Prof.Dr. Bilal SAMBUR: Kadın olmak, insan olmak

Kadın sorunu, insanlığın ve coğrafyamızın en kadim sorunudur. Kadın konusunda, insan olarak ne düşünmemiz, nasıl davranmamız konusunda tam bir insani anlayış geliştirme konusunda tam bir başarısızlık içindeyiz.

Dilimiz, tavırlarımız, davranışlarımız, kadınla kurduğumuz yanlış, çarpık, ayırımcı ve cinsiyetçi tutumlarla doludur.

Prof.Dr. Bilal SAMBUR: KADIN OLMAK, İNSAN OLMAK

Prof.Dr. Bilal SAMBUR

Günlük hayatımızda kolaylıkla dışladığımız ve aşağıladığımız varlık maalesef kadın olmaktadır. Olur olmaz şekillerde kadına yönelik sorunlu ve gayri insani tutumlarımızı ortaya koymayı marifet ve erkeklik sayıyoruz. Kadının insan onurunu kolaylıkla ayaklar altına alan cinsiyetçi ve patolojk tutumumuzla yüzleşmemiz gerekmektedir.

İnsanın ve insanlığın kaynağı kadındır. İnsan, kadın sayesinde var olmaktadır. Kadının yokluğu, insanın yokluğudur. Allah, kadın-erkek ayırımı yapmadan insanı şerefli varlık olarak yaratmıştır. Kadına karşı zülüm ve baskı yapmak, Allah’a karşı azgınlık yapmak demektir.

Kadının insanlığını tartışmak, kadınlığını aşağılamak hiç kimsenin haddi, hakkı ve görevi değildir. Kadını kadın olduğundan aşağılamak, Allah’a isyan demektir. Allah’ın şerefli varlık olarak yarattığı insanın varlığını aşağılamak, Allah’a karşı azgınlık ve tuğyan içinde olmak demektir.

Kadının insan kimliğine olan saldırılar ve ayrımcılıklar günümüzde de yoğun bir şekilde devam etmektedir. Kültürümüzde, dilimizde, toplumumuzda, sporumuzda ve siyasetimizde derinlerde var olan kadına karşı ayrımcılık, nefretle ve düşmanlıkla yüzleşemiyoruz. Sorun, derinlerdedir. Bir insanlık yarası ve utancı olan kadına karşı ayrımcı tutumlarımızla çok yönlü olarak yüzleşmemiz gerekmektedir.

Yeryüzünde hayat ve medeniyet adına var olan her şey, kadın-erkek bütün insanlığın eseridir. Kadını dışlamak, insanlığı dışlamaktır. Kadın dışlandığı sürece, yeryüzünün imar edilmesi, insani bir medeniyetin inşası, barış ve huzurun gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Yeryüzündeki en büyük bozgunculuk ve fitne, kadına karşı yapılan her türlü gayri insani ve gayri fıtri tecavüzler, ayrımcılıklar ve nefretlerdir.

Erkek, kolaylıkla kadını aşağılayan bir varlık olabilmektedir. Erkeğin kavraması gereken en önemli gerçeklik şudur: Kadın, erkeğin ötekisi değildir. Kadın, erkeğin ötekisi değil, özüdür. Erkeği, bir kadın doğurmaktadır. Başka bir ifade ile Allah, kadını, erkeğin hayat kaynağı yapmıştır. Erkek zihniyetinde kadının erkeğin ötekisi değil, özü olduğuna dair köklü bir anlayış, değer ve kimlik değişikliği gerçekleşmelidir.

Yaşadığımız derin sorun, kadının kendisinden kaynaklanmamaktadır. Sorun, erkeğin gayri insani kadın algısından kaynaklanmaktadır. Kadını ikinci sınıf düşük gören, haz, boşalma ve şiddet nesnesine indirgeyen, bize hizmet eden bir köle ve kapıkulu olarak bakan bir anlayışımız olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekmektedir.

Kadının insan kimliğini aşağıladığımız gibi, kadını aşağılamayı ve kadına ayrımcılık yapmayı normal gören ve içselleştiren anormal bir durum da söz konusudur. Kadına yönelik hiçbir aşağılamanın ve ayrımcılığın normalleştirilemeyeceği ve rutin görülemeyeceği yeni bir insanlık durumuna geçmemiz lazımdır. Kadına karşı şiddet, ayrımcılık ve ötekileştirme normalleştirildiği ve içselleştirildiği için evlerimizde şiddet eksik olmamakta, kadınlar sevgilileri, kardeşleri ve kocaları tarafından öldürülmektedir. Kadının hayat olduğu ve hayatı yok etmenin insanlıkla ve Allah’a karşı olan sorumluluklarımızla bağdaşmadığını fark eden yeni bir bilinç düzeyine ihtiyaç vardır.

Bir kulüp yöneticisinin şu sözleri, kadına karşı ayırımcı, cinsiyetçi ve gayri insani tutumların çok açık ve net bir ifadesidir: “ Ben 49 yaşına kadar adam gibi yaşadım, kadın gibi yaşamadım. Trabzonspor için kapalı cezaevinde yatmaya da razıyım. Ben kadın gibi 100 sene yaşayacak yerde, adam gibi yüz sene yaşarım!” Sporu şiddet zanneden, çıkan sonucu hazmetmeyen bir anlayışın, erkekliğini kadını aşağılayarak gerçekleştireceğine inanan bir anlayışla yüz yüze bulunmaktayız. Her şeyden önce, kadın gibi yaşamak, insan olarak yaşamaktır. İnsani yaşamı erkeğin tekeline verip, kadının yaşamını, insan dışı görmek, insanlığa karşı yabancılaşmaktır. Kadının hayatını değersiz ve düşük görüp, erkeklik hayatını efelenmelerle kof olarak yüceltmek, büyük bir insani çürümüşlük ve yozlaşmışlıktır.

Şiddet, savaş, silah ve hapis yatmak erkeklik değildir. Erkek kimliğinin şiddet temelli kurulması ve şiddetle kirletilmesi büyük sorundur. Kadının görevi, erkeğin şiddetinde, savaşında, silahını omuzladığında erkeğe yakıt ve barut olmak değildir. Kadın ve erkek, militarizmde, savaşta, şiddette değil, barışta, hukukta ve adalette birlikte olmalı ve birbirlerini desteklemelidirler. İslam Peygamberi, insanlığa bu mesajı net olarak vermiştir: “Ey insanlar! Kadınlarınız üzerinde hakkınız, kadınlarınızın da sizin üzerinde hakları vardır.”

Kadın olarak yaşamak, kadının insanlığını yaşamasıdır. Erkeğin hayatını yaşaması ne kadar insani ise, kadının da insanlığını yaşaması o kadar insani hayattır. Erkekler, cinsiyeti merkeze alan farklı arızi anlayışların kendilerini zehirlemesi sonucu, kadın ve erkeğin insanlık onuru, hakları ve özgürlüğü açısından birbirlerine eşit olduğunu bir türlü sindiremiyorlar. Cinsiyetçilik dahil bütün ayırımcılıkların çözümü bütün insanları din, dil, ırk, renk, cinsiyet, kültür, kabile coğrafya ayırım yapmadan eşit kabul etmektir. Erkeğin kadına dair insan anlayışı ne olmalıdır sorusu bu bağlamda önemlidir. İslam Peygamberi’nin kadına nasıl bakmamız gerektiğine dair şu doğal ve insani anlayışı önümüzde duran en asli çözümdür: “Kadınlar, erkeklerin mülkiyetinde olan bir mal olarak değil, aynı haklara sahip kişilerdir.”

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close