enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
TÜMÜNÜ GÖSTER →

İsrail-Yunanistan Ekseninin Bölgede ve Uluslararası Siyasetteki Yeri

İsrail-Yunanistan Ekseninin Bölgede ve Uluslararası Siyasetteki Yeri

Son yıllarda Doğu Akdeniz’de devletler arasındaki jeopolitik mücadele farklı alanlara yayılmış ve giderek daha rekabetçi bir hâle gelmiştir.

TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency

Çağrı Koşak - Marmara University

Dr. Çağrı KOŞAK, Türkiye Araştırmaları Vakfı

ANKARA, 24 MART 2026 

Son yıllarda Doğu Akdeniz’de devletler arasındaki jeopolitik mücadele farklı alanlara yayılmış ve giderek daha rekabetçi bir hâle gelmiştir. Bu süreçte Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) eklemlenen İsrail–Yunanistan ekseni, iş birliğinin ötesine geçerek bölgeyi denizlerin egemenliği ve deniz kaynaklarının bölüşülmesi başta olmak üzere neredeyse şekillendirme gayretinde olmuştur. Güvenlik ve enerji konularında daha yoğun olmakla birlikte bölgede çeşitli alanlarda güç toplamaya çalışan bu eksenin, Türkiye başta olmak üzere Doğu Akdeniz’deki ülkelere karşı haksız çıkar elde etmeye çalıştığı söylenebilir. Bu anlamda, Batı müdahalesiyle bölgede varlığını koruyan Yunanistan ve İsrail, stratejik düzeyde iş birliğinden ziyade Türkiye karşıtı bir eksen oluşturmaya ve askerî bir ittifak kurmaya çabalamaktadır.

İsrail ve Yunanistan arasında gelişen ilişkilere GKRY’nin de eklemlenmesiyle ortaya çıkan bu eksenin, “Türkiye karşıtı” olma niteliği konuyla ilgili birçok çalışmada vurgulanmıştır. Turizm ve enerji alanlarında başlayarak gelişen bu ilişkilerin son yıllarda askerî bir ittifak hâlini aldığı görülmektedir. Türkiye’nin Davos çıkışı ve Mavi Marmara girişimi ile başlayan ve Filistin’deki zulüm paralelinde giderek belirginleşen tutumu, İsrail açısından yeni bir ittifak arayışına sebep olmuştur. Bölgesel ittifaklar arayışına giren İsrail, 2010’dan itibaren Yunanistan ile geliştirdiği ilişkiler sayesinde Orta Doğu coğrafyasından Avrupa’ya uzanan bir etki oluşturmaktadır. Türkiye’nin Filistin’deki ihlâllere karşı duruşu nedeniyle Ege’nin diğer ülkesi Yunanistan’a ve ona bağlı ada devleti GKRY’ye yönelen İsrail, doğalgaz ve elektrik alanlarında geliştirilen projelerin yanı sıra teknoloji ve turizm alanlarıyla iş birliğini geliştirmiştir.

İsrail-Yunanistan Ekseninin Arka Planı

Tel Aviv yönetiminin, bilhassa Gazze’deki soykırım sonrasında bölgede giriştiği “sonsuz savaş” dönemiyle birlikte kendisine yeni bir ittifak ağı oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun son günlerde Davut yıldızına referansla “heksagon ittifakı” şeklinde açıkladığı bu birliğin Yunanistan ve GKRY’yi de kapsadığı belirtilmektedir. İttifakı oluşturan diğer üyelerin; Arap ülkelerinden BAE, Asya’dan Kazakistan ve Afrika’dan Somaliland’in olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’nin müzmin sıkıntılar yaşadığı komşusu Yunanistan konusunda ise Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildiği son ziyaretten birtakım çıkarımlar yapılabilir. Örneğin, ülkeler arasında Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantılarına rağmen, “sorunların hâlâ tanımlanma düzeyinde kalması” sebebiyle, Yunanistan ve Tel Aviv arasında bir ittifak kurulduğu, bu ittifak ile yeni bir denklemin ortaya çıktığı söylenebilir. Bu noktada, Yunanistan’ın “başka bir ülkeyi yanına alarak Türkiye’ye baskı yapma siyaseti” anlaşmazlığın temel sebepleri arasında gösterilmektedir.

Türkiye’nin İsrail’e hava sahasını kapatmasıyla, İsrail Hava Kuvvetleri’nin eğitim için Yunanistan sahasını kullanmaya başlaması dikkat çekicidir. İsrail-Yunanistan ekseni, “Noble Dina” deniz tatbikatları ve “Iniochos” hava tatbikatları yoluyla askerî anlamda eşgüdüm ve iş birliği geliştirirken bölge ülkelerine gözdağı vermektedir. Yunanistan’ın İsrail’den Demir Kubbe’ye benzer “Aşil Kalkanı” adlı bir hava savunma sistemi için PULS roketatar sistemini alacağı ve Girit’te ortak deniz radar sistemi kurulduğu belirtilmektedir. İsrail’in GKRY’ye Barak MX hava savunma sistemini kurması, ada ve bölge güvenliği açısından kritik bir gelişme olarak görülebilir.  Savunma sanayisi ve ortak tatbikatlarla ilişkileri askerî alana taşıyan İsrail-Yunanistan ekseni, son olarak “rapid response force” hızlı müdahale gücü oluşturarak bir ittifak hâlini almıştır.

Yunanistan’ın ise 2009’da ülkede patlak veren ekonomik kriz nedeniyle yıllardır toparlanmaya, enerji ve turizm temelinde gelişen ikili ilişkilerle ekonomisine katkı yapmaya çalıştığı söylenebilir. Bunun yanı sıra GKRY’nin AB üyeliğiyle enosis (Yunanistan ve GKRY’nin birleşmesi) fiilen gerçekleşmiş olup, İsrail ile gelişen ilişki ağına GKRY’nin de dâhil edilmesi hem İsrail-Yunanistan eksenine Doğu Akdeniz’in en stratejik adasından eklenen bir müttefik sağlanması hem de GKRY’nin birçok açıdan menfaatinin kollanması anlamına gelmektedir. Bu anlamda, bölgesel dinamikler çerçevesinde kurulan İsrail-Yunanistan ekseni ve GKRY’nin buna eklemlenmesi konjonktürel zamanlama açısından dikkate değerdir.

İsrail-Yunanistan eksenine eklemlenen GKRY’nin bu eksenden ciddi anlamda bir kazanç elde ettiğini söylemek gerekir.  Zira, uluslararası alanda, bilhassa Batılı ülkeler nezdinde kabul görmesine ve AB üyesi olmasına rağmen GKRY, adanın bölünmüşlüğü ve bölgede giderek güçlenen bir aktör olarak Türkiye’nin kendisini tanımaması sebebiyle İsrail-Yunanistan ekseniyle bölgede enerji sektörü başta olmak üzere birçok konuda çıkarlarını genişletme imkânı bulmuştur. Bu anlamda, İsrail’den Kıbrıs adasına ve Yunanistan’a uzanması planlanan ve dünyanın en uzun denizaltı kablo şebekesi olması öngörülen Great Sea Interconnector (GSI) adı verilen projeyle GKRY’nin enerji izolasyonundan kurtulacağı ve Avrupa enerji pazarına entegre olabileceği düşünülmektedir. Yine Doğu Akdeniz’den çıkarılan doğalgazın Avrupa pazarına aktarılması bakımından bu üç ülkeyi birleştiren Eastmed boru hattı projesi, jeopolitik ve ekonomik manada ciddi bir kazanç umudu verirken ABD’nin projeden desteğini çekmesi, Türkiye’nin karşı hamlesi ve maliyeti sebebiyle projenin rafa kalkması öngörülmektedi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Türkiye Arasındaki Denizcilik İddiaları | CSIS

Advertisement

Çerçeveleme Stratejisine Karşı Türkiye: Mavi Vatan

Türkiye, İsrail-Yunanistan-GKRY arasında yapılan EastMed projesine ve bölgede doğalgaz arama/çıkarma faaliyetleriyle uluslararası sularda seyrüseferi etkileyebilecek bir çevreleme politikası karşısında bir yol arayışına girmiştir. Bu bağlamda, kendisine karşı Doğu Akdeniz’de güçlenen bu eksene yönelik derinlikli ve uzun soluklu bir stratejiyi yıllar içerisinde oluşturabilmiştir. Türkiye, Doğu Akdeniz’de İsrail-Yunanistan ilişkileriyle gelişen ve GKRY’nin eklemlendiği bu eksenin kıskacından, Libya’da Kaddafi rejiminin devrilmesinin akabinde kurulan Uluslararası Mutabakat Hükümeti’ne verdiği destek ve yeni rejimle kurduğu ikili ilişkiler yoluyla kurtulmak için kritik bir hamle yapmıştır. Bu manada, Türkiye ve Libya arasında 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanan “Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat”, iki ülke ilişkilerinin ötesinde bu eksenin kırılması ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de çevrelenmekten kurtulmasını sağlamakta önemli bir adım olmuştur. Diğer taraftan bu anlaşma sonrasında Libya’daki meşru hükümet ile ilişkilerin perçinlenmesinin devamında ülke içerisinde Halife Hafter milislerinin kendisine karşı giriştiği saldırılarda Trablus hükümeti, Türkiye’nin ciddi desteğiyle ayakta kalmıştır.

Esasen “Mavi Vatan” kavramıyla kuramsallaştırılan bu strateji, Türkiye’nin Doğu Akdeniz başta olmak üzere karasuları ve ötesinde çıkarlarının korunmasını amaçlamaktadır. Ege Denizi’nde On İki Ada bölgesinde kıta sahanlığını genişletmeye çalışan Yunanistan’ın, Türkiye’yi Akdeniz’de de çevreleme gayreti içerisine girdiği görülmüştür. Türkiye’nin güneybatı açıklarında, Yunanistan’a bağlı Rodos, Meis, Çoban, Kaşot adalarına kıta sahanlığı hakkı tanınmasına dayanan bu proje “Sevilla Haritası” olarak bilinmektedir. Temelde, Türkiye’yi çevreleyen üç denizdeki karasuları ve denizaltı kaynaklarına ilişkin haklarını korumayı amaçlayan Mavi Vatan kavramının geçmişi daha eskiye dayanmaktadır. Fakat, Türkiye ve Libya arasında 2019’da yapılan deniz yetki alanına ilişkin anlaşma sonrasında bu ifadenin resmî düzeyde kullanılarak devlet politikası hâline getirildiği söylenebilir. Türkiye, bu anlamda 2019’dan itibaren hukukî, diplomatik ve ekonomik olarak bölgede kendisine karşı gelişen İsrail-Yunanistan ekseninin farkında bir politika izlemektedir.

Yunanistan ve GKRY Sevilla Haritasıyla Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne Hapsetmeye Çalışıyor | Anadolu Ajansı

Kıbrıs adasının kuzeyinde 1974 Harekâtı sonrasında verilen mücadeleyle kurulan KKTC, İsrail-Yunanistan ekseninin doğrudan karşısında konumlanan diğer bir ülkedir. KKTC’nin Annan Planı’na onay vermesine, barış ve uzlaşı yönündeki çabalarına rağmen, AB’nin GKRY’yi üye olarak kabul etmesi sadece adadaki siyasi çözüm girişimlerini akamete uğratmamış, aynı zamanda Türkiye ve AB ilişkileri konusunda telafisi güç bir hasar bırakmıştır. Türkiye ile özel ilişkisi bulunan ve adada Türk kimliğini temsil eden KKTC’nin çıkarları jeopolitik ve jeostratejik açıdan Türkiye ile örtüşmektedir. Bu sebepten, KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki güvenlik ve çıkarlarının İsrail-Yunanistan ekseniyle çevrelenmeye çalışıldığı yadsınamaz bir gerçektir. Öncelikle, İsrail-Yunanistan ekseni temelinde bölgede enerji denkleminin dışında bırakılmaya çalışılan KKTC, eksenin askerî boyutunun gelişmesiyle birçok yönden güvenlik tehdidiyle de karşı karşıya kalmaktadır. Bu manada, Türkiye’nin müdahalesiyle adada yıllar önce sağlanan “soğuk barış” durumunun bozulma ihtimalinin tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bilhassa, saldırganlığı bölge ülkerine yönelik giderek ciddi bir tehdide dönüşen İsrail’in, Yunanistan ve GKRY ikilisinin müttefiki olması KKTC toprakları, deniz ve hava sahasının ihlâl edilme riskini artırmaktadır. Elbette, bu manada Türkiye’nin KKTC ile özel ilişkisi ve “garantör ülke” rolüyle ülkeye yönelik her türlü tehdide karşı duruşu, KKTC açısından önemli bir avantaj olmaya devam etmektedir.

Türkiye’nin ‘Mavi Vatan’ Doktrini | Ekathimerini

Bölgesel Aktörlerin Eksene İlişkin Tutumu

Bölgenin ordu gücü, nüfus sayısı ve kıtalar arası geçiş noktasında bulunması bakımından Türkiye’ye benzeyen büyük ülkesi Mısır’ın, İsrail-Yunanistan eksenine yaklaşımı kritik bir önem taşımaktadır. Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının keşfiyle İsrail-Yunanistan ekseni için bir ortağa dönüşen Mısır, Kahire merkezli East Mediterranean Gas Forum (EGMF)’un kurulmasına İsrail, Yunanistan ve GKRY ile birlikte öncülük etmiştir. Türkiye, Libya, Suriye ve Lübnan’ın bulunmadığı bu yapılanmada Fransa, İtalya, Ürdün ve Filistin’in yer alması organizasyonun konsepti açısından çelişkili gözükmektedir. Diğer yandan EGMF’nin, Doğu Akdeniz’den çıkarılacak doğalgazı Avrupa’ya taşımasının planlanan EastMed projesinin hayata geçirilmesi nedeniyle kurumsal bir yapılanma olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin Libya ile yaptığı anlaşma sonrası, 6 Ağustos 2020’de Mısır ve Yunanistan arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması” ise bir karşılık olmakla beraber, kıta sahanlığının ötesindeki bu bölgeye ait kaynaklar için ülkeler arasında bir uzlaşı yapılması gerektiğini göstermiştir. Bu bakımdan, Türkiye ve Mısır arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesinin kaçınılmaz bir noktaya geldiği söylenebilir.

İsrail-GKRY-Yunanistan Kablolu Elektrik Hattı | IGI Poseidon

Türkiye ve Mısır arasında 2021 yılında başlayan ve liderler seviyesinde gelişen ilişkiler, Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi yoluyla, EDEX 2025 ve TransMea Expo gibi etkinliklerle derinleşme yönünde ilerlemektedir. Bununla birlikte Mısır’ın İsrail-Yunanistan ekseninden tamamen uzaklaştığını veya koptuğunu söylemek doğru olmayacaktır. Zira, Mısır hâlihazırda bu ülkelerle iş birliği mekanizmalarının içerisindedir ve son olarak İsrail ile 17 Aralık 2025 tarihinde 35 milyar dolarlık tarihî bir doğalgaz anlaşmasına imza atmıştır. Gazze’deki soykırım sürecinde İsrail ile gerilen ilişkilerin yanı sıra ateşkes ve insani yardım çabalarıyla Türkiye’ye yakınlaşan Mısır’ın bu bakımdan saf değiştirmeden ziyade bölgedeki güç dinamiklerini çıkarları çerçevesinde dengeleme çabasının içerisinde olduğu görülmektedir.

Doğu Akdeniz’deki hakları çerçevesinde Filistin’in İsrail-Yunanistan ekseni karşısındaki konumu önemli görülmesi gereken ancak ihmal edilen bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira, iki devletli çözüm yaklaşımı dâhi Filistin’e, Gazze Şeridi’nin 40 kilometre uzunluğundaki sahili üzerinden Doğu Akdeniz’de hak tanımaktadır. Ancak, İsrail’in BM’nin uluslararası kararlarına tamamen aykırı biçimde Gazze açıklarına yönelik kontrolü ve 2007’den bu yana ablukası sürmektedir. Yunanistan’ı stratejik iş birliği yoluyla Filistin meselesinden uzaklaştıran İsrail, Gazze açıklarındaki Gaza Marine adı verilen ve 35 milyar metreküp doğalgaz keşfedilen sahanın işletilmesini de engellemektedir. Böylelikle İsrail, karadan işgal ettiği, denizden de abluka altına aldığı Filistin topraklarında yerel halkın deniz kaynaklarından mahrum bırakarak ekonomik kalkınmayı engellemekte ve insani durumun gelişmesine imkân vermemektedir. İsrail, Filistin’in sahildeki çok kısıtlı olan haklarına da müsaade etmemekte, İsrail-Yunanistan ekseni çerçevesinde geliştirilen projelerin Filistin’in haklarını ve onayını tamamen göz ardı ettiği görülmektedir.

Akdeniz’in en doğusunda yer alan iki ülkeden birisi olan Lübnan; İsrail, GKRY, KKTC ve Suriye ile deniz sınırına sahip olması bakımından kritik bir konumdadır. Lübnan, uzun yıllar süren iç savaşın ardından toparlanma sürecindeyken, Refik Hariri suikasti ve 2006’da İsrail ile savaş nedeniyle tekrar sarılmıştı. 2019’da büyük bir ekonomik kriz yaşayan ülke, Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon kaynakları bir çıkış yolu olarak görmektedir. Lübnan, Batı yanlısı politik geleneğinin  ve İran’ın etkisini dengelemeye çalışma gayretiyle hareket ederek ABD’nin arabuluculuğunda Ekim 2022’de İsrail ile Deniz Sınırı Belirleme Anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmayla Kana gaz sahası Lübnan’da kalırken, İsrail’e de Kariş sahasında üretim yapma hakkı tanınmıştır.

İsrail’in 2024 yılında güneyini işgal ettiği, bir kısmında işgalin ve saldırılarının sürdüğü Lübnan’ın ekonomik nedenlerle bölgedeki güçlerle çatışmadan kaçınırken kara, deniz ve hava sahalarında egemenlik haklarını koruma gayretinde olduğu söylenebilir. Bu bakımdan mecburiyet ve direniş arasında kalan ülkenin, Hizbullah’ın büyük bir güç kaybı yaşaması sonrası yaşanan güç boşluğunu diplomasiyle kapatma çabası görülmektedir. Beyrut yönetiminin 2025 yılında GKRY ile yaptığı Deniz Sınırı Belirleme anlaşması da bu kapsamda görülebilir. Zira, Lübnan’da hükûmetin bu anlaşmayla daha önce yapılan anlaşmayı revize ederek 2.500 ile 5.000 km² arasında bir deniz alanından GKRY lehine feragat ettiği ve bu sebepten meclisin onayının sağlanmadığı şeklinde itirazlar yükselmiştir. Şu hâlde İsrail-Yunanistan ekseninin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine mücbir sebeplerle itiraz etmeyen Lübnan’ın, Türkiye’nin tezlerinden uzak olmadığı fakat güvenlik ve egemenlik kaygıları sebebiyle bilhassa Batılı aktörlerle uyumlu hareket ettiği söylenebilir.

Suriye’de Baas rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde devrilmesi ise Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini temelinden sarsarak İsrail-Yunanistan ekseni ile Türkiye arasındaki stratejik rekabeti yeni bir boyuta taşımıştır. Devrim süreci ve sonrasında Şam yönetiminin önemli bir destekçisi ve dostu olarak Türkiye’nin bu anlamda Doğu Akdeniz’de önemli bir müttefik kazandığını söylemek mümkündür. Bununla birlikte İsrail’in Suriye’deki işgal ve ihlâlleri düşünüldüğünde, Türkiye’nin İsrail’le sadece deniz alanları üzerinden değil, Suriye’nin güvenlik ve egemenliğini savunması sebebiyle de karşı karşıya gelmesi söz konusudur. Türkiye ve Suriye arasında 2026 yılı içinde imzalanması beklenen Deniz Sınırı Belirleme anlaşmasının, Doğu Akdeniz’deki belirsizliğin giderilmesi ile İsrail-Yunanistan ekseninin Türkiye’yi çevreleme politikasına karşı bir önlem olması muhtemeldir. Şam’ın bu hususta atabileceği diğer bir önemli adım KKTC’nin tanınması olabilir. Gelişmeler ışığında Suriye’deki yeni yönetimin bu yönde bir politika geliştirebileceği öngörülebilir, ancak İsrail-Yunanistan ekseni konusunda Şam’ın Türkiye’ye yakın bir siyaset benimsediği aşikârdır.

Küresel Aktörlerin Değişken Tavrı

ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin destek verdiği İsrail-Yunanistan ekseni, enerji politikaları başta olmak üzere destek görürken, EastMed projesi ABD’den yeterli mali desteği görememiştir. Projeye ilişkin yapılan araştırmalar ve analizler, EastMed’in 6-7 milyar avroya varan maliyeti olduğunu belirlemiştir. Proje maliyetinin yüksekliği, bölgeden gazın yaklaşık 2000 metre derinliğinden çıkarılması, Rusya’dan sağlanan doğalgaza kıyasla maliyetinin 2,5-3 kat fazla olması ve Türkiye’nin baskısı gibi birçok sebeple henüz hayata geçememiştir. Belirtildiği üzere birçok sebepten ötürü ABD’de 2021-2025 yıllarında iktidardaki Joe Biden yönetimi, fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerjiyi tercih ederek GSI projesini bunun yerine ikâme etmeye çalışmıştır. AB, bu eksenin 1,94 milyar avroluk GSI projesine 800 milyon avro değerinde büyük çapta bir destek verirken “Türkiye’nin onayı olmadan kontrolündeki sulardan bu projenin geçemeyeceği” yönündeki bir uyarı alarak projenin güvenliğinden endişe duyduğu belirtilmektedir.

Hâlihazırda her iki proje hayata geçemezken, ABD ve Avrupa ülkelerinin bu eksene siyasi ve diplomatik desteği görünürde devam etmektedir. Bununla birlikte ABD, konuya ilişki yayınladığı son belgede İsrail-Yunanistan ekseni kapsamındaki gelişmeler için Doğu Akdeniz Enerji Merkezi (Eastern Mediterranean Energy Center) ifadesini kullanarak bunun “bölgesel stratejik istikrar ve dayanıklılığın anahtarı olarak” gördüğünü açıklamıştır.  GDI projesini Hindistan Orta Doğu Avrupa Koridoru (India Middle East Europe Corridor) projesine entegre etme gayesi güden ABD’nin, bu şekilde Çin’in Bir Kuşak, Bir Yol (OBOR) projesinin etkisini kırmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Çin, kendi projesine karşı bu küresel girişimin farkında olmakla birlikte Yunanistan’ın Pire limanı başta olmak üzere bölgedeki aktörlerle yaptığı iş birliğini riske atmadan temkinli dengeleme politikası gütmektedir.

Suriye’de devrime rağmen bu ülkede ve Doğu Akdeniz’de etkisini sürdürmeye devam eden Rusya ise EastMed ve GSI projelerini Avrupa’nın kendisine yönelik enerji bağımlılığını azaltacağı sebebiyle “belirsiz ve karsız” olarak nitelendirmektedir. Askeri açıdan İsrail-Yunanistan ekseni kapsamındaki gelişmeleri “NATO’nun bölgedeki uzantısı” şeklinde gören Rusya, bu anlamdaki gelişmeleri takip etmektedir. Rusya’nın bu sebeplerden ötürü Doğu Akdeniz’i gerek enerji gerek güvenlik anlamında ABD ve AB ile rekabet alanı olarak görürken, bölge ülkeleriyle ilişkilerini aynı anda yürüterek kendisine bir manevra alanı sağlamakta ve kazanımlarını korumaya odaklanmaktadır. Böylelikle, rekabetçi uyum stratejisi benimseyen Rusya, Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik alanındaki gelişmeleri yakından izlemekte ve buna göre politika belirlemekte olduğu söylenebilir.

Sonuç Olarak

İsrail ve Yunanistan’ın stratejik yakınlaşması olmaktan çıkıp, Doğu Akdeniz’deki deniz kaynaklarının adaletsiz bölüşümü üzerinden Türkiye’yi çevreleme ve KKTC’yi yok sayma gayesine dayanan İsrail-Yunanistan ekseni, günümüzde bu tek taraflı politikalarının çıkmazıyla yüzleşmektedir. Başlangıçta enerji ve turizm ortaklığı olarak filizlenip zamanla Batı destekli askerî bir ittifaka dönüşen bu blok; EastMed gibi Türkiye’ye yönelik dışlayıcı bir politika takının yüksek maliyetli projeler, ABD’nin projeden desteğini çekmesi ve en önemlisi Türkiye’nin sahadaki askerî/diplomatik caydırıcılığı nedeniyle hayata geçirememiştir. Buna ek olarak, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin başta Yunanistan iç kamuoyu olmak üzere bölgede yarattığı infial bloğun meşruiyetini zedelerken; Türkiye’nin Mısır, Filistin, Lübnan ve Suriye gibi bölgesel aktörlerle geliştirdiği çok boyutlu ilişkiler bu eksenin manevra alanını giderek daraltmıştır. Nihayetinde, Batı desteğine rağmen dayatmacı bir vizyonla hareket eden bu çevreleme politikasının, Türkiye’nin proaktif denge stratejisi (Mavi Vatan, Libya Mutabakatı vb.) karşısında güç kaybettiği ve tarafların bu adaletsiz paylaşımdan vazgeçmek zorunda kalacakları yeni bir bölgesel denklemin oluştuğu görülmektedir

Doğu Akdeniz’de iki ülkenin yakınlaşmasının ötesinde deniz kaynakları üzerinden adaletsiz bir paylaşım yaparak Türkiye’yi çevreleme ve KKTC’yi yok sayma üzerine kurulan İsrail-Yunanistan ekseni, Batılı ülkelerinin desteğini almasına rağmen tek taraflı ve adaletsiz yaklaşımıyla giderek güç kaybetmektedir. Projelerini maddi ve siyasi maliyetinin yanı sıra Türkiye’nin diplomatik hamleleri ve askeri gücünün caydırıcılığıyla hayata geçiremeyen İsrail-Yunanistan ekseni, Gazze’deki soykırımla birlikte Yunanistan iç kamuoyu başta olmak üzere bölgede giderek tepki toplamaktadır. Bu süreçte, enerji ve turizm alanında başlayan iş birliğini askerî alana taşıyarak müttefik olan bu ülkelerin, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin Mısır, Filistin, Lübnan ve Suriye ile ilişkilerini geliştirerek kurduğu stratejiyle adaletsiz kaynak paylaşımından vazgeçmek durumunda kalmaları gayet mümkündür.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.