enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
08:41 35.Uluslararası Şile Bezi Kültür ve Sanat Festivali gün sayıyor
00:30 UAD’nin İsrail hakkındaki görüşü sürece nasıl yansıyacak?
00:23 Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Barış Harekâtı olması nedeniyle bizim için önemli bir yıl dönümüdür”
00:11 Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları kapsamında Dr. Fazıl Küçük Anıt Mezarı’nda düzenlenen törene katıldı
00:10 Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Yeniden Refah Partisi Başkanı Fatih Erbakan ve beraberindeki heyeti kabul etti
00:09 Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Edirne Sarayı’yla ilgili restorasyon çalışmalarımız devam ediyor”
00:07 Fırat Üniversitesi 2024 yılında Yükseköğretimde Kapasite Geliştirme Programı kapsamında Türkiye’deki üç üniversiteden biri oldu
00:06 Yaşamın derinliklerindeki ışık: Kanseri yenen mucizevi kadınlar
00:06 64. Yılında 27 Mayıs ve Adnan Menderes
00:06 Elazığ’daki Hak Sahiplerine TOKİ aylık taksitlerinde artış oranı olarak TÜFE oranının referans alındı
00:06 Cumhurbaşkanı Erdoğan, restorasyonu tamamlanan Yıldız Sarayı‘nın açılış töreninde konuştu
00:05 Elazığ Belediyesi’nden Vatandaşlara Aşure İkramı
00:05 Kıbrıs’taki Türk varlığına ve Ada’nın tarihsel gerçekliğine odaklanan anlamlı bir yapım
00:03 Ömer Çelik: Soykırım siyasetine karşı mücadeleyi sürdüreceğiz
00:03 Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum’dan Özgür Özel’e: Depremi Siyasi Malzeme Yapma!
00:01 Darbelerden karşı dersler!
00:13 Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müttefikimiz İngiltere ile ilişkilerimizi her alanda geliştirmeyi sürdüreceğiz”
00:10 Akıllı şehirler, hava kirliliği ile mücadelede önemli bir rol oynayabilir
00:08 ABD bölgedeki kaos ortamının sürmesini istiyor
00:07 Bakan Şimşek: Swap hariç net rezervler 4,5 yılın zirvesinde
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Türkiye’nin Yeni Anayasa Arayışı ve Eski Anayasalara Referanslar

Türkiye’nin Yeni Anayasa Arayışı ve Eski Anayasalara Referanslar
13.06.2024
A+
A-

* Yerel seçimler sonrası başlayan partiler arası görüşmeler ve uzlaşı çağrıları, yeni anayasanın önümüzdeki aylarda siyasetin önemli başlıklarından birisi olmaya devam edeceğini gösteriyor.

* Yeni anayasa konuşulurken tartışmaları alevlendiren hususlardan birisi de bazı siyasetçilerin eski anayasalara yaptığı atıflar olarak karşımıza çıkıyor.

TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency 

Ankara Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğr. üyesi ve SETA Yayın Danışma KuruluAnkara bünyesinde yeni anayasa, hükümet sistemleri, yargı ve insan hakları alanlarında çalışmalar yürütmekte olan Cem Duran Uzun, “Türkiye’nin Yeni Anayasa Arayışı ve Eski Anayasalara Referanslar” başlıklı yazısında, Yerel seçimler sonrası başlayan partiler arası görüşmeler ve uzlaşı çağrılarının, yeni anayasanın önümüzdeki aylarda siyasetin önemli başlıklarından birisi olmaya devam edeceğini gösterdiğine dikkat çekiyor.

Cem Duran Uzun, Yeni anayasa konuşulurken tartışmaları alevlendiren hususlardan birisinin de bazı siyasetçilerin eski anayasalara yaptığı atıflar olarak karşımıza çıktığını hatırlarak, şunları söylüyor:

“1921, 1924 ve 1961 Anayasalarına referans veren konuşmalar kısa sürede çeşitli anlamlar yüklenerek ve bazen de zorlama yorumlarla eleştirilere sebep oluyor. Türkiye elbette yeni anayasa yaparken derin anayasa tecrübesinden faydalanacaktır. Ancak her hâlükârda hazırlanan metin günümüzün anlayışına ve ihtiyaçlarına uygun yeni bir anayasa olacaktır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye’nin hiç de hafife alınamayacak bir anayasacılık birikimi vardır. Türk anayasa tarihi ilk anayasal belge olarak kabul edilen 1808 Sened-i İttifak ile başlatılır. Sened-i İttifak’ı birer anayasal belge olan Tanzimat ve Islahat Fermanları takip etmiş ve ilk yazılı anayasa Kanun-i Esasi, 1876 yılında kabul edilmiştir. Bu tarihlere göre, ülkemizde anayasacılık fikri, yani devlet iktidarının kanunun üstünde bir norm ile düzenlenmesi ve temel hakların korunması düşüncesi, iki yüz yılı aşkın bir süre önce başlamış ve o tarihten bu tarafa çeşitli aşamalardan geçerek gelişmiştir.

Nitekim Alman hukukçu Cristian Rumpf, Türk anayasacılığının bu tarihsel birikimini şu cümleler ile ifade etmektedir: “Anayasa tarihinin ayrıntılı olarak incelenmesi, Osmanlı İmparatorluğundaki makropolitik demokrasi kurumlarının, Avrupa’da ortaya çıkan benzerlerinden sadece birkaç yıl gecikmeyle izlendiğini gösterir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin Almanya’dan daha fazla demokrasi deneyimi vardır.” (1)

“1876 Kanun-i Esasi kanunlardan üstün ve katı olması sebebiyle biçimsel bir anayasa özelliğini taşımaktaydı” diyen Cem Duran Uzun, ” Ayrıca devletin kuruluşunu ayrıntılı bir şekilde düzenlemiş ve temel hakları o dönemki koşullar itibariyle eksiksiz bir biçimde tanımıştı. Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatları konusundaki güvenceleri ise neredeyse günümüz standartlarındaydı. Anayasanın ilk şeklinde yasama ve yürütme hala büyük oranda padişaha bağımlı olsa da 1909 değişiklikleri ile tam bir anayasal monarşi kurulduğunu ve parlamenter demokrasinin tüm anayasal kurumlarının hukuki anlamda düzenlendiğini söylemek mümkündür. II. Meşrutiyet itibariyle kuvvetler ayrılığı, parlamenter monarşi ve demokratik kurumlar açısından döneminin en iyi anayasalarından birisi de Kanun-i Esasi olmuştur” diyor.

1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanununun, İstiklal Savaşı koşullarında 23 maddelik kısa bir anayasa olarak hazırlandığını hatırlan Uzun, “1876 Kanun-i Esasi’yi yürürlükten kaldırmadığı için ikili bir anayasa düzeni söz konusu olmuştu. Anayasada devletin biçimi ve niteliklerine yer verilmediği gibi yargı ve temel haklar düzenlenmemişti. “Hakimiyet bilakaydü şart milletindir” hükmü ile ilk defa milli egemenlik ilkesine kapı açmıştı. 23 maddelik bu kısa Anayasa’da 14 maddenin (m.10-23) taşra teşkilatına ve yerel yönetimlere ayrılarak ademi merkeziyete ve yerel yönetimlere önem verilmesi dikkat çekici” olduğunu vurguluyor.

Ankara Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğr. üyesi  Cem Duran Uzun, Yeni anayasa tartışmalarında 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na yapılan atıfların, genelde yerel yönetimlere ilişkin benzer talepler olarak algılanmakta ve eleştirilmekte olduğunu ve ayrıca zorlama yorumlar yapılarak, ilk halinde Cumhuriyete yer verilmemesi ve laiklik gibi niteliklerin olmaması sebebiyle, yeni anayasada da bu ilkelerin olmaması isteği olarak değerlendirildiğini ve bazılarının ise 1921 Anayasasının hazırlanma yöntemindeki farklı kesimlerin katılımıyla sağlanan çoğulculuğa vurgu yaptığına dikkat çekiyor.

“1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ise genel hükümleri, devletin kuruluşu, temel haklar, anayasanın üstünlüğü ve katılığı konusundaki düzenlemeleri ile o dönem için bir anayasanın sahip olması gereken temel unsurlara sahipti” diyen Cem Duran Uzun, şöyle devam ediyor:

“Nitekim 1950 yılına dek CHP’nin tek parti döneminde, sonrasında ise 27 Mayıs 1960 darbesine kadar çok partili dönemde uygulanmış ve bazı eksiklerine rağmen çok partili demokrasinin de ihtiyaçlarını karşılamıştır.

Günümüzde 1924 Anayasası’na yapılan referanslar ise genellikle Meclise ve özellikle Meclisteki çoğunluğa tanınan üstünlüğe yönelik bir talep olarak algılanmaktadır. Bu anayasa çoğunlukçu bir anlayışla hazırlanmış ve Meclis çoğunluğunu sınırlayacak anayasal araçlara sıcak bakmamıştır. Bu nedenle günümüzde 1924 Anayasasını örnek göstermek, yine niyet okuyuculuk yapılarak iktidara dönük anayasal sınırlamaları istememek olarak yorumlanıp eleştirilmektedir.

1961 Anayasası, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası, askeri rejim döneminde, toplumun geniş bir kesimi dışlanarak, asker ve sivillerden oluşan bir kurucu meclis tarafından hazırlanmış ve referandumda kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Anayasa hukuku ve siyaset bilimi literatüründe 1961 Anayasasının temel felsefesi ve getirdiği yenilikler genellikle övülmekte, anayasanın üstünlüğünü ve kuvvetler ayrılığını tesis ettiği, daha özgürlükçü, demokratik ve çoğulcu bir anayasal düzen kurduğu vurgulanmaktadır. Ancak bunların yanında 1961 Anayasası askeri bir darbenin ürünü olmasının sonucunda vesayetçilik başta olmak üzere birçok sorunla doğmuştur”.

1961 Anayasası ile devlet içerisinde bir takım anayasal vesayet odakları oluşturulduğuna dikkat çeken Uzun,” Vesayetçilik, siyaset ve siyasetçiye güvensizliği ifade eden ve çoğunluk iktidarını belirli bürokratik denetleme mekanizmaları ile denetlemeyi ve sınırlamayı amaçlayan bir devlet anlayışıdır. Anayasa’daki Cumhuriyet Senatosu, Cumhurbaşkanlığının düzenlenişi, yüksek mahkemeler, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin anayasal konumu ve Milli Güvenlik Kurulu gibi birçok kurum anayasal vesayet araçları olarak tasarlanmıştır” diyor.

Ankara Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğr. üyesi  Cem Duran Uzun, Anayasa tartışmalarında 1961 Anayasası’na gönderme yapıldığında ise birçok kişinin 27 Mayıs darbesi ve Anayasa’daki bu vesayet izlerini anlamakta ve bu göndermeye tepki göstermekte olduğunu ve 1961 Anayasası’nı örnek almayı önerenlerin tekrar siyasi iktidar üzerinde bir takım bürokratik vesayet araçlarını getirmeyi amaçladığının belirtildiğini ifade ediyor.

Cem Duran Uzun, “Görüldüğü üzere her bir anayasa, siyasi tarihimizde bir anlam taşımakta ve bunlara yapılan referanslar bazı toplum kesimleri tarafından bu anlamları ile eleştirilmektedir. Yeni anayasa çalışmalarında bu tartışmalara hapsolmak ve bu tartışmalar içerisinde patinaj yapmak hiçbir fayda sağlamayacaktır. Olumlu ve olumsuz yönleriyle bütün bu anayasalar bizim tarihimizde yerini almıştır. Cumhuriyet’in yüzüncü yılında bütün bir milletin içerisinde kendisini bulabileceği katılımcı ve uzlaşmacı bir yöntemle hazırlanacak yeni anayasaya bu tecrübeler de katkı sunacaktır” diyor..

(1) Cristian Rumpf, Türk Anayasa Hukukuna Giriş, çev. Burak Oder, Ankara: Friedrick-Naumann Vakfı Yayını, 1995, s.5.

***

Yazar hakkında

Cem Duran Uzun

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladı. Doktora tez çalışması Adalet Yayınevi tarafından “Anayasa Hukuku Açısından Siyasi Partilerin Finansmanı” başlığıyla yayınlandı. 2006-2007 yıllarında University of North Carolina at Charlotte’ta (UNCC) bir yıl süreyle misafir araştırmacı olarak bulundu. Uzun yıllar Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde araştırma görevlisi ve öğretim üyesi olarak çalıştı. Halen Ankara Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak Anayasa Hukuku, Siyasi Partiler Hukuku ve Anayasa Yargısı derslerini vermektedir. SETA Ankara bünyesinde yeni anayasa, hükümet sistemleri, yargı ve insan hakları alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca bu konularda çok sayıda Türkçe ve İngilizce kitap, makale, rapor ve analiz kaleme almıştır.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.