İran-BAE İlişkilerinde Hürmüz Boğazı ve Yemen Faktörü

Son dönemde Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri ve ticaret gemilerine yönelik saldırıların artmasıyla birlikte İran ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), boğazın güvenliğinin sağlanması adına karşılıklı işbirliği meselelerini görüşmek üzere 6 yıl aradan sonra Ortak Sahil Güvenlik Toplantısı kapsamında yeniden bir araya gelmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Körfez ülkeleriyle büyük gerginlikler yaşamasına rağmen İran’ın BAE yönetimiyle olan ekonomik ilişkileri bundan etkilenmemiştir. Zira 2018 yılında İran ile BAE arasındaki petrol dışı ticaret, bir önceki yıla göre yüzde 21 artış göstererek 16 milyar doları bulmuştur.[1]

Cenk TAMER / ANKASAM Ortadoğu Uzmanı

Bunun yanı sıra BAE, İran’ın en fazla petrol dışı ihracat yaptığı ikinci ülke olmaya devam etmiştir. Ancak siyasi ilişkiler, Ortadoğu’daki mezhep temelli çatışmaların gölgesinde kalmıştır. Öyle ki BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan, 2019 yılının Mart ayındaki İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısında İran’ı bölge ülkelerinin içişlerine müdahale etmek ve mezhepçilik ve kaosu yaymakla suçlamıştır.[2]

Esasında bu iki aktör, Hürmüz Boğazı’ndaki tartışmalı Ebu Musa ve Tonb adaları meselesi nedeniyle siyaseten kavgalı durumdadır. Bunun yanı sıra taraflar Suriye, Libya ve Yemen’de devam eden krizlerde de farklı kamplarda yer almaktadır. Dolayısıyla İran ve BAE’nin Hürmüz’deki gerginlik sebebiyle bir araya gelmesi, şimdilik kalıcı bir siyasi yakınlaşmadan ziyade ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarların gerektirdiği pragmatik ve geçici bir işbirliğini ifade etmektedir. Buna rağmen iki ülkenin Ortadoğu politikalarında keskin bir değişim yaşanması halinde bu temaslar, uzun vadeli bir işbirliği ve siyasi birlikteliğe dönüşebilir. Çünkü her iki ülke de özellikle Yemen’de sert güç araçlarına başvurmaları sebebiyle saldırgan ülkeler olarak konumlanmaktadır.

İran, uzun yıllardır Körfez ülkeleriyle işbirliğinden yana olduğunu belirtmesine rağmen Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi ülkeler, Tahran’ın bu adımını bölgenin içişlerine karışma girişimi olarak değerlendirmektedir. İran ile Körfez arasındaki bu güvensizlik ortamı, daha büyük bir tehdit olan Hürmüz Boğazı’ndaki savaş ihtimaliyle bozulmuşa benzemektedir. Nitekim BAE’nin boğazın güvenliğiyle ilgili İran’la işbirliğine gitmesi, Suudi Arabistan hariç Körfez ülkelerinin bölge siyasetinde önemli bir kırılmaya yol açabilir. Katar, Kuveyt, Umman ve BAE gibi ülkelerin boğazdaki gerginlik bağlamında İran’ın yanında konumlanması, ABD’nin İran’a karşı deniz koalisyonu oluşturma girişimlerine önemli bir darbe vurabilir.

Bu bağlamda ABD ve İngiliz filolarına ev sahipliği yapan Bahreyn, 31 Temmuz 2019 tarihinde Hürmüz Boğazı’nın güvenliğiyle ilgili uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapmış[3] ve ABD’nin başını çektiği zirvede, Avrupa ülkelerinden koalisyona destek istenmiştir. Hürmüz Boğazı’nda olası bir savaşın parçası olmak istemeyen Körfez ülkeleri, İran’la işbirliğine gitmek ile ABD öncülüğündeki deniz koalisyonuna katılmak arasında bir tercih yapma noktasına gelmiştir. Bu durumda BAE’nin tercihi, İran’la işbirliğinden yana görünmektedir. Buna rağmen Körfez ülkeleri, İngiltere’nin yaptığı gibi, bölgedeki deniz koalisyonuna katılacaklarını; fakat ABD’nin İran’a uyguladığı maksimum baskı politikasına uymayacaklarını açıklayabilirler.[4]

İran ve BAE arasında Hürmüz’ün güvenliğiyle ilgili işbirliği mutabakatına varılmadan önce Abu Dabi yönetimi, Yemen’de Riyad’ın öncülük ettiği koalisyona olan desteğini azaltarak bu ülkedeki askerlerini geri çekeceğini duyurmuştur. Bunun üzerine İran’ın Yemen’de desteklediği Husiler de BAE’ye yönelik saldırıları durdurduklarını açıklamıştır.[5] Bu gelişmeler, aynı zamanda “İran-BAE yakınlaşması” yorumlarını da beraberinde getirmiştir. Üstelik BAE’nin Yemen’de Husilere karşı oluşturulan koalisyona önemli derecede askeri, maddi ve lojistik destek verdiği bilinmektedir. Hatta BAE, 2018 yılının Nisan ayında Husilerin elindeki Hudeyde kentine yönelik başlatılan Sahil Şeridi Operasyonu’na öncülük etmektedir. Ancak çekilme kararından sonra, BAE destekli milis güçlerin Husilere karşı yürütülen savaşta psikolojik üstünlüğü kaybedeceği öngörülebilir. Zira 2015 yılında Suudi Arabistan’ın telkinleri sonucunda Yemen İç Savaşı’na müdahil olan BAE, Yemen’in güneyinde önemli bir etkinlik elde etmesine rağmen Husilere karşı savaşta aynı başarıyı gösterememiştir.

Husiler ile Yemen eski Cumhurbaşkanı Abdullah Salih güçleri arasında anlaşmazlık ortaya çıkmadan önce, Yemen’deki güç dengeleri tamamen Husilerin lehineydi. Ancak Abdullah Salih’in ölümü sonrasında Husiler, avantajı kaybetmiş ve 2018 yılında başlatılan Sahil Şeridi Operasyonu’yla güç dengeleri değişmiştir.

El Muha’dan Hudeyde’ye uzan sahil koridorunu almayı başaran BAE öncülüğündeki koalisyon, büyük bir insani krize yol açmamak için liman kentindeki operasyonlarını durdurmuş ve barış görüşmeleri başlamıştır. Çıkmaza giren bir savaş için milyarlarca dolar harcayan BAE,[6] Yemen politikasını gözden geçirmeye başlamıştır. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nda savaşın yaklaştığı bir dönemde BAE, Yemen’de İran’ı daha fazla karşına almanın doğru olmadığını görmektedir.

Hürmüz Boğazı ve Yemen’de yaşanan gelişmeler, İran ile BAE arasında pragmatik bir yakınlaşmanın olmasını da beraberinde getirmiştir. Bu itidalli yakınlaşmanın kalıcı bir siyasi işbirliğine dönüşmesi, BAE’nin ardından İran’ın da Ortadoğu politikalarını gözden geçirmesiyle mümkün olabilir.

Aksi halde Körfez ülkeleri, İran’ı içişlerine karışmakla suçlamaya devam edecek ve karşılıklı güven ortamı tesis edilemeyecektir. BAE’nin İran’la Hürmüz Boğazı’yla ilgili işbirliğine gitmesi ve İran’ın bölgede Rusya’yla tatbikat arayışına yönelmesi, ABD’nin Aden Körfezi ve Hürmüz Boğazı başta olmak üzere deniz ticareti güvenliğini garanti altına alacak İran karşıtı bir koalisyon oluşturma çabalarına mesaj niteliği taşımaktadır. Ancak BAE, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini tehlikeye atacak hamleler yapmaya devam etmesi halinde, ABD’nin İran karşıtı koalisyonunda yer almayı ciddi anlamda düşünebilir.

Boğazda savaşın kaçınılmaz bir hal alması halinde BAE’nin tercihi, diğer Körfez ülkelerinin olası ABD-İran savaşındaki tutumunu büyük oranda etkileyebilir. Halihazırda Amerikan hava üslerine ev sahipliği yapan BAE ve ABD Ordusu 5. Filosu’nun konuşlandığı Bahreyn, Hürmüz’deki gerginliğin savaş ya da barışa doğru evrilmesinde belirleyici olabilir.


[1] “Iran’s Trade with UAE Topped $16b Last Year”, Financial Tribune, https://financialtribune.com/articles/economy-business-and-markets/84808/irans-trade-with-uae-topped-16b-last-year, (Erişim Tarihi: 06.08.2019).

[2] “İran’dan BAE Tepkisi: İddialar Asılsız!”, Haber 7, http://www.haber7.com/dunya/haber/2838311-irandan-bae-tepkisi-iddialar-asilsiz, (Erişim Tarihi: 06.08.2019).

[3] “Bahrain Hosts First Gulf Maritime Security Conference”, The Defense Post, https://thedefensepost.com/2019/07/31/bahrain-gulf-maritime-security-conference/, (Erişim Tarihi: 06.08.2019).

[4] “UK Seeks to form Europe-Led Gulf Maritime Protection Force”, The Defense Post, https://thedefensepost.com/2019/07/22/uk-gulf-protection-force/, (Erişim Tarihi: 06.08.2019).

[5] “İran ile Anlaşmanın Meyveleri: Husiler BAE’ye Yönelik Saldırıları Durdurdu”, Timeturk, https://www.timeturk.com/iran-ile-anlasmanin-meyveleri-husiler-bae-ye-yonelik-saldirilari-durdurdu/haber-1157672, (Erişim Tarihi: 06.08.2019).

[6] “Yemen’deki Güçlerin Kontrol Haritası”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/yemendeki-guclerin-kontrol-haritasi/1532873, (Erişim Tarihi: 06.08.2019).

[TÜHA Haber, 10 Ağustos 2019]

 

ANKASAM Ankara Kriz ve Siyaset Merkezi

ANKASAM Ankara Kriz ve Siyaset Merkezi

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi, kısa adıyla ANKASAM 2016 yılında kuruluş çalışmaları başlatılmış olan bir düşünce merkezidir. Farklı disiplinlerden ve ülkelerden gelen akademisyen, uzman ve aydınlardan oluşan, Türkiye ve yakın çevresi ağırlıklı bir sivil toplum hareketidir.Bünyesinde İngilizce, Rusça, Arapça, Farsça, Fransızca, Yunanca, Arnavutça, Bulgarca vb. dillere sahip, stratejik araştırmalar mevzuunda deneyimli akademisyen ve uzmanlar yer almaktadır. ANKASAM’ın temel hedefi, yeniden inşa sürecinde olan uluslararası sistemde yaşanan gelişmeleri yakından takip ederek Türkiye’nin burada güçlü bir şekilde yer almasını temin etmeye yönelik, başta sahaya dayalı proje ve yayınlar olmak üzere akademik çalışmalar gerçekleştirmek ve bunları desteklemektir.ANKASAM, bölgesel-küresel anlamda barış ve istikrarı hedefleyen ortak bir stratejik aklın geliştirilmesinde bilimselliği ve objektifliği esas alan bir koordinasyon merkezi olmayı da hedeflemektedir. Bu bağlamda dost, kardeş, komşu ülkeler ve yurt dışındaki akraba topluluklar öncelikli olmak üzere, uluslararası alanda ülkemiz ile dünyanın diğer bölgelerindeki ülke halkları, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, medya ve düşünce merkezleri arasında siyasi, iktisadi-ticari, hukuki, sosyal, kültürel, eğitim, bilim, tarih ve coğrafi temelli ilişkileri geliştirmek ve güçlendirmek adına her türlü iletişim ve akademik faaliyette bulunmak ANKASAM’ın hedefleri arasında yer almaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close