www.turkuazhaberajansi.com/İnsanlar İş Beğenmiyor Değil, Geçinemiyor!

* İnsanlar İş Beğenmiyor Değil, Geçinemiyor!

* İş dünyasının en sık dile getirdiği şikâyetlerden biri nitelikli eleman bulamamak. Peki, gerçekten kimse çalışmak istemiyor mu, yoksa çalışmanın karşılığı artık insanlara yetmiyor mu? Belki de doğru soruyu sormanın zamanı gelmiştir.

TÜHA/ TÜRKUAZ İnternational News Agency (www.turkuazhaberajansi.com)

Gül Kabacaoğlu: Hayatı, Biyografisi, Eserleri ..

Gazeteci-Yazar* Gül KABACAOĞLU

İZMİR, 22 EKİM 2026

İnsanlar İş Beğenmiyor Değil, Geçinemiyor!" İŞ ÇOK AMA GENÇLER BEĞENMİYOR", diyorlar. , DOĞRU! , GENÇLER 3 KURUŞA, MESAİNİN BAŞI BELLİ DEĞİL SONU BELLİ DEĞİL, HAFTANIN 6 GÜNÜ, BAZEN 7 GÜNÜ ÇALIŞIP,, LİYAKATSİZ, KONFOR İÇİNDE, LÜKS YAŞAMA ...

İş dünyasının en sık dile getirdiği şikâyetlerden biri nitelikli eleman bulamamak. Peki, gerçekten kimse çalışmak istemiyor mu, yoksa çalışmanın karşılığı artık insanlara yetmiyor mu? Belki de doğru soruyu sormanın zamanı gelmiştir.

Son yıllarda iş dünyasında sıkça duyduğumuz bir cümle var: “Gençler iş beğenmiyor, kimse çalışmak istemiyor.”

Özellikle turizmden sanayiye, hizmet sektöründen üretime kadar pek çok alanda işverenler çalışan bulamamaktan, buldukları çalışanları elde tutamamaktan şikâyetçi. Diğer tarafta ise iş arayan, çalışan ama ay sonunu getiremeyen, bütün gününü işine ayırdığı hâlde geleceğine dair güven duygusu geliştiremeyen insanlar var.

İki tarafın da kendince haklı gerekçeleri olabilir. Ancak tartışmayı yalnızca “İnsanlar neden çalışmak istemiyor?” sorusuna indirgemek, meselenin asıl nedenini gözden kaçırmamıza yol açıyor.

Belki de insanlar iş beğenmiyor değil, çalışmanın hayatlarını iyileştireceğine inanmıyor.

Çalışmak mı, hayatta kalmak mı?

Bir insanın bütün ay boyunca çalışıp kazandığı paranın büyük bölümünü kiraya, faturaya, gıdaya ve ulaşıma ayırdığını düşünelim. Ayın sonunda elinde kendisi için harcayabileceği, birikim yapabileceği ya da geleceğine yatırım olarak ayırabileceği neredeyse hiçbir şey kalmıyor.

Böyle bir tabloda çalışmak, yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkıp temel ihtiyaçları karşılamak için sürdürülen bir zorunluluğa dönüşüyor.

Oysa insan yalnızca karnını doyurmak ve başını sokacak bir çatı bulmak için yaşamıyor. Sosyal hayata katılmak, çocuklarına daha iyi imkânlar sunmak, dinlenmek, gelişmek ve yarınını bugünden biraz daha iyi kurabilmek istiyor.

Kazancının tamamı bugünü kurtarmaya yetiyorsa yarına dair nasıl bir motivasyon geliştirebilir?

Burada birbirine karıştırılmaması gereken iki kavram var: İş beğenmemek ve emeğinin karşılığını alamadığını düşünmek.

Bir işi yapmak istememekle o işin sunduğu ücret, çalışma koşulları ve yaşam standardı arasında bir denge kuramamak aynı şey değil. İnsanların iş tercihlerinde ücret kadar çalışma saatleri, yöneticilerin tutumu, iş güvencesi, sosyal haklar ve kendilerine nasıl davranıldığı da etkili.

Dolayısıyla bir çalışanın işten ayrılmasını ya da bir işe başvurmak istememesini doğrudan tembellikle açıklamak, kolaycı ama eksik bir yaklaşım.

Nitelikli çalışan neden bulunamıyor?

Bugün sektörlerin önemli bir bölümünün ortak sorunu, nitelikli çalışan bulmak ve mevcut çalışanlarını korumak.

Ancak nitelikli çalışan, yalnızca işi bilen veya gerekli diplomaya sahip olan kişi değildir. Sorumluluk alan, sorun çözen, iletişim kurabilen, değişime uyum sağlayan ve işine değer katan kişidir. Bu özelliklerin gelişmesi ise zaman, emek, eğitim ve deneyim gerektirir.

İşverenler doğal olarak bu niteliklere sahip çalışanlarla çalışmak ister. Peki, bu çalışanlara sunulan koşullar onların beklentileriyle ne kadar örtüşüyor?

Bir çalışandan yüksek performans, esneklik, inisiyatif, sadakat ve sürekli gelişim beklerken ona yalnızca temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek bir ücret sunuyorsak burada bir beklenti dengesi sorunu var demektir.

Üstelik nitelikli çalışan yetiştirmek de kendiliğinden gerçekleşmiyor. İşe alım süreçlerinde deneyim talep edip çalışan yetiştirmeye yeterince yatırım yapmamak, gençlerin gelişimine fırsat tanımamak ve çalışan devir hızını yalnızca insan kaynaklarının çözmesi gereken bir sorun olarak görmek, uzun vadede sorunu daha da derinleştiriyor.

Bir başka deyişle, sektörler yalnızca çalışan bulma problemi yaşamıyor; aynı zamanda çalışan yetiştirme, geliştirme ve elde tutma problemiyle karşı karşıya.

Sadakat tek taraflı bir beklenti olmamalı

İş hayatında sıkça kullanılan kavramlardan biri de sadakat. İşveren, çalışanının işine bağlı olmasını, sorumluluk almasını ve kurumda uzun süre kalmasını istiyor. Bu beklenti anlaşılır. Ancak sadakat yalnızca çalışandan beklenen bir değer olarak ele alındığında anlamını yitiriyor.

Çalışanından fedakârlık bekleyen bir kurum, onun emeğini ne ölçüde gözetiyor? Başarısını ne kadar görünür kılıyor? Gelişimine ne kadar yatırım yapıyor? Ücretini ve yan haklarını yaşamın gerçek maliyetleriyle ne kadar uyumlu hâle getiriyor?

Çalışan, yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir kaynak değil, kurumun başarısını mümkün kılan insan olmalı.

İnsan kaynakları yönetiminin rolü de tam bu noktada başlıyor. İşe alım yapmak, özlük dosyalarını yönetmek ve personel ihtiyacını karşılamak elbette önemli. Fakat sürdürülebilir bir insan kaynakları yaklaşımı, doğru insanı bulmanın ötesine geçerek o insanın neden kurumda kalmak isteyeceğini de sorgulamalı.

Çünkü bir çalışanı işe almak bir sonuçtur; onun potansiyelini ortaya çıkarabileceği, emeğinin karşılığını görebileceği ve kendisini kurumun bir parçası hissedebileceği bir ortam oluşturmak ise yönetim becerisidir.

Çözüm yalnızca ücret artışında mı?

Ücret, elbette meselenin merkezinde. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir çalışandan yüksek motivasyon beklemek gerçekçi değil. Ancak çözümü yalnızca maaş artışına indirgemek de yeterli olmaz.

Adil ücret politikalarıyla birlikte öngörülebilir çalışma saatleri, sağlıklı yönetici-çalışan ilişkileri, açık kariyer yolları, mesleki eğitim, performansın adil değerlendirilmesi ve çalışanların karar süreçlerine katılımı da önem taşıyor.

İşveren açısından bakıldığında ise çalışan devir hızının maliyeti, sürekli yeniden işe alım yapmanın yükü, deneyim kaybı ve hizmet kalitesindeki dalgalanmalar dikkate alınmalı. Bir çalışanı düşük maliyetle istihdam etmek, her zaman en ekonomik tercih olmayabilir.

Özellikle insan emeğinin hizmet kalitesini doğrudan belirlediği turizm gibi sektörlerde, çalışan memnuniyeti yalnızca kurum içi bir konu değildir. Çalışanın motivasyonu, misafirin deneyimine; misafirin deneyimi de işletmenin itibarına ve gelirlerine yansır.

Bu nedenle çalışanı elde tutmak, yalnızca insan kaynaklarının değil, doğrudan işletme yönetiminin de stratejik önceliği olmalıdır.

Belki de soruyu değiştirmeliyiz

“İnsanlar neden iş beğenmiyor?” diye sormak yerine şu soruları sormayı deneyebiliriz:

İnsanlar çalışarak yaşam standartlarını yükseltebiliyor mu? Emeğinin karşılığını aldığını hissediyor mu? Geleceğe dair bir plan yapabiliyor mu? İş yerinde saygı görüyor ve gelişme fırsatı buluyor mu?

Bu soruların yanıtları, iş gücü piyasasındaki sorunun nerede başladığını anlamamıza yardımcı olabilir.

Elbette her iş arayanın beklentisi gerçekçi olmayabilir; her işverenin sunduğu koşullar da yetersiz değildir. İş hayatındaki her sorunu tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. Ancak geniş bir kesimin çalışmasına rağmen geçim kaygısı yaşadığı bir ortamda, bütün sorumluluğu çalışanların isteksizliğine yüklemek de adil değildir.

Çünkü motivasyon yalnızca kişisel bir özellik değil, içinde bulunulan koşullardan da beslenen bir duygudur.

İnsanlar emeklerinin kendilerine bir gelecek kurma imkânı sunduğunu gördüklerinde, o emeği ortaya koymak için daha güçlü bir neden bulurlar. İşini sahiplenmek, gelişmek ve bir kurumda kalıcı olmak da bu duyguyla güçlenir.

Belki de artık iş dünyasında daha anlamlı bir tartışmaya ihtiyacımız var. Çalışanların neden iş istemediğini konuşmak kadar, işlerin neden çalışanlar için cazibesini kaybettiğini de konuşmalıyız.

Unutmamak gerekir ki nitelikli çalışan yalnızca aranan bir insan kaynağı değil, yetiştirilmesi ve korunması gereken bir değerdir.

İnsanlar çalışmak istemiyor olmayabilir. Belki de çalışmanın, yalnızca hayatta kalmanın ötesinde bir anlam taşımasını istiyorlardır.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği