enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
22:36 Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun Nihai Raporu
22:01 ABD, İsrail ve İran: Kapasiteler, Kabiliyetler ve Hal Tarzları
20:51 İran Müdahalesi Avrupa’yı ve Transatlantik İlişkileri Nasıl Dönüştürüyor?
19:08 Jakobenlerin Laiklikle İmtihanı
18:00 MSB: Türk hava sahasına yönelen balistik mühimmat imha edildi
10:26 Bakan Fidan: İran’ın stratejisi son derece yanlış
09:07 Mazlumun Kimliği Sorulmaz
10:37 Mücevherde Yeni Sezonun Trendleri İlk Kez Fuarda Açıklanacak
09:54 Saldırıların ardından Gazze’de “yeniden açlık” endişesi
09:43 ABD ile İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırıları,artan jeopolitik risk primi, küresel enerji piyasalarında sert fiyat yükselişlerini beraberinde getirdi.
00:49 ABTTF Başkanı: İftarlarımız bazı çevreleri neden rahatsız ediyor?
00:22 Remzi DİLAN’ın yazısı, Öcalan’ın Statüsü: Baş Müzakereci mi, Yerli Mandela mı?
00:01 ‘Savaş Türkiye’yi de etkileyebilir’
09:52 Hocalı Soykırımı’nın 34. Yılında İstanbul’da Düzenlenen Konferansla Anıldı.
01:02 “Laikliği birlikte savunuyoruz” başlıklı bildiriyi imzalayan 168 kişi hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan soruşturma başlattı.
00:51 CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında, “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” suçundan resen soruşturma başlatıldı.
00:43 Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan diplomasi trafiği
00:21 Putin’den Hamaney için taziye mesajı: ‘Uluslararası hukukun ihlali’
00:21 Kocaeli Büyükşehir, Üsküdar Vapuru faciasını unutmadı; 392 can, 1 Mart’ın yıl dönümünde dualarla anıldı
00:20 Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai kentinde insansız hava araçlarının (İHA) parçaları sonucu iki kişi yaralandı
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Jakobenlerin Laiklikle İmtihanı

Jakobenlerin Laiklikle İmtihanı

* Çoğulcu demokrasiyle taban tabana zıt bir hareket olarak laikçilik, hukuku dinden soyutlamakla yetinmeyerek dinin bireysel alanda dahi baskılanmasını arzuladı.

* İşte detayı!…

TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency

Mert Hüseyin Akgün | Yazar | Kriter Dergi

Yazar* Mert Hüseyin AKGÜN

ANKARA,  04 MART 2026

Son günlerde laiklik etrafında cereyan eden tartışmaların, kuşatıcı değil baskıcı bir laiklik talebi olan laikçilikten kaynaklandığını söyleyebiliriz. Burada, “laiklik” ile dini özgürlükleri kişinin vicdanına hapsetmek isteyen “laikçilik” arasındaki fark gözden kaçırılmamalıdır.

Ne yazık ki laiklik Türkiye’de çok yakın bir tarihe kadar, Batı demokrasilerindeki pratiğinin çok dışında anlaşıldı ve uygulandı. Bu sebeple laiklik, çoğulculuğun teminatı olması gerekirken ironik şekilde belli bir yaşam tarzının topluma empoze edildiği bir araca dönüştürüldü. Sonuçta laiklikten ziyade “muteber vatandaş” profili inşa etmek için “toplumun laikleştirilmesini” hedefleyen laikçilikle muhatap olduk.

Çoğulcu demokrasiyle taban tabana zıt bir hareket olarak laikçilik, hukuku dinden soyutlamakla yetinmeyerek dinin bireysel alanda dahi baskılanmasını arzuladı. Bu tepeden inmeci anlayış yıllar boyunca Türkiye’nin demokrasisini ve toplumsal barışını dinamitleyen bir sosyopolitik gerilim aksı oluşturdu. Başörtüsü yasağı, kapatma davaları, ibadet kısıtlamaları hep aynı düşünce yapısının sonucuydu.

Laikçiliğin Yargısal Tezahürleri

Bu otoriter laiklik anlayışının en çarpıcı örnekleri hak ve hürriyetlerin koruyucusu olmaktan çok ideolojik muhafızlık yapmış yüksek mahkeme kararlarında görülür. Danıştay 8. Dairesi, 1984’te bugün pekala İslamofobik ve ayrımcı olarak nitelendirilebilecek ifadelerle dolu kararında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde okuyan başörtülü bir öğrenciyi “yükseköğrenim görmek üzere okula geldiği sırada dahi başörtüsünü çıkartmamakta direnecek ölçüde laik devlet ilkelerine karşı bir tutum içinde bulunmakla” suçlamış ve okula alınmamasını uygun bulmuştu.

Keza Danıştay 5. Dairesinin 1994 tarihli kararına göre başörtülü öğrenciler: “Yükseköğretim öğrencisi olma sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsmaktaydı.”

Anayasa Mahkemesi ise Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in açtığı iptal davasında başörtüsünü “çağ dışı” bir kıyafet olarak tasvir ederek değişikliği iptal etmişti. Mahkeme, laikliği, hürriyetlerin garantisi olarak değil, uğruna özgürlüklerin kurban edilebileceği adeta kutsal bir prensip şeklinde yorumlamıştı.

Çoğunlukla hak ve özgürlükler lehine genişletici bir yorum tarzı benimseyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de başörtüsü konusunda verdiği kararlarla yasağın destekçileri arasında yer almıştı. Başörtüsünün diğer bireyler üzerinde “baskı” unsuru oluşturabileceğini iddia eden Mahkeme, yasaklamanın çoğulcu toplum açısından “gerekli” olabileceğini savunabilmişti.

Bu akıl yürütme, seküler tercihleri norm, dini pratikleri ise istisna olarak kabul eden zımni bir hiyerarşiye dayanıyor. Aynı yaklaşımla pekala başörtüsü veya örneğin kipa kullanmamanın da dindarları baskı altında bırakabileceği ileri sürülebilir. Her ikisinin de çoğulcu demokrasiyle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı açık. AİHM bu perspektifiyle, din ve ifade özgürlüğünün herkes için eşit biçimde korunmadığını da itiraf ediyor aslında.

Özgürlükçü Laiklik Pratiği ve Normalleşme

Oysa olması gereken başörtüsü serbestisinin baskı oluşturacağı varsayımından hareketle yasaklama yoluna başvurmak değildi. Olması gereken Türk Anayasa Mahkemesinin 2014’te vurguladığı gibi devletin “hem çoğunluğun din ve vicdan özgürlüğünü yerine getirmesine engel olmayacak, hem de çoğunluk karşısında azınlığın ezilmesine engel olacak ve bireylerin karşılıklı tanıma ve tahammül içerisinde yaşamasını sağlayacak tedbirleri almasını sağlamaktır”.

Laikliğin bu özgürlükçü yorumu, din ve devlet işleyişini birbirinden ayırırken dini hürriyetleri de alabildiğine korur. Bu sayede bırakın din-devlet gerilimini, dinin insan hayatındaki kadim rolü dikkate alındığında bireysel ve sosyal huzura da katkı sağlanmış olur. Şüphesiz kişinin dış dünyaya yönelik bütün eylemlerinde olduğu gibi dini ritüel ve ibadetler de kamu hukukunun çizdiği sınırlara tabi olacaktır. Ancak bu sınırlar herhangi bir dünya tasavvurunu veya ideolojik/kültürel değer yargısını değil somut gerekçeler eşliğinde kamu düzeni ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasını temel almalıdır.

Neyse ki geride bıraktığımız çeyrek asırda, daha özgürlükçü bir laiklik uygulamasının mümkün olduğuna şahitlik ettik. İnanç ve ibadet özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılırken daha önce öne sürülen pek çok korkunun aslında illüzyondan ibaret olduğu açığa çıktı, suni gerilimler yerini çok daha çoğulcu bir sosyal hayata bıraktı.

Nitekim başörtüsü yasağının kaldırılmasıyla ne demokratik toplum düzenine ne de kamu düzenine bir halel geldiğini gördük. Bu da esasen yasakların bir dünya görüşünün, onu benimsemeyenlere dayatılmasından ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bugün artık marjinal bir talep halini alsa da özlenen şeyin laiklik değil, onun tek tipçi, dayatmacı ve otoriter bir yorumundan ibaret olduğunu söyleyebiliriz.

***

Yazar hakkında

Mert Hüseyin AKGÜN, Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde almıştır. Yüksek lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Kamu Hukuku Bölümü’nde “2017 Anayasa Değişiklikleri Sonrası TBMM’nin Yürütmeyi Denetim Araçları” başlıklı tez çalışmasıyla tamamlamıştır. Doktora çalışmalarına Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Kamu Hukuku Bölümünde devam etmektedir. Araştırma alanları arasında hükümet sistemleri, yeni anayasa çalışmaları, demokratikleşme, yasama faaliyetleri, yargı reformu ve insan hakları yer almaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.