“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”

Gelişmemiş, olgunlaşmamış, bu yüzden feodal alışkanlıklarından ve takıntılarından kurtulamamış bütün toplumlarda, mevki ve statü sahibi etkili ve yetkili şahısların ve arkasını onlara dayayanların sıradan insanlara ve düşük rütbeli kamu görevlilerine karşı kullandığı en etkili silah bu sözdür: “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”

İsmail ÖZCAN

Eğitimci – Yazar

Söz konusu ettiğimiz etkili ve yetkili bu insanlar, yüzyıllar boyu kullanıla kullanıla iyice klişeleşmiş bu sözü büyük bir kibir ve kasılmayla telaffuz ettiklerinde karşılarındaki herkesin süklüm püklüm olacağına inanırlar.İşte bu inanç sebebiyle bu mahut söz, bizim gibi ülkelerde oldum olası yasalara, kurallara ve onları uygulamaya çalışan alt tabaka memurlara meydan okumanın aracı haline gelmiştir.

Ülkemiz siyasal tarihinde bu meydan okumaya her devirde rastlanır. Bu ülkede devirler boyu birçok etkili ve yetkili şahıs, ama en çok da iktidarda olan partinin milletvekilleri ve bürokratları,“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”höykürmesiyle, herhangi bir nedenle karşı karşıya geldikleri vatandaşlara, görevini yapan sıradan memurlara hadlerini bildirmeye kalkışmışlardır. Bu söz artık ülkemizde önce yasa ve kurallara, sonra da birilerinin birilerine meydan okumasının klişesi, mottosu haline gelmiştir. Son günlerde bunun çok göze batan, kamuoyunda büyük tepkilere yol açan, kimi çok duyarlı vatandaşları da adeta isyan ettiren iki örneği yaşandı.

İlki, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürünün özel araçta izinsiz çakar kullandığı için kendisine ceza kesmeye kalkan trafik polisine, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”diye meydan okuyupyasal görevini yapan trafik polisini açığa aldırmasıydı. İkincisi ise, Şırnak İl Sağlık Müdürünün, terör dolayısıyla bölgede herkese uygulanan rutin bir işlem olarak arabasını aramak isteyen polislere ve amirlerine “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?”diye meydan okumasıydı.

Bu ülkede bugüne kadar görev bilinciyle davranan; yasaları, yönetmelikleri, kuralları namusuyla uygulamaya çalışan nice arkasız memur bu yüzden mağdur olmuş; ya görevden alınmış, ya açığa alınmış, ya da sürgünlere mahkûm edilmiştir. Nitekim İstanbul il Milli Eğitim Müdürüyle muhatap olan polis açığa alınmış, dürüstçe görevini yaptığı için mağdur edilmiştir. Görevine dönmesi için başlatılan imza kampanyası da bildiğimiz kadarıyla bir sonuç vermemiştir.

Geçek şu ki, uygarlaşmayı, çağdaşlaşmayı başaramamış bizim gibi ülkelerde birçok bürokrat için işgal ettikleri mevkiler sadece bir zırh, bir dokunulmazlık işlevi görüyor. Uygar ülkelerle, bu yolda henüz emekleyen ülkeler arasında önemlibir fark olarak şu tespit yapılmış: Geri kalmış ülkelerde mevkiler oraya getirilen insanları onurlandırır, gelişmiş ülkelerde ise insanlar geldikleri mevkileri onurlandırırmış. Medeni ülkelerle medeni olma yolunda emekleyen ülkeler arasında ilk planda göze batmayan bu büyük fark ortadan kalkana kadar geri kalmış ülkeler hiçbir iddialarında inandırıcı olamazlar.

Bu yüzden en başta inandırıcı olmayan iddiamız hukuk devleti olduğumuzdur. Çünkü gerçekten hukuk devleti olabilmiş hiçbir ülkede anlatmaya çalıştığımız şekilde bir meydan okumaya rastlanmaz. Hukuk devleti, adından da anlaşılacağı üzere öncelikle devletin kendisinin yaslara uyması, kendisini hukukla sınırlaması, sonra da vatandaşlarının yasalara uymasını istemesidir. Yasaları sadece vatandaşlara karşı uygulayan, kendini yasalar üstü gören devletler ancak otoriter-totaliter devletlerdir; daha açıkçası diktatörlüklerdir.

Bir ülkede hukuk devletini tesis etmenin baş koşulu yasama, yürütme ve yargı denen erklerin birbirlerini denetleyecek ve dengeleyecek şekilde mutlak bağımsız olmaları ve yargının her kayıt ve şart altında tarafsızlığıdır. Bunlar bir hukuk devletinde hayatîdir ve olmazsa olmazdır. Çağdaşlığın en önemli kriteri de bunlardır.

İsmail ÖZCAN

İsmail ÖZCAN

İsmail Özcan: Eğitimci/Yazar İsmail Özcan, Kastamonu’da doğdu. 1970 yılında İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu ve öğretmen olarak göreve başladı. İstanbul’un resmi ve özel ortaöğretim kurumlarında 41 yıl fiilen öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldu. İsmail Özcan’ın din, dil ve edebiyatla ilgili 15’ten fazla yayımlanmış kitabı bulunmaktadır. 19852000 yılları arasında 8 yıl Milliyet’e, 5 yıl Posta’ya, 3 yıl da Sabah’a Ramazan yazıları yazdı. 1991’de Milliyet’e 400 sayfalık bir İslam Ansiklopedisi, Sabah ve Günaydın gazetelerine de bir düzine kitap ilaveleri hazırladı. Şimdilerde çeşitli ulusal gazetelere ara ara yazılar yazmakta ve kitap çalışmalarına devam etmektedir. İsmail ÖZCAN, Yazar, Öğretmen,, Araştırmacı-Yazar, Eğitimci, Yazar,. Bildiği Diller, Mezhebi. Arabça, Farsça,, İtikadı: ... İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünü (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi) bitirerek (1970) öğretmenliğe başladı. Yirmi beş yıl çeşitli ortaöğretim kurumlarında öğretmenlik yaptıktan sonra emekliye ayrıldı.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close