Eğitim Kurumlarında ‘Şiddet ve Cinsel İstismar’

Eğitim kurumları, toplumsal yapı içinde bir insanı, yaşama hazırlayan ve hedefindeki mesleğe kademe kademe ulaştıran kendine özgü bir teşkilat yapısı olan kuruluşlardır.

Eğitim, insan yaşamı içinde önemli bir konuma sahiptir. Aile yapısı içinde başlayan eğitim; okul öncesi ve sonrasını düzenleyen bir yapılanma çerçevesinde her insanın yetenek ve kabiliyetine uygun bir eğitim kurumunda devam eder.

Günümüzde toplumsal yapılanma içinde eğitim sisteminin düzenlenmesi görevi Milli Eğitim Bakanlığınca yerine getirilmektedir.

Türkiye genelinde ilk ve ortaöğrenimde; 18 milyon civarındaki öğrenci, 1 milyonu aşkın öğretmeni ve özel öğretim kurumları ile birlikte 11 bini bulan okul sayısı ile Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan temel ilkeler çerçevesinde hizmet verilmektedir.

Eğitim sistemimiz, merkezi ve taşrayı kapsayan bir teşkilatlanma yapısı içinde olup, bünyesinde önemli sorunları barındırmaktadır. Genelde bu sorunların başını bir eğitim kademesinden diğerine geçişte uygulanan TEOG, Yüksek Öğretim Kurumları, Yabancı Dil Sınavı gibi ‘sınav tipi, sorunlar çekmektedir.

Halbuki eğitim sisteminde esas, öğrencilerin sağlıklı ve bilgili yetişmesini engelleyen temel sorunların çözümüne odaklanmış olması teşkil etmeliydi.

Bunun anlamı ise çocuklarımızın bağımlılığına yol açan zararlı alışkanlıklarla birlikte, okulda şiddet ve cinsel istismardan uzak bir eğitim olanağına sahip olmalarını sağlayacak koşulları tesis etmek olmalıdır.

İnsan sağlığını tehdit etme açısından zararlı alışkanlıkları öğrencilerden uzak tutmak bu yazının dışında değerlendirilmesi gerekli ayrı ve önemli bir sorundur.

Bu yazımızda öğrencilerimizin ruhsal gelişimini olumsuz etkileyen, geleceklerini riske atan şiddet içeren yaklaşım tarzı ile birlikte cinsel istismar vakaları üzerinde durmak istiyoruz.

Öncelikle eğitimin ülkemiz insanlarının geleceği açısından ifade ettiği anlam üzerinde duralım.

2. EĞİTİMİN TEMEL İLKELERİ
Eğitim; insanı yetişmesi ve ülke geleceği açısından insanlık tarihi içinde her dönem önemli bir sorun olarak görülmüştür.

İyi bir yurttaş olmanın, ülkesine yararlı hizmetlerde bulunmanın, çevresini aydınlatmanın temelinde iyi bir eğitim sisteminden geçmenin rolü büyüktür.

İyi bir eğitim sisteminden geçebilmenin önemli bir koşulu ise; sistem içinde yer alan öğretmenlerin bilgi ve ahlaki gelişim açılarından donanımlı olmasıdır. Bu yönüyle öğretmenlerimiz eğitim sistemimiz içinde önemli bir konuma sahiptir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ün öğretmenlere büyük önem verdiği, yurt gezilerinde okul ziyaretlerinde bulunduğu, öğrencilerle birlikte dersi izlediği bilinmektedir.

Eğitime verdiği önemin bir nişanesi olarak bir sözünde ‘Öğretmenler, yeni nesil sizin eserinizolacaktır, derken bir başka sözünde ise öğretmenlere şöyle sesleniyordu:

‘ Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.,

Bir başka özlü sözde ise ‘Geleceğin güvencesi eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır, denilmektedir.

Eğitim sistemi içinde öğretmen ve öğrenci ikilisi birbirlerini tamamlayan bir görünüme sahiptir. Bu görünümü bozan yaklaşım ve davranışlar, eğitim sistemimizde onarılması güç tahribata yol açmaktadır.

Şimdi bu tahribata yol açan olaylar arasında yer alan şiddet ve cinsel taciz olaylarının mahiyeti, nedenleri ve çözüm yolları üzerinde duralım.

3. EĞİTİM VE ŞİDDET
Eğitim ve şiddet, bir arada bulunmaması gereken iki farklı olgudur.

Eğitimin hangi kademesinde olursa olsun eğiticilerin öğrencilere yada öğrencilerin öğretmenlerine şiddete varan yaklaşımı asla kabul edilemez.

Ne var ki; ilk veya ortaöğrenim döneminde öğrenim gören bazı öğrencilerin, öğretmenleri tarafından şiddete maruz kaldıkları bilgisi basına ve diğer medya kuruluşlarına yansımaktadır.

Şiddet kapsamında değerlendirilen olayların özüne indiğimizde bazı öğretmenlerin; dersi dinlemediği, yaramazlık yaptığı veya kendisinden beklenen cevabı veremediği gerekçesi ile öğrencilerine şiddet uyguladıkları görülmektedir.

Bu ve benzeri durumlar öğrencinin velisi vasıtasıyla önce okul idaresine sonra da emniyet güçlerine intikal ettirilmekte ve ilgili öğretmen hakkında soruşturma başlatılmaktadır.

Günümüzde öğretmen-öğrenci iletişimi değişik bir boyuta taşınmıştır. Artık eskiden beri söylendiği gibi velinin çocuğunu öğretmene teslim ederken ifade edilen ‘eti senin kemiği benim, anlayışı geçmişte kalmıştır.

Teknolojik değişim, eğitim sistemimizde de birçok şeyi temelden değiştirmiştir. İnsan bedenini hedef alan ve suç kapsamına giren davranışlar; kamera, cep telefonu veya tanıklık etme yöntemiyle anında kayıt altına alınmaktadır.

Bu kapsamda bazı kendini bilmez öğrencilerin de öğretmenlerine karşı düşük not verdi veya azarladı şeklinde bahanelerin ardına sığınmak suretiyle şiddete başvurması da asla tasvip edilemez.

Eğitim kurumları; yanlış davranışların eğitim yoluyla düzeltildiği, öğretmenin öğrencisine sevgi ve şefkatle yaklaştığı; öğrencinin de öğretmenine karşı saygın davranması gereken kurumlardır.

Bu kapsamda öğrenim gören öğrencilerde birbirlerine karşı saygın ve hoşgörülü bir yaklaşımda bulunmalı, şiddeti çağrıştıran akran zorbalığından uzak durulmalıdır.

Eğitim kurumlarında şiddet, eğitimin temel ilkeleri ile bağdaşmayan bir yaklaşım tarzıdır.

Bu sorun eğitim sisteminde insani değerlerimize daha çok önem verilerek; özellikle öğretmenlerimiz için düzenlenen hizmet içi eğitimlerde bu soruna daha fazla ağırlık verilip öğrenci-öğretmen arasında sağlıklı iletişim konusu işlenerek çözümü yoluna gidilmelidir. Bu aşamada rehber öğretmen desteğine başvurma yoluna da gidilmelidir.

Neticede fark edilmesi gereken bir gerçek; eğitim sistemi içinde yer alan sorunların çözümünün yine ‘eğitim, yoluyla çözülmesi gerektiği gerçeğidir.

4. EĞİTİM KURUMLARINDA CİNSEL İSTİSMAR
Eğitim kurumları ve bağlantıları arasında zikredeceğimiz okul, yurt, pansiyon ve servis otoları gibi ortamlarda özellikle kız öğrencilere yönelik cinsel istismar olayları toplumda infial yaratan bir boyuta ulaşmış durumdadır.

Cinsel istismar vakalarının sapkın bazı öğretim elemanlarınca eğitim kurumlarında yaşanması; eğitimin temel ilkeleri ile asla bağdaşmayan ve istismara uğrayan öğrencilerde ruhsal bunalıma yol açan bir görüntüye sahiptir.

Özellikle ilköğrenim çağında olup kız öğrencilere yönelik olarak yapılmış olan cinsel tacizler, tacize uğramış henüz yaşları 6-11 yaşları arasında olan kız öğrenciler üzerinde ruhsal açıdan büyük tahribata yol açmaktadır.

Tacize yönelen bazı öğretmenlerin okulda idareci konumda bulunması ve taciz esnasında makam odasını kullanması, diğer bir deyişle gücünü makamından alması, mesleki ilkeler ve insanlık onuruna aykırı bir durumdur.

Taciz sapkını bazı öğretmenlerin profiline göz attığımızda uzun yıllardır öğretmenlik mesleği içinde yer aldıklarını çoğunun evli ve çocuk sahibi olup halk tabiriyle yaşını başını almış kimseler olduklarını gözlemliyoruz.

Meslek ahlakını hiçe sayarak tacize yönelme elbette evli-bekar ayrımı yapmaksızın çirkin ve yakışıksız bir durumdur.

Öğrencisine yönelik cinsel tacizde bulunma, bu suçu işleyen bireyin mesleki kariyerine büyük darbe vurduğu gibi, görev yaptığı okulunda adını da lekelemekte geleceğini de bir anda yok etmektedir.

Bir cinsel taciz olayı açığa çıktığında önce okul idaresi ardından il veya ilçe milli eğitim müdürlükleri idari soruşturma açtırmaktadır.

Olay çoğu kez emniyete de intikal ettirilmekte savcılığın açtığı soruşturma sonrasında durum mahkemeye intikal etmekte ve sonucu tutuklanmaya giden bir hapishane hayatı başlamaktadır.

Okullarda veya yurt, pansiyon, servis otosu gibi ortamlarda görülen bazı taciz olaylarında öğretmenlerin dışında temizlik görevlileri, atölye çalışanları ya da servis sürücülerinin de tacize yöneldiklerini gözlemliyoruz.

Bu durumda okullarda hangi görevde olursa olsun personel seçiminde göz önüne alınması zorunlu hususları bir kez daha mercek altına almayı zorunlu kılmaktadır.

Bir cinsel taciz suçu nedeniyle mahkemeye intikal eden olaylarda bireyin tutuklanmasına neden olan diğer suçlar arasında, tehdit, hürriyetten yoksun kılma, müstehcenlik, şantaj gibi suçlarda yer alabilmektedir. Bunun anlamı ise taciz suçunu işleyen zanlının suçunu örtme uğruna ceza gerektiren diğer suç unsurlarına yönelmesidir.

Cinsel taciz olaylarının bardağı taşıran bir boyuta oluşması hükümetimizi de harekete geçirmiş bulunuyor. Başbakan Yardımcısı başkanlığında oluşturulan bir komisyonda Milli Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yetkililerinin olayları mercek altına alıp müşahhas çözümler üretilmesi bu konuda beklentiye giren öğrenci velilerini de rahatlatacaktır.

Sorunun çözümü yolunda yine eğitimin kapsayıcı özelliğinden yararlanmak suretiyle ailelere çocukları için ‘bilinçlendirme, çocuklara yönelik ‘mahremiyet, eğitimleri üzerinde durulmaktadır.

Eğitimde şiddet ve cinsel tacizin önlenmesi yolunda alınan ve alınması planlanan önlemlerin ne ölçüde caydırıcı olacağı zaman içinde belli olacaktır.

5.SONUÇ
Öğretmenlik mesleği kutsal bir meslektir. Fedakar, özverili, şefkatli ve mesleki açılardan donanımlı öğretmenlerimiz her birimiz üzerinde yaşam boyu saygıyla anımsadığımız olumlu izler bırakmıştır.

Yaşam serüvenimizde her mesleğin önemi büyüktür. Toplumsal yaşamda var olan her mesleğe eleman yetiştiren öğretmenlik mesleğinin saygınlığını korumak gerekir.

Öğretmenlerimiz, isimlerini toplumda infiale yol açan olaylarla değil, bilim dünyasına kazandırmak için yetiştirecekleri öğrencileriyle, yurdumuzun en ücra köşesinde verdikleri hizmetle, zaman sınırı tanımaksızın yaptıkları özverili çalışmalar yoluyla duyurmalıdır.

Nitekim bu yönde yürüttükleri faaliyetler sonucuyılın öğretmeni seçilen bulundukları ortamı kısa sürede güzelleştiren, İzmir ilimiz Menderes ilçesinde öğrencilere yönelik cinsel taciz olayını ortaya çıkarıp A.B.D de ‘Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülüne, layık görülen Saadet Özcan isimli öğretmenimiz ile diğer isimsiz kahraman öğretmenlerimizi saygı ve şükranla anıyoruz.

Bir öğretmeni unutulmaz yapan şey; öğrencisinin bedenine değil, yüreğine dokunması, öğrencisine okuma tutkusu aşılaması ve gelecek yolunda yeni bir eser inşa etmesidir.

Yazımızı aynı zamanda Başöğretmen sıfatıyla andığımız cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ün şu sözüyle tamamlayalım:

‘ Eserinin üzerinde imzası olmayan yegane sanatkar öğretmendir.,

              Atıf ÖZGEN

(*) İnsani Değerler Derneği Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

Atıf ÖZGEN

Atıf ÖZGEN

Atıf ÖZGEN 1948 yılında Kayseri'de dünyaya geldi.İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu.Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar (TÜHA) Türkuaz Haber Ajansı ve (UHA) Uluslararası Haber Ajansı'nın sitesindeki köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close