Perspektif : Pakistan’da ‘Yeni Dönemde-Asker İlişkileri

Pakistan’da silahlı kuvvetler, onun içerisinde de ordu özellikle kara kuvvetleri ülkede en güçlü siyasal aktör
konumundadır.
Devletin kuruluşundan bugüne dek 1958, 1969, 1977 ve 1999’da yönetime el koyan ordu 1999’dan sonra yaşadığı sıkıntılı tecrübe neticesinde artık yönetimi açıktan devralmak yerine sahne arkasında kalarak siyasi mühendisliği tercih ediyor.
Ordunun siyasete müdahale şekli değişse de Pakistan’ın milli çıkarlarının ne olduğuna dair bir fikri her zaman var ve o doğrultuda parti mühendisliğine varıncaya kadar mikro tasarımlara girişmekten çekinmiyor. Ordunun siyasete müdahaledeki en etkin aracı ise şeklen başbakana karşı sorumlu ancak terfi kararları ve teşkilatlanmadaki yeri itibarıyla genelkurmay başkanına bağlı olan Pakistan Gizli Servisi’dir (ISI).
Ziya ül-Hak ile ilgili görsel sonucu
Devlet Başkanı Ziya ül-Hak’ın 1988’de sabotaj iddialarının sıkça dile getirildiği bir uçak kazasında hayatını kaybetmesinden sonra kendi kontrollerinde demokrasiye geçiş kararı alan ordu 1988’den itibaren adeta Butto ve Şerif ailelerini dönüşümlü olarak kullandı.
Ordu 1990’lar boyunca “avuçlarının içindeki gücü devretmeye değil sadece paylaşmaya gönüllü olduğunu”tüm seçilmişlere hatırlattı.
Ordu bir yandan “demokratik görüntü”yü korurken diğer yandan yolsuzluk, kötü yönetim suçlamaları ve cumhurbaşkanının meclisi feshetme yetkisi sayesinde Butto’lu veya Şerif ’li tüm sivil hükümetleri kontrol altında tuttu.
1996’dan itibaren parti söylemini “yolsuzluğa bulaşmış siyasal elit karşıtlığı”, “adalet, insanlık ve kendine güven” vizyonu üzerine kuran ve o tarihten bu yana “sistemin nasıl işlediğini ilk elden öğrenen”, zaman içinde sistemi kabullenmiş ama yıpranmamış bir yüz olarak İmran Han son birkaç yıl içerisinde öne çıktı.
O dönem Ulusal Meclisteki toplam sandalye sayısının 217 olduğu 1997 genel seçimlerinde hiç koltuk kazanamayan Han 1999’daki darbeyi desteklemişti. “Yolsuzlukla mücadele edeceğini sandığı için” seçilmiş hükümete karşı darbe girişimini desteklediği Pervez Müşerref yönetimine ilerleyen yıllarda muhalif olan ve 2007’de çok kısa
bir süreliğine de olsa hapis yatan İmran Han’ın partisi PTI, 2002’de yapılan seçimlerde ise Ulusal Mecliste tek koltuk (Miyanvali bölgesinden seçilen İmran Han) kazandı.
2008’de gerçekleştirilen genel seçimleri boykot eden parti hakkında özellikle 2013 genel seçimleri öncesi kampanya döneminde ISI desteği iddiaları gündeme gelmeye başladı.
Bu seçimlere “Naya Pakistan” (Yeni Pakistan) söylemi kapsamında eğitim ve sağlık alanlarında reform, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, iyi yönetim, hesap verebilirlik ve şeffaflık vaatleriyle giren İmran Han yaratılan beklentiye oranla kötü bir performans gösterdi.
Yine de parti Ulusal Meclis seçimlerinde doğrudan seçimle elde edilen koltukların 28’ini kazanırken Hayber Pahtunva eyaletinde 35 koltukla birinci parti oldu.
PTI kurulduktan on yedi yıl sonra 2013 seçimleriyle ulusal bir parti haline geldi. Bu durumun ortaya çıkmasında
Pakistan siyasal sisteminin açılım ihtiyacına paralel olarak müesses nizamın giderek Han’a yönelmesinin payı büyük. Örneğin 2008-2012 arasında ISI başkanlığı öncesinde orduda askeri operasyonlar dairesi genel direktörlüğü yapmış olan Ahmed Şuca Paşa’nın, İmran Han tercihine ve ordunun siyaseti şekillendirme isteğine işaret eden şu yorumda bulunduğu iddia edilir: Çocuklarımın bir Butto veya bir Şerif arasında tercih etmek zorunda kalmayacağı bir ülkede yaşamak istiyorum.
Teresita Schaffer, ile ilgili görsel sonucu
Benzer şekilde ABD Dışişleri Bakanlığında bir dönem Pakistan, Bangladeş ve Afganistan’dan sorumlu direktör yardımcılığı görevinde de bulunmuş olan emekli diplomat Teresita Schaffer, Washington Büyükelçiliği de dahil olmak üzere önemli başkentlere büyükelçilik yapmış, Pakistan’ın en uzun süre göre yapan büyükelçisi Cemşid Marker’ın da son dönemde İmran Han’ı desteklemeye başladığını belirtiyor.
İmran Han ile ilgili görsel sonucu
İmran Han
Yazarın da emekli bazı subaylarla 2012’de yaptığı görüşmelerde İmran Han’ın artık olgunlaştığı, ülke meselelerini anladığı, giderek göreve hazır hale geldiği dile getirilmişti. Batılı askeri eğitim kurumlarında eğitim almamış olması ve Pakistan’a bakışında yerliliğiyle övünen Şuca Paşa’nın emekliliğinden sonra çocuklarını okutmak için Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) geçtiği ve Pakistanlı eski bir senatörün şirketinde danışmanlık yaptığı bilinse de BAE hükümeti ile bağı net değil.
Paşa’nın görevi döneminde hem Butto ailesinin liderliğindeki PPP hem de PML-N’ye karşı girişimlerde bulunduğu çokça yazılmıştı.
Paşa’nın yine emekliliğinden sonra 2014’te İmran Han ve Tahirü’l Kadri’nin İslamabad’ta Navaz Şerif
hükümetine karşı yaptıkları ve hayatı felç eden oturma eylemlerinin arkasındaki kişi olduğu da o dönem
iddia edilmişti.
Kısacası İmran Han 25 Temmuz seçimlerini “orduya rağmen değil, ordu sayesinde” kazandı. Kurulu siyasal elit karşıtlığıyla yenilik dalgası vadeden İmran Han’ın ana ekibinde yer alan ve önümüzdeki dönem sırasıyla savunma ve dışişleri bakanları olmaları beklenen Şirin Mazari ve Şah Mahmud Kureşi gibi bazı isimlerin kendi alanlarındaki tecrübeleri yadsınamaz ama “yeni” olduklarını söylemek oldukça güç.
Kariyerine PML-N’de başlayan Kureşi 2008-2011 arasında PPP hükümetinde dışişleri bakanlığı yapmış, görevinden istifa ettikten sonra İmran Han’ın yanında saf tutmuştu.
Şirin Mazari de Pakistan’ın Amerikan politikasına karşı yürüttüğü tüm muhalefete rağmen köklü siyasetçi bir aileye mensup. İmran Han da dahil olmak üzere parti yönetiminin seçkinlerden oluştuğu PTI, yeni hükümetini de eski başbakanları yolsuzluk suçlamalarıyla hapse gönderebilen “güçlü, bağımsızlığı şüpheli ama taraflılığı su götürmez” yüksek yargı sayesinde kurmuş olacak.
2012’de kaleme aldığı anılarında hükümet bütçesinin yarısından fazlası milli savunma harcamalarına gittiği için eğitim ve sağlık kalemlerine yeterli pay kalmadığından yakınan İmran Han’ın yetki eline geçtiğinde bu konuda yapabilecekleri de sınırlı.
Özellikle ordunun başta Fauji, Shaheen, Bahria olmak üzere çok sayıda büyük şirketin kontrolünü elinde tuttuğu düşünüldüğünde İmran Han’ın bu konuda kayda değer bir adım atmasını da ilk planda beklememek gerekir.
 Ayrıca İmran Han Keşmir, Hindistan, Afganistan ve nükleer silahların idaresi dosyalarının ordunun kontrolünde olduğunu çok iyi biliyor olmalı.
Bu dosyalarla ilgili anlamlı ve farklı bir politika izlemesi özellikle ilk birkaç yılda çok zor olacaktır. 2012’de “şimdiye kadar ülke tarihinde hiçbir siyasetçi müesses nizamı yenmeyi başaramadı” diyen İmran Han’ın buna cesaret edebileceği de hayli şüpheli.
***
ÖMER ASLAN ile ilgili görsel sonucu
ÖMER ASLAN
Doktorasını Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden alan Aslan, ordu ve siyaset ilişkileri, dış aktörler ve askeri darbeler, Amerikan ve Pakistan dış politikaları, terör ve radikalleşme alanlarında çalışmalar yapmaktadır. Al Sharq Forum uzman araştırmacılarından olan Dr. Ömer Aslan, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesidir. Palgrave Macmillan tarafından yayımlanan The United States and Military Coups in Turkey and Pakistan-Between Conspiracy and Reality (2018) başlıklı kitap çalışmaları arasında yer almaktadır.
Ege'nin Hamsisi

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close