Suriye’de Çözüm Yolu ve Riskler

Ankara Zirvesinde anayasa komitesi konusunda anlaşan ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü altını çizen Türkiye, Rusya ve İran’ın artık Suriye sorununun çözümü konusunda son düzlükte olduğunu, yani çözümün yakın olduğunu söyleyebilir miyiz? Çözüme bir adım daha yaklaşılmasına rağmen hâlen ciddi risklerin olduğunun altını çizmek gerek. Bu riskleri sıralayalım..

       Prof. Dr. Kemal İNAT

Ankara’da yapılan üçlü Suriye zirvesinin en önemli sonucu anayasa komitesinin oluşturulması önündeki pürüzlerin giderilmesi oldu.

Zirvenin hemen öncesinde Şam yönetiminin PYD ve onun silahlı kanadı YPG’yi terörist örgüt olarak gördüğünü açıklaması da Ankara Zirvesi ile birlikte düşünülmesi gereken bir gelişmeydi. Esad yönetiminin bu kararı Moskova’nın telkiniyle aldığını düşündüğümüzde Rusya’nın Suriye sorununun çözümüne dair yeni bir hamle yaptığını görüyoruz.

Bu hamlenin Türkiye’yi memnun eden bir gelişme olduğunu da düşündüğümüzde Rusya’nın Suriye sorununun çözümü konusunda Ankara ile daha yakın bir iş birliği arzusunda olduğu sonucuna varabiliriz.

Zirvenin katılımcısı üç ülkenin de Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda hemfikir olduğu düşünüldüğünde, Moskova-Şam ekseninin Fırat’ın doğusundaki PKK/YPG varlığına karşı takındıkları yeni tavır Türkiye ile çözüm yolunda daha kolay ilerlemeleri sonucunu doğurabilir.

Nitekim Suriye’nin yeni anayasasını ortaya koyacak olan komitenin son hâline dair uzlaşı kararının zirvede alınmış olması buna işaret ediyor.

Türkiye’nin Suriye konusundaki hedeflerinden biri kendisinin desteklediği muhaliflerin ülkede yeni kurulacak siyasal sistemde söz sahibi olmaları olduğu için, anayasa komitesinin şekillenmiş olması Ankara, Moskova ve Tahran açısından Suriye’de iç savaş sonrası düzenin kurulması konusunda çok önemli bir adım anlamına geliyor.

Savaş sonrası siyasal sistem, muhaliflere de yaşam hakkı tanıyan bir sistem olursa, mültecilerin önemli bölümünün de ülkelerine dönmesi gerçekleşir ki, bu da Türkiye’nin Suriye politikasının amaçlarından bir diğerini oluşturuyor.

Gelinen noktada Türkiye’nin Suriye politikasının en önemli hedefi olan bu ülkedeki PKK/PYD terör örgütünün varlığının sonlanması konusunda da yaşanan önemli gelişmeyi de yukarıda ifade ettik.

Ankara Zirvesinde anayasa komitesi konusunda anlaşan ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü altını çizen Türkiye, Rusya ve İran’ın artık Suriye sorununun çözümü konusunda son düzlükte olduğunu, yani çözümün yakın olduğunu söyleyebilir miyiz?

Çözüme bir adım daha yaklaşılmasına rağmen hâlen ciddi risklerin olduğunun altını çizmek gerek. Bu riskleri sıralayalım:

  • ABD’nin PYD/YPG’ye desteğive Suriye topraklarındaki nüfuzunu bu örgüt üzerinden devam ettirmek istemesi en büyük riski oluşturuyor. Türkiye, Washington’un bu tutumunu uzun zamandır sorun ediyordu ve ABD ile bu yüzden gergin bir ilişkiye sahipti. Moskova ve Şam ise PKK/PYD konusunda kararsız bir tutum içerisinde oldukları için belirsiz bir politika izliyorlardı. Şimdi Şam yönetiminin YPG/PYD’yi terör örgütü olarak tanımlaması Ankara, Moskova ve Şam’ı bu örgüt konusunda aynı çizgiye getirmiş oldu.

Ancak ABD’nin bu örgüte destek konusundaki tutumunu sürdürmesi Suriye sorununun çözümünü geciktirecektir.

  • HTŞ’nin İdlib bölgesindeki varlığıda Suriye sorununun çözümünün önünde bir engel olarak duruyor. Bu örgütün varlığını bahane eden Şam ve Moskova’nın İdlib’e yönelik saldırıları Türkiye’yi de sorunun içine daha fazla çekecektir. Zira yeni bir mülteci dalgasını engellemek isteyen Türkiye kendi askerlerini de bölgeye gönderip risk alarak İdlib’de çatışmaların yoğunlaşmasını istemiyor.

Bu yüzden anayasa görüşmeleri çerçevesinde siyasal bir çözüme ulaşana kadar İdlib’de bir savaşın yaşanmaması, bunun için de HTŞ sorununun çözülmesi önem arz ediyor. HTŞ’nin yerine İdlib’in kontrolünün ılımlı muhalif grupların eline geçmesi bu sorunun çözümü konusunda en uygun alternatif olarak duruyor.

  • Şam’daki Baas rejiminin iktidarı paylaşmaya yanaşmamasıihtimali de Suriye’de çözümün önündeki bir başka engel olabilir. Rusya ve İran’ın desteğiyle sahada elde ettiği kazanımlar Esad yönetimini eski düzeni yeniden kurma arzusuna itebilir. Böyle bir arzu muhaliflerle uzlaşmak yerine, örneğin İdlib’de saldırıları artırması anlamına gelecektir ki, bu Türkiye’yi rahatsız edecektir.

Görüldüğü gibi, Suriye sorununun çözümü konusunda söz konusu olan her üç engel de birbiriyle yakından ilgili. Bu yüzden bu risklerin ortadan kaldırılması Türkiye’nin sadece Rusya ve İran’la değil, ABD ve diğer Batılı ülkelerle de birlikte çalışmasını zorunlu kılıyor.

[TÜHA Haber, 19 Eylül 2019]

 

Prof. Dr. Kemal İNAT

Prof. Dr. Kemal İNAT

kinat@sakarya.edu.tr Twitter Kemal İnat Araştırmacı, Avrupa Araştırmaları, İstanbul Lisans eğitimini 1992 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Kemal İnat, doktorasını 2000 yılında Almanya’nın Siegen Üniversitesi’nde “21. Yüzyılın Başında Türkiye’nin Ortadoğu Politikası” başlıklı teziyle tamamladı. 2005 yılından beri yayımlanmakta olan Ortadoğu Yıllığı ve SETA tarafından 2009’dan beri yayımlanan Türk Dış Politikası Yıllığı isimli çalışmaların editörleri arasında yer alan İnat’ın, Dünya Çatışmaları, Blaetter für deutsche und international Politik, Bilgi, Demokrasi Platformu gibi birçok ulusal ve uluslararası kitapta ve hakemli dergide makaleleri yayımlandı. Halen Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde profesör olarak Ortadoğu çalışmaları, Türk dış politikası ve uluslararası çatışmalar alanlarında dersler veren İnat, aynı üniversitenin Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nin de müdürlüğünü yürütmektedir.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close