enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
SON DAKİKA
11:36 Savaş Gölgesinde Ramazan Bayramı
08:46 Türkiye’de her yıl yaklaşık bin 500 bebek Down sendromu ile doğuyor
08:17 Turizme savaş darbesi
07:31 İzgaz’dan o iddiaya yanıt: Mühürlenen sayacı kullandığı için…
07:12 Hollanda’dan Mektup Var…Dünyanın Kahpeliği: Adalet Güçlüye Var, Zayıfa Yok!
07:10 Evlilik ve boşanma konutun kaderini değiştiriyor: Hane dönüşümü dönemi
00:58 İran koridorlarının en stratejik ismi, nükleer dosyaların mimarı Ali Laricani kimdir?
00:42 İran Neden Zayıfladı Ama Yenilmedi?
00:41 İstiklal Marşı Siyaseti: Milli Menfaat ve Muhalefet
00:41 ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ı hedef alan saldırılarının şu ana kadar 12 milyar dolara mal olduğunu kaydetti…
00:28 Kürşad Zorlu, “Türkiye güçlü olursa Azerbaycan elbette güçlü olur”
00:10 MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Bölgesel fırtınaların ortasında savrulan ülkeler tarih sahnesinde iz bırakmaz”
00:08 Made in EU Nedir?
00:06 Ömer Çelik: İHA/SİHA kabiliyetlerimizi geliştirmemiz beka meselesidir
11:01 ABD Başkanı Trump, İran saldırıları nedeniyle Çin ziyaretini erteledi
10:31 Yarın Hollanda’da yapılacak Belediye Meclisi Seçimlerinde Kime oy Vermeliyiz?
09:46 Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, “Çanakkale Zaferi eşsiz bir destandır”
23:06 (UHA) Uluslararası Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Gazeteci Veysel Kavrayan’dan Vali Aktaş’a Ziyaret
22:24 ‘İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü’ davasında ‘salon düzeni’ krizi
22:11 MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Ankara ile Bağdat ve Şam’ın, Kudüs ile Gazze’nin kaderi aynı ortak paydada birleşmektedir”
TÜMÜNÜ GÖSTER →

Biden’ın Ukrayna İmtihanı

Biden’ın Ukrayna İmtihanı
01.02.2022
A+
A-

Rusya’yı caydırmaktansa olası bir işgalin Kremlin’e ağır fatura çıkarmasını sağlama politikasının iflas etmesi durumunda, Biden yönetimi Ukrayna sınavından başarısız çıkmış ve uluslararası sistemin Rusya’nın istediği gibi şekillenmesini de kabullenmiş olacak.

Kadir ÜSTÜN, SETA Washington D.C. Koordinatörü

Ukrayna krizi Biden yönetimi için en ciddi dış politika sınavı olarak öne çıkıyor. Trump’ın Amerikan liderliğine, uluslararası ittifaklara ve kurumlara derin şüpheciliğine karşı müttefiklerle birlikte hareket ederek Çin ve Rusya’yla mücadele sözü veren Biden, Putin karşısında Batı ittifakı adına ortak bir politika oluşturmak için çaba veriyor. Bu çabasında özellikle NATO bağlamında ortak bir tavır geliştirmede şimdilik başarılı sayılabilecek Biden yönetiminin asıl ciddi sınavını muhtemel bir işgal durumunda vereceğini not etmek gerekiyor. Rusya’nın realist güçler dengesi hesaplarına dayanan dış politika anlayışı karşısında Batı ittifakının liderliğinde ‘kurallara dayalı’ bir uluslararası sistemi savunan ABD’nin bu sistemin kurallarını uygulamak konusunda çekingen kalması hem Amerikan liderliğine hem de uluslararası sistemin itibarına darbe vuracaktır.

Biden yönetimi NATO’nun Putin’in maksimalist taleplerini reddetmesi, işgal durumunda Ukrayna’ya askeri yardım sözü vermesi, ülkeye şimdiden askeri yardım göndererek bu sözünde duracağını göstermesi, NATO üyesi Doğu Avrupa ülkelerindeki NATO askerlerinin rotasyonlarını artırması ve Batı ittifakının eşi görülmemiş yaptırımlar konusunda uzlaşması gibi önemli adımlar attı. Ancak bütün bunlara rağmen Rusya’nın sınırlı veya daha geniş bir işgalini caydıramaması ve Putin’e yüksek maliyet ödetmesine rağmen Ukrayna’nın sınırlarının yeniden çizilmesi durumunda Washington’un prestij kaybına uğrayacağı açık. Böyle bir senaryonun ABD için Afganistan’dan çekilme fiyaskosundan daha kalıcı stratejik sonuçları olacağı için Biden yönetiminin yoğun diplomatik çabalarına tanık oluyoruz.

2008’de Gürcistan’ın Güney Osetya ve Abhazya bölgelerini ele geçiren ve 2014’te de Kırım’ı ilhak eden Rusya’nın oldu bittilerini kabullenen ABD’nin benzer şekilde ‘sınırlı’ bir işgali kabulleneceği beklentisi oldukça yaygın. Başkan Biden’ın geçenlerde düzenlediği bir basın toplantısında ‘sesli düşünerek’ bunu ağzından kaçırmasına Beyaz Saray düzeltme yayınlamak zorunda kalmış ve Biden da herhangi bir askeri müdahalenin işgal sayılacağı düzeltmesini yapmıştı. Biden’ın sınırlı bir işgalde Batı ittifakı içinde farklılıkların daha fazla öne çıkacağını ve ortak bir tavır oluşturmanın zor olacağı yönündeki sözleri Rusya için malumun ilamı anlamına geliyordu. Washington’un her ne pahasına olursa olsun Ukrayna’nın işgaline tersine çevirme gibi bir politikası olmadığı için Putin özellikle sınırlı bir müdahalenin sonuçlarının kaldırılabilir olacağını hesaplıyor muhtemelen.

Başkan Biden’ın Putin’in askeri yığınağa başlaması ve işgal ihtimalinin ortaya çıkması sonrasında askeri opsiyonu baştan reddetmesi ABD’nin elini zayıflattı. Ukrayna NATO üyesi olmadığı için bu ülkenin savunmasına ilişkin doğrudan sorumluluk hissetmeyen ve Rusya’yla da askeri bir angajmana girmek istemeyen Washington’un elinde Ukrayna’ya askeri destek ve ağır yaptırımlardan başka bir çare kalmıyordu. Bu opsiyonların Putin için yeterince caydırıcı olmadığını savunan Amerikalı siyasetçilerin bir kısmı ağır yaptırımların şimdiden uygulanması gerektiğini zira işgal sonrasında caydırıcı etkinin kalmayacağını savunuyor.

Biden yönetiminin sınırlı veya daha geniş bir işgali durduramayacağını kabullenmiş olması Putin’in belki de en büyük avantajı olarak öne çıkıyor. Putin’in oynadığı jeopolitik güç dengesi politikası açısından bakıldığında Ukrayna’nın Rus etkisinde kalması ve NATO’nun yeni üye kabul etmesinin önlenmesi için ekonomik yaptırımlar katlanılabilir kabul edilebilir. Ayrıca Ukrayna’ya askeri yardım yapılsa bile ülkede Rusya’yla savaşmaya gönüllü olmayanların sayısının yüksek olması Putin için bir avantaj addedilebilir. Bu durumda ABD’nin Rusya’ya ödettiği maliyet Putin’in gözünü pek de korkutmuyor olabilir. Ancak Putin’in Ukrayna’nın NATO’ya girme isteğini artırması ve bir yandan da Finlandiya ve İsveç gibi Baltık ülkelerinin de NATO’ya girmeyi gündemine almaları Rusya’nın el yükseltmesinin istenmeyen sonuçları arasında sayılabilir.

Rusya’nın Ukrayna hamlesinden karlı çıkması veya en azından az maliyetle istediğini alması durumunda, ABD’nin Çin’le mücadele politikasının da inandırıcılığını yitireceğini söylemek mümkün. Ukrayna’da Putin’i caydıramayan ve askeri müdahalelere yaptırımlarla karşı koymakla yetinen bir Amerikan yönetiminin, Asya-Pasifik’teki müttefiklerini Çin’e karşı işbirliğine ikna etmekte zorlanacağı açık. Biden’ın demokrasilerin ittifakıyla Çin ve Rusya gibi otoriter rejimlerle mücadele etme vaadinin de alıcısı kalmayacaktır. ABD’nin sürekli Rusya aleyhine nüfuz alanını genişletmeye çalıştığını ve bunun Rusya için ulusal güvenlik tehdidi oluşturduğunu düşünen Putin’e benzer biçimde Çinli lider Şi de Washington’un Çin’i çevreleme politikası güttüğüne ikna olmuş görünüyor. Biden’ın Batı ittifakı içerisinde şimdilik oluşturduğu söylemsel birlik Putin ve Şi gibi liderlerin atacağı adımlar karşısında kırılganlık gösterebilir. Özellikle Almanya’nın politikasının bunun habercisi olduğunu söyleyebiliriz.

NATO’nun ‘açık kapı’ politikasından vazgeçmeyeceğini yazılı biçimde Rusya’ya ileten Dışişleri Bakanı Blinken’in Ukrayna’daki askeri güçlerin durumuyla ilgili daha fazla şeffaflık bahsi açması tansiyonun diplomatik yollarla çözülmesi için kapının açık bırakıldığına işaret ediyor. Ancak bunun Putin’e Ukrayna’daki Amerikan askeri aktiviteleriyle ilgili dolaylı da olsa söz söyleme hakkı doğurduğunu ve bunun Rusya’nın bir kazanımı olduğunu söylemek mümkün. Ukrayna’nın NATO’ya başvurup üye olmasının kendi egemen kararı olduğu ilkesel olarak benimsense de Rusya’ya verilen bu tarz bir sözün askeri çatışmayı engellerse başarı ama engellemezse boş yere verilen bir ödün olarak görüleceği söylenebilir. Bu da Putin’in tansiyonu yükselterek ve askeri adımlar atarak kazandığına işaret edecektir. Rusya’yı caydırmaktansa olası bir işgalin Kremlin’e ağır fatura çıkarmasını sağlama politikasının iflas etmesi durumunda, Biden yönetimi Ukrayna sınavından başarısız çıkmış ve uluslararası sistemin Rusya’nın istediği gibi şekillenmesini de kabullenmiş olacak.

[TÜHA Haber Ajansı, 01 Şubat 2022]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.