Zorbalık üstüne zorbalık!
Geçen yıl yine bu ayda vahşi bir cinayetle hayattan koparılan ve tüm ülkeyi yasa boğan 14 yaşındaki Ahmet Minguzzi’den sonra on gün kadar önce de 16 yaşındaki Atlas Çağlayan benzer bir cinayetin kurbanı oldu.
Cinayetin gerekçesi Atlas Çağlayan’ın her zaman gittiği bir kafede tanımadığı yaşıtı bir gruba yan bakmasıymış! Bu, yan bakma gerekçesiyle işlenen cinayetlerin sonuncusu. Bu ülkede aynı gerekçeyle çok cinayet işlendi, bundan sonra da bu ne yazık ki devam edecek.
Bütün yan bakma cinayetleri, derebeylik/feodalite kalıntısı ilkel, çağdışı bir kibrin, uyduruk bir dokunulmazlık anlayışının, daha yeni bir ifadeyle magandalığın ürünüdür. Böylesi de ancak bizim gibi ilkelliği, çağdışılığı aşamamış; girdiği uygarlık yolunda bocalayan toplumlarda görülebilir.
Bu toplumda gerek Ahmet Minguzzi gerekse Atlas Çağlayan gibi dünya tatlısı yavrularımızı hayattan koparan, ailelerini dayanılmaz acılara gark eden ve akran zorbalığı olarak nitelendirilen cinayetlerle ilgili olarak çok şey söylendi ve yazıldı. Çünkü Türk toplumu hiçbir gerekçenin haklı gösteremeyeceği bu cinayetlerden çok müteessir oldu. Özellikle cinayet kurbanı yavrularla yaşıt çocukları olan aileler bu cinayetlerin acısını yüreklerinde hissettiler. Buna bağlı olarak da mağdur ailelere her fırsatta destek oldular. Bu destek dünyadaki en değerli ve en gerekli desteklerden biriydi.
Ama nedense hem öldürülen yavruların ailelerinin dibine kadar haklı feryadından, isyan ve itirazlarından hem de vatandaşımızın bu perişan ailelere verdiği desteklerden rahatsız olan şahıslar ve çevreler vardı. Hem acılı aileleri hem onların avukatlarını hem de bunlara destek verenleri telefonla ve sosyal medya mesajlarıyla tehdit ediyorlardı. Söz konusu cinayetlerle ilgili olarak izahı yapılamayan bir şey varsa o da bu tehditlerdi. Ne adına, kim adına bu tehditler yapılıyordu? Bu süreçteki püf noktası bu tehditlerin üzerinde yeterince durulmaması, bunların kaynağına inme cabası gösterilmemesiydi.
Bu tehditleri yapanlar, cinayet kurbanı yavruların ailelerine, onların destekçilerine, bu cinayetlerden derin acı duyan herkese, “Bu çocuklar öldürülmeyi hak ediyorlardı, öldürenler doğru olanı yaptılar” mı demek istiyorlardı. Yoksa, “Haklı ya da haksız biz tüm cinayetleri destekleyen bir şebekeyiz, cinayet işlemek meşru bir haktır, caniler bu hakkı kullanıyor” iddiasında mı bulunuyorlardı.
Bu düşüncedeki şahıslar ve çevreler ne gerekçe öne sürerlerse sürsünler yaptıkları devlete ve topluma başkaldırmaktır. İnsanlıktan, vicdandan, medeniyetten nasipsizliktir. Devlet, ilgili makamlar, birimler bu cinayetlerin tekrarlanmaması için çaba gösterirken bu cinayetlere sahip çıkan, savunan, onları meşrulaştıran şahısları ve bağlantılarını da didik didik etmeli; onların magandalıklarından bu toplumu kurtarmalıdır.
İsmail ÖZCAN & Eğitimci Yazar
