemlerin negatif eylemlere nazaran daha sonuç alıcı olduğu dikkate alınmalıdır.
Sonuç
ABD ve İsrail’in İran müdahalesi henüz erken aşamadadır. Önümüzdeki haftalarda ABD ve İsrail’in harekat temposunda yavaşlama ve farklı stratejilerin denenmesi seçenekleri ağırlık kazanabilir. Siyasi ortam ve lojistik kaygılar ABD’yi frenleme potansiyeline sahiptir. Askeri gereklilikler yavaşlamayı zorlarken siyasi mülahazalarla tempoyu artırma isteği savaşın dengelerini değiştirebilir. Körfez ülkelerinin kendi güvenliklerini sağladığı bir süreçte ABD’nin bu ülkelere yönelik önceliklerini gözden geçirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ABD, İsrail’in yanında yer alırken Ortadoğu’nun ise dışında kalabilir.
İran ise hava ve hava savunma kuvvetleri olmadan uzun menzilli füzelerini daha yoğun kullanabilir. Ancak bu tercih savaşı bitirebilecek bir girdi değildir. Savaşın sonucunu tayin edecek olan husus İran ve Amerikan halklarının kendisidir. İsrail yönetimi açısından bu savaş seçim yatırımı ve ABD’yi bir vekil olarak kullanmaktan öte bir durum değildir. Kürtlerin kurduğu koalisyon örneğinde olduğu gibi ABD/İsrail özel kuvvetler ve hava kuvvetleri himayesinde başlatılabilecek münferit kalkışmaları ise İran ordusu bastırma yeteneğindedir.
İran açısından etnik unsurların sokak gösterileri ve itaatsizlik eylemlerine toplu mukabelede bulunmak ise zorlu bir süreci haber vermektedir. Kürtler, İran Kürdistanı Siyasi Koalisyonu’nu kurarak bu süreç için bir irade beyan etmiştir. Beluciler aşiret yapısının dayanaklılığı ve silahlanma durumları nedeniyle –Pakistan aleyhine olsa da– İran karşıtı hareketlenmeye daha müsait bir konumdadır. Güney Azerbaycan ise en büyük etnik kimlik olması bağlamında tüm İran’ın çehresini değiştirebilecek bir potansiyel barındırmaktadır. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için silahlanma ve siyasi örgütlenme zafiyetinin dış yardımla giderilmesi gerekmektedir.
