ABD’nin Güney Kafkasya Stratejisi: Zengezur, Enerji Hatları ve Bölgesel Güç Dengeleri
* ABD’nin son dönemde Azerbaycan ve Ermenistan’a yönelik artan diplomatik, askerî ve ekonomik temasları, Washington’un Güney Kafkasya’ya bakışında belirgin bir yön değişikliğine işaret ediyor.
* İşte detayı!…
TÜHA / TÜRKUAZ İnternational News Agency
Mehmet Gökhan Özçubukçu, Uluslararası İlişkiler Uzmanı
İSTANBUL, 29 OCAK 2026
ABD’nin son dönemde Azerbaycan ve Ermenistan’a yönelik artan diplomatik, askerî ve ekonomik temasları, Washington’un Güney Kafkasya’ya bakışında belirgin bir yön değişikliğine işaret ediyor. Uzun süre ikincil bir alan olarak değerlendirilen bu coğrafya, bugün enerji güvenliği, ulaşım koridorları ve büyük güç rekabeti bağlamında yeniden ABD dış politikasının öncelikli başlıkları arasına giriyor.
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance
Bu çerçevede ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in Şubat ayında Güney Kafkasya’ya gerçekleştireceği ziyaret, Washington’un bölgeye yönelik ilgisinin geçici bir diplomatik temas değil, enerji hatları, ulaşım koridorları ve bölgesel güç dengeleri üzerinden şekillenen daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu gösteriyor. Söz konusu ziyaret, ABD’nin Rusya ve Çin’in artan etkisine karşı Güney Kafkasya’da diplomatik ve siyasi angajmanını artırma iradesini de açık biçimde yansıtıyor.
Bu dönüş, geçici bir diplomatik yoğunlaşmayı değil; küresel güç mücadelesi içinde *Güney Kafkasya’nın stratejik bir eşik olarak yeniden tanımlandığını* gösteriyor. Washington, bölgeye askerî üsler ya da sert güç unsurlarıyla değil, enerji hatları, teknoloji iş birlikleri ve diplomatik süreçler üzerinden nüfuz ediyor.
Zamanlama Dikkat Çekiyor
ABD’nin Güney Kafkasya’ya yönelik ilgisinin bu dönemde artması tesadüf görünmüyor. Bölgesel ve küresel ölçekte yaşanan kırılmalar, Washington’u bu coğrafyada daha görünür olmaya yöneltiyor.
Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın Kafkasya’daki geleneksel güvenlik rolü belirgin biçimde zayıflıyor. Moskova, hem askerî kapasite hem de diplomatik etki açısından eski ağırlığını kaybediyor. Bu durum, özellikle Azerbaycan–Ermenistan hattında bir güç boşluğu oluşturuyor. ABD, bu boşluğun Rusya tarafından yeniden doldurulmasını istemiyor; süreci Türkiye ve Azerbaycan’la uyumlu bir şekilde yönlendirmeye çalışıyor.
İran faktörü de bu tabloda önemli bir yer tutuyor. Güney Kafkasya, İran’ın kuzey sınırları boyunca uzanan hassas bir jeopolitik eşik olarak öne çıkıyor. Zengezur hattının güçlenmesi, Tahran’ın Ermenistan üzerinden kurduğu sınırlı nüfuz alanını daraltıyor. Washington, bu hattı İran’ın manevra alanını sınırlayan bir kaldıraç olarak görüyor.
Ancak ABD’nin hamlelerini asıl hızlandıran unsur, çoğu zaman arka planda kalan *Çin faktörü* oluyor. Pekin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Orta Koridor’a giderek daha fazla yatırım yapıyor. ABD ise bu hattın yalnızca Çin merkezli bir lojistik ve veri ağına dönüşmesini istemiyor. Bu nedenle Güney Kafkasya, Washington açısından Çin’le yürütülen küresel rekabetin dolaylı ama kritik cephelerinden biri hâline geliyor.
Azerbaycan: Enerji Ortağından Stratejik Dayanak Noktasına
ABD’nin Azerbaycan’la ilişkilerinde son dönemde yaşanan yoğunlaşma, Bakü’nün Washington nezdindeki konumunun değiştiğini gösteriyor. Azerbaycan artık yalnızca enerji tedarik eden bir ülke olarak görülmüyor; bölgesel düzenin ana taşıyıcı aktörlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Hazar Denizi’nin güvenliği, enerji altyapılarının korunması, sınır güvenliği ve savunma sanayii başlıklarının eş zamanlı biçimde gündeme gelmesi bu yaklaşımı doğruluyor. ABD, Azerbaycan üzerinden Avrupa’nın enerji arz güvenliğini destekliyor; aynı zamanda Rusya ve İran’ın bölgedeki etki alanını dengelemeye çalışıyor.
Bu çerçevede 907 sayılı Yasa etrafında yürüyen tartışmalar sembolik bir anlam taşıyor. Washington’un bu kısıtlamaları yeniden değerlendirmesi, normatif mesafeden ziyade jeopolitik gerçekliği önceleyen bir çizgiye yöneldiğini gösteriyor. Azerbaycan, bu süreçte yalnızca bir ortak değil; *ABD’nin Güney Kafkasya politikasında stratejik bir ankora* dönüşüyor.
ABD’nin Ermenistan’a yönelik yaklaşımı ise klasik askerî ittifak modellerinden ayrılıyor. Washington, Erivan’ı doğrudan bir cephe ülkesi hâline getirmiyor; bunun yerine ekonomik, teknolojik ve kurumsal bağlar üzerinden sisteme entegre ediyor.
Yapay zekâ, mikroçip üretimi, nükleer enerji ve ileri teknoloji alanlarında gündeme gelen iş birlikleri bu stratejinin temel araçlarını oluşturuyor. ABD, Ermenistan’ı kısa vadeli güvenlik riskleriyle yüz yüze bırakmıyor; uzun vadeli bir yapısal bağımlılık ilişkisi kuruyor.
Bu noktada Çin faktörü yeniden öne çıkıyor. ABD, Ermenistan’ın dijital ve teknolojik altyapısının Çin kaynaklı yatırımlarla şekillenmesini istemiyor. Washington, bu alanları Batı merkezli standartlarla dolduruyor; Erivan’ı küresel teknoloji zincirine kendi denetiminde bağlıyor. Böylece Güney Kafkasya’da askerî varlık artırmadan kalıcı bir nüfuz alanı oluşturuyor.
Zengezur Koridoru: Haritaların Yeniden Çizildiği, Enerji Hatları ve Jeopolitik Gücün Yeniden Dağıtıldığı Mücadele Alanı
Güney Kafkasya’daki güç rekabetinin en kritik eşiklerinden biri Zengezur Koridoru olarak öne çıkıyor. Bu hat, yalnızca Azerbaycan ile Nahçıvan arasında bir ulaşım bağlantısı kurmuyor; Türkiye’den Orta Asya’ya uzanan jeopolitik sürekliliğin sahadaki en somut karşılığını oluşturuyor. Zengezur üzerinden yürüyen tartışmalar, teknik bir altyapı meselesi olmaktan çıkıyor ve bölgesel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı geniş bir siyasi süreci yansıtıyor.
ABD, Zengezur Koridoru’nu yalnızca ticaretin hızlanacağı bir geçiş noktası olarak değerlendirmiyor. Washington, bu hattı Güney Kafkasya’da Rusya ve İran’ın etki alanını sınırlayan, aynı zamanda Orta Koridor’u küresel sistemle daha sıkı biçimde ilişkilendiren stratejik bir kaldıraç olarak görüyor. Bu yaklaşım, koridoru enerji güvenliği, lojistik ağlar ve diplomatik denge arayışlarının kesiştiği çok boyutlu bir jeopolitik alana dönüştürüyor.
Zengezur’un işlerlik kazanması, Hazar’dan Avrupa’ya uzanan enerji hatlarının güvenliği üzerinde doğrudan etki yaratıyor. ABD, Azerbaycan merkezli enerji akışının kesintisiz biçimde sürmesini önemsiyor ve bu hattın Rusya veya İran kaynaklı baskılara açık hâle gelmesini istemiyor. Bu nedenle koridor, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda stratejik bir güvenlik unsuru olarak ele alınıyor. Enerji hatlarının güvenliği, Washington’un Güney Kafkasya’ya yönelik uzun vadeli hesaplarında merkezi bir yer tutuyor.
Bu süreçte Çin faktörü de belirleyici bir rol üstleniyor. Pekin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Orta Koridor’u Avrupa pazarlarına açılan alternatif bir güzergâh olarak güçlendiriyor. ABD ise bu hattın yalnızca Çin merkezli bir lojistik ve veri ağına dönüşmesini istemiyor. Zengezur, bu bağlamda Çin’in ekonomik ve teknolojik nüfuzunu dengeleyen, Batı merkezli tedarik zincirlerini güçlendiren kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. Washington, bu hat üzerinden şekillenen lojistik ve dijital akışların kendi denetim alanı dışında kalmasını stratejik bir risk olarak görüyor.
Zengezur Koridoru aynı zamanda bölgesel aktörler arasındaki siyasi dengeleri de doğrudan etkiliyor. Koridorun statüsü ve işleyişi, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin seyrini belirliyor. ABD, bu süreci yalnızca barışın tesisi açısından değil; bölgesel düzenin kalıcılığı bakımından da yakından izliyor. Bu nedenle diplomatik girişimler, sahadaki güç dengesini gözeten bir çizgide ilerliyor.
8 Ağustos Washington süreciyle hız kazanan temaslar, Zengezur’un istikrarlı ve denetlenebilir bir hatta dönüşmesini hedefliyor. ABD, bu süreçte doğrudan askerî varlık göstermiyor; diplomasi, ekonomik angajman ve bölgesel ortaklar üzerinden yönlendirici bir rol üstleniyor. Böylece Zengezur, sert güçten ziyade diplomatik ve ekonomik araçların öne çıktığı, sessiz ama derin bir güç mücadelesinin yürütüldüğü alan hâline geliyor.
Zengezur Koridoru, bugün Güney Kafkasya’da haritaların fiilen yeniden çizildiği bir jeopolitik eşiği temsil ediyor. Bu hat, yalnızca ulaşım ve ticareti değil; enerji güvenliğini, büyük güç rekabetini ve bölgesel ittifak ilişkilerini aynı anda etkiliyor. Güney Kafkasya’daki yeni güç mimarisi, büyük ölçüde Zengezur’un nasıl şekilleneceği ve hangi aktörlerin bu süreçte belirleyici olacağı üzerinden okunuyor.
Bölgesel Güç Dengeleri ve Türkiye’nin Konumu
ABD’nin Güney Kafkasya’ya yönelik artan ilgisi, bölgesel güç dengelerini doğrudan etkiliyor ve Türkiye’yi bu yeni denklemin merkez aktörlerinden biri hâline getiriyor. Ankara, hem coğrafi konumu hem de Azerbaycan’la kurduğu stratejik ortaklık nedeniyle bu sürecin dışında kalmıyor; aksine sahadaki gelişmeleri yakından şekillendiren bir rol üstleniyor. Güney Kafkasya’da yaşanan her jeopolitik kayma, Türkiye’nin güvenlik, enerji ve dış politika hesaplarını doğrudan etkiliyor.
Zengezur Koridoru’nun işlerlik kazanması, Türkiye açısından yalnızca bölgesel bir ulaşım kazanımı anlamına gelmiyor. Bu hat, Türkiye’yi Orta Asya ve Türk dünyasıyla kesintisiz biçimde bağlayan stratejik bir eksen oluşturuyor. Ankara, bu koridor üzerinden ekonomik derinliğini artırıyor; enerji, ticaret ve lojistik alanlarında bölgesel etkisini genişletiyor. Bu durum, Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki rolünü pasif bir denge unsurundan çıkarıyor ve aktif bir jeopolitik aktör konumuna taşıyor.
ABD’nin bölgede izlediği politika, Türkiye için hem fırsatlar hem de dikkatle yönetilmesi gereken riskler barındırıyor. Washington’un enerji hatları ve koridor siyaseti, Ankara’nın Orta Koridor vizyonuyla büyük ölçüde örtüşüyor. Ancak ABD merkezli bir düzen arayışı, Türkiye’yi zaman zaman hassas bir denge siyasetine zorluyor. Ankara, bir yandan Batı ile iş birliğini sürdürürken, diğer yandan kendi stratejik özerkliğini korumaya çalışıyor.
Bu süreçte Rusya faktörü Türkiye açısından belirleyici olmaya devam ediyor. Moskova’nın Güney Kafkasya’daki etkisinin zayıflaması, Ankara için manevra alanı açıyor. Ancak Rusya’nın tamamen dışlandığı bir denge, Türkiye açısından yeni riskler doğuruyor. Ankara, bu nedenle bölgedeki güç boşluğunun tek taraflı biçimde doldurulmasını istemiyor; çok aktörlü ve dengeli bir düzeni tercih ediyor.
İran’ın bölgedeki konumu da Türkiye’nin hesaplarında önemli yer tutuyor. Zengezur Koridoru’nun güçlenmesi, İran’ın Güney Kafkasya üzerindeki etki alanını daraltıyor. Türkiye, bu durumun bölgesel rekabeti sertleştirmesini istemiyor, aksine kontrollü ve öngörülebilir bir denge arayışını öne çıkarıyor. Ankara’nın diplomatik dili, bu nedenle sert bloklaşmalardan ziyade istikrar vurgusu taşıyor.
Türkiye açısından bir diğer kritik unsur ise Türk dünyasıyla kurulan stratejik bağlar oluyor. Güney Kafkasya, Türkiye’nin Orta Asya’ya açılan kapısı olarak görülüyor. Bu coğrafyada yaşanan her gelişme, Ankara’nın Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde yürüttüğü entegrasyon politikalarını doğrudan etkiliyor. Zengezur’un açılması, bu vizyonun sahadaki en somut adımlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Türkiye, Güney Kafkasya’da şekillenen yeni güç dengesinde yalnızca izleyen bir aktör olmuyor. Ankara, enerji hatları, koridor siyaseti ve bölgesel diplomasi üzerinden oyunun kurallarını etkilemeye çalışıyor. ABD’nin bölgeye dönüşü, Türkiye’yi edilgen bir denge unsuruna itmek yerine, daha dikkatli, daha hesaplı ve daha aktif bir strateji izlemeye zorluyor. Güney Kafkasya’daki yeni düzen, büyük ölçüde Türkiye’nin bu dengeyi nasıl yöneteceği üzerinden şekilleniyor.
Sonuç: Güney Kafkasya’da Sessiz Bir Güç Mücadelesi mi?
ABD’nin Güney Kafkasya’ya yönelik stratejisi, kısa vadeli hamlelerden ziyade uzun vadeli bir güç mimarisi inşa ediyor. Washington, bölgeye doğrudan askerî varlıkla dönmüyor; enerji hatları, ulaşım koridorları, teknoloji iş birlikleri ve diplomatik süreçler üzerinden kalıcı bir nüfuz alanı oluşturuyor. Bu yaklaşım, Güney Kafkasya’yı ani krizlerin yaşandığı bir çatışma alanından çok, düşük yoğunluklu ama sürekli bir rekabet sahasına dönüştürüyor.
Zengezur Koridoru bu rekabetin merkezinde yer alıyor. Koridorun statüsü, işleyişi ve denetimi, yalnızca Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkileri değil; Türkiye’nin Orta Asya ile kurduğu bağları, İran’ın bölgesel manevra alanını ve Rusya’nın Kafkasya’daki geleneksel rolünü de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Zengezur, teknik bir ulaşım hattı olmaktan çıkıyor ve bölgesel düzenin nasıl şekilleneceğine dair temel bir gösterge hâline geliyor.
ABD’nin bölgeye dönüşü, Rusya ve Çin gibi aktörlerle yürütülen küresel rekabetin Güney Kafkasya’ya yansımasını da hızlandırıyor. Washington, enerji ve lojistik hatlarının kendi denetim alanı dışında şekillenmesini stratejik bir risk olarak görüyor. Bu nedenle diplomatik angajmanlarını artırıyor, bölgesel ortaklarla ilişkilerini derinleştiriyor ve sahadaki dengeleri kendi lehine yönlendirmeye çalışıyor.
Türkiye ise bu süreçte yalnızca dengeleyen bir aktör olarak kalmıyor. Ankara, enerji hatları, koridor siyaseti ve Türk dünyasıyla kurduğu bağlar üzerinden Güney Kafkasya’daki yeni düzenin kurucu unsurlarından biri olma iddiasını güçlendiriyor. Ancak bu rol, dikkatli ve çok boyutlu bir diplomasi gerektiriyor. ABD ile iş birliği alanları kadar, Çin ve Rusya faktörlerinin yarattığı gerilim başlıkları da Türkiye’nin stratejik hesaplarının merkezinde yer alıyor.
Sonuç itibarıyla Güney Kafkasya, bugün yalnızca bölge ülkelerinin değil; küresel güç mücadelesinin sessiz ama belirleyici cephelerinden biri hâline geliyor. Enerji hatları, ulaşım koridorları ve teknoloji üzerinden yürüyen bu rekabet, bölgenin geleceğini uzun vadede şekillendiriyor. ABD’nin attığı adımlar, Güney Kafkasya’yı geçici bir diplomasi alanından çıkarıyor ve küresel jeopolitiğin kalıcı unsurlarından biri hâline getiriyor.