Halep krizi tamamen bitti mi? Suriye’yi şimdi ne bekliyor?
* Halep’teki çatışmalar bitti ama geriye soru işaretleri kaldı: 10 Mart mutabakatı görüşmeleri ne olacak? Şam operasyonu genişletir mi? Suriye’yi bundan sonra neler bekliyor?
* İşte detayı!…

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Halep’ten çekilmesiyle sıcak çatışmalar sona erdi ancak Suriye’nin kuzeyindeki karmaşık denklem çözülmüş değil. Hatta son yaşananlar sahada daha karmaşık denklemin kapısını aralamış da olabilir.Son krizin kökeninde omurgasını Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü YPG’nin oluşturduğu SDG ile Şam yönetimi arasında devam eden 10 Mart mutabakatına ilişkin müzakereler yatıyor. 10 Mart 2025’te üzerinde anlaşılan mutabakat SDG’nin merkezi yapıya entegrasyonunu öngörüyor. Ancak bu anlaşmanın uygulanmasındaki anlaşmazlıklar yaşanıyor.
Aralık ayının sonlarında kendini hissettirmeye başlayan ve Ocak ayının ilk haftasında Suriye yönetiminin operasyonu ile devam eden çatışmalar 10 Ocak’ta uluslararası arabulucular sayesindeki anlaşmayla SDG’nin kenti terk etmesiyle son buldu.
SDG şu anda Halep’ten çekilse de Beşşar Esad rejiminin devrilmesinden bu yana bölgede gerçekleşen en ağır çatışma olarak kayda geçen bu krizin sonraki dönem için olası yansımaları ve geride bıraktığı sorular tartışılmaya devam ediliyor.
“Halep’teki operasyon test alanıydı”
Suriye yönetiminin Halep’te elde ettiği üstünlüğün ardından görüşmelerin nasıl devam edeceği ve SDG’nin entegrasyona daha istekli olup olmayacağı gündemdeki sorulardan biri.
İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Suriye açısından bir yılı aşkın süredir devam eden en temel iki riskten birinin “Suriye PKK’sının Suriye topraklarındaki varlığı” olduğuna dikkat çekiyor. Vural, hep Suriye’nin doğusu konuşulurken Suriye’nin kalbi olan ve Fırat’ın batısında yer alan Halep’te iki mahallenin SDG/YPG tarafından kontrol edilmesinin Şam için kabul edilemez olduğunu belirtiyor.
Suriye: Halep’in Şeyh Maksud semtinde sıcak çatışmalar hafta sonu sona erdiFotoğraf: Bakr Alkassem/AFP
Halep’teki operasyonun aslında hem bir birikim sonucu hem de bir test alanı olduğunu söyleyen Vural, “Neden test alanı? Çünkü Suriye için en temel risk olan terör örgütünün aslında Suriye topraklarından tamamen atılması gerekiyor. Bir devlette egemenlik tektir, silah kullanma tekeli de yalnızca devlete aittir” diyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan en son 9 Ocak akşamı TRT’ye verdiği mülakatta “SDG, PKK’ın uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor; güçle ya da güç tehdidi olmadan diyalog yoluyla herhangi bir şey yapma şansı yok, kendiliğinden. Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek” diye konuştu.
Fidan’ın bu sözleri gerek Suriye yönetimi gerekse Türkiye’nin önümüzdeki dönemde SDG üstündeki baskısını artırabileceğinin işaretini veriyor.
Milli Savunma Bakanlığı da geçen haftaki açıklamasında Halep’te SDG’ye yönelik operasyonun tamamıyla Suriye Ordusu tarafından gerçekleştirildiğini belirtirken “Ülkemiz, ‘tek devlet, tek ordu’ ilkesi doğrultusunda Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, terör örgütleriyle mücadelesini desteklemektedir. Bu kapsamda Suriye’nin yardım talep etmesi halinde Türkiye gerekli desteği sağlayacaktır” demişti.
Suriye ordusu operasyonlarını daha da genişletir mi?
Suriye ordusunun Halep’i tamamen kontrol altına aldıktan sonra durup durmayacağı da bir başka tartışma konusu.
İktidara yakın basına göre 1o Mart mutabakatı müzakerelerinde ilerleme sağlanamaması durumunda Suriye ordusu harekatını genişletebilir.
Vural’a göre entegrasyonun tek yolu silahlı yapıların bireysel olarak devlet sistemine dahil edilmesi. “Devletin egemenliği de kuvvet kullanma tekeli de başkenttedir” diyen Vural, SDG/YPG’nin bu ilkeyi kabul etmeyerek süreci kendi lehine uzatma çabası içinde olduğunu söylüyor.
YPG militanları hafta sonu otobüslerle Şeyh Maksud semtinden ayrıldıFotoğraf: Arif Hudaverdi Yaman/Anadolu/picture alliance
Peki, mutabakatın uygulamasının işlemediği bir senaryoda
askeri seçenek gündeme gelir mi? Vural bu soruya temkinli yaklaşırken şöyle konuşuyor:
“Son dönemde Ankara’dan devletin güvenliği için yapılması gereken neyse yapılacaktır mesajı çok net çıkıyor. Bir stratejik sabır gösterildi şimdiye kadar. Bundan sonra da önce diplomatik araçlar kullanılabilir. Fakat şu anda Suriye ordusunun geldiği nokta da belli. Artık operasyon yapabilen, eğitilen bir Suriye ordusu var. Fırat’ın doğusu için Şam’ın sabrı tükendiği noktada bir operasyon gerçekleşirse Türkiye de destek verecektir. Ama bu ne düzeyde olur onu bugünden kestirmek zor.”
Öte yandan Şam yönetiminin başka yöntemlerle de SDG üstündeki baskıyı artırabileceği belirtiliyor. Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi SDG’nin 10 Mart mutabakatına uymamakta direnmesi durumunda bir eylem planının olduğunu belirterek “Etap etap gidilecek. Öncelikle örgütün gelir kaynakları kesilecek. Petrol sahaları ve gümrük kapıları kontrol edilecek. Ardından alan hâkimiyeti sağlanacak. Yani SDG, kontrol ettiği bölgelerden sökülüp atılacak” diye yazdı.
Türkiye’deki süreç etkilenir mi?
SDG’ye yönelik Suriye yönetiminin baskısının Türkiye’deki “çözüm süreci” adımlarını sekteye uğratıp uğratmayacağı da büyük bir soru işareti.
DEM Parti Eş Başkanları hafta sonu açıklama yaparken; Tülay Hatimoğulları Halep’te varılan ateşkesin kalıcı hale gelmesinin önemli olduğunu kaydetti.
Tuncer Bakırhan ise “Halep’te çözümü baltalarsak Ankara’daki çözümü de baltalarız niyeti var burada. Bu tehlikeli oyunu herkes görmeli. Çözüm mümkündür ve ortadadır” diyerek SDG yöneticilerini Ankara’ya davet edilmesi çağrısını yineledi.
Bu arada Halep operasyonunun sonlarında Türkiye’deki güvenlik kaynaklarından gelen bilgilerde PKK’nın çatışmalarda etkin rol oynadığı ve SDG’ye “savaşın” talimatını verdiğinin belirtilmesi de Türkiye’de devletin de terör örgütüne duyduğu güvensizliği ortaya koydu.
Öte yandan bazı yorumculara göre ise SDG’nin 10 Mart mutabakatına uyması ve Suriye’de istikrar sağlanması durumunda Türkiye’de iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürecin hız kazanması da olasılıklar içinde.
Ankara’daki güvenlik birimlerine göre SDG tarafıyla çeşitli kanallardan irtibat kurulurken SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve diğer bazı SDG’li yetkililer uzlaşıya açık tavır sergiledi. Ancak harekatın son aşamasında Kandil yönetiminden bölgede sıkışan unsura ‘kalın ve savaşın’ talimatı geldiği ileri sürüldü.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum AbdiFotoğraf: Hogir Al Abdo/AP Photo/dpa/picture alliance
Öte yandan yine aynı güvenlik kaynaklarından paylaşılan bilgide “Yaşanan tüm bu olaylara rağmen, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlayan ‘Terörsüz Türkiye’ süreci devam etmekte olup, söz konusu bu olaylar süreci akamete uğratamayacaktır” değerlendirmesinde bulunuldu.
TBMM’de oluşturulan ve rapor yazma aşamasına gelen komisyonun yarın bir toplantı daha yaparak rapor metninde gelinen son noktayı ele alması bekleniyor.
Gerek iktidar gerekse DEM Parti kanadı teknik olarak sürecin devam ettiğini belirtse de SDG’nin Halep’ten çıkartılması Türkiye’deki Kürt siyasi hareketinde de yankı buldu.
AKP’li siyasetçi Orhan Miroğlu “Kürtler yüzyıllardır inanmışlığından vuruluyor! İlk değil son da olmayacak gibi görünüyor!” yorumu yaparken eski AKP’li bakanlardan Hüseyin Çelik geçmişte Kuzey Irak Kürt yönetimine karşı takınılan tavrın bugün dostluğa dönüştüğünü hatırlattı ve Suriye Kürtleri için de benzer bir diplomatik yaklaşım istedi.
ABD’nin SDG’ye desteği sürer mi?
Halep krizinin ardından akıllarda kalan bir başka soru ise şu anda ilgisini Suriye’den başka bölgelere yoğunlaştıran ABD’nin SDG’ye desteğinin eskisi kadar güçlü devam edip etmeyeceği.
Farklı kesimlerden yapılan yorumlar ABD’nin son krizde SDG’ye eskisi kadar destek vermediği yönünde ve ABD’nin rolünün daha çok krizi sınırlamak, yayılmasını önlemek ve SDG’yi Fırat’ın doğusuna çekmek üzerine kurulduğu belirtiliyor.
Vural ise ABD’nin Suriye politikasında söylem ile eylem arasında tutarsızlık bulunduğu yorumu yaparak, ABD’li yetkililerin zaman zaman SDG’yi Şam ile “denk bir aktör” gibi konumlandırmasının Ankara için kabul edilemez olduğunu belirtiyor. Vural’a göre Ankara–Washington hattında son dönemde daha olumlu bir atmosfer bulunsa da Türkiye, ABD’ye net biçimde “terör örgütüyle müttefikliğin” kendi ulusal güvenliğine aykırı olduğunu hatırlatmaya devam ediyor.
SDG/YPG’nin İsrail tarafından ileride İran’a karşı kullanılabilecek bir “partner” olarak görüldüğünü ifade eden Vural, Tel Aviv’in bu nedenle Washington üzerinde ciddi bir diplomatik baskı kurduğunu da düşünüyor.