Demokrasiye vurulan ikinci darbenin üzerinden 47 yıl geçti

Demokrasiye vurulan ikinci darbe olarak tarihteki yerini alan 12 Mart 1971 Muhtırası, karanlık bir sayfa olarak hafızalardaki tazeliğini koruyor.

Pelin Çift İle Gündem ÖtesiCumhuriyet tarihinde demokrasiye vurulan ikinci darbe olarak değerlendirilen 12 Mart 1971 Muhtırası’nın üzerinden 47 yıl geçti.

Cumhuriyet’in ilanının ardından, çok partili hayata geçişin sancılarını yaşayan Türkiye’de ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960’da yaşandı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) bir grup subayın Demokrat Parti’nin (DP) “Türkiye’yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü” gerekçesiyle ülke yönetimine el koyduğu darbe, eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlandı.

Bu darbe sonrasında ülkede yaşanan çalkantılı süreç, sağ-sol olaylarının ve toplumsal gerilimlerin artmasına yol açtı. 16 Şubat 1969’da Türkiye siyasi tarihine “kanlı pazar” olarak geçen önemli bir gelişme yaşandı. İstanbul’a demirleyen Amerikan 6. Filo’sunu protesto sırasında yaşanan olaylarda 2 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

(27 Mayıs 1960 ihtilali)

Dönemin tartışma yaratan bir diğer konusu ise anayasa değişikliğiyle “DP’lilerin siyasi haklarının iade edilmesine” yönelik TBMM’ye verilen teklif oldu. Ana muhalefet partisi CHP’nin de olumlu baktığı bu teklife, Silahlı Kuvvetler karşı çıktı.

Büyük tartışmalar üzerine anayasa değişikliği teklifi komisyondan geri çekilerek, genel seçime gidildi.

Süleyman Demirel’in liderliğindeki Adalet Partisi, 1969 genel seçimlerinde büyük başarı kazanarak tek başına iktidar oldu. Demirel’in başbakan olduğu bu seçimde, 143 milletvekili çıkaran CHP, ana muhalefette kalmaya devam etti.

İşçi hareketleri

12 Mart Muhtırası’na giden süreci hazırlayan olaylardan biri de 15-16 Haziran 1970’te yaşanan büyük işçi eylemleri oldu.

Adalet Partisi ve CHP iş birliğiyle, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı İş Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda yapılan değişiklik, başta DİSK olmak üzere çeşitli sendikaların tepkisini çekti.

“Sendikal örgütlenme ve grev hakkının kısıtlanacağı” gerekçesiyle on binlerce işçinin başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelinde başlattığı yürüyüş ve eylemlere polis müdahale etti. Olayların büyümesi üzerine Bakanlar Kurulunca İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi.

Bu süreçte, bazı sanayi bölgelerinde polisin yanı sıra askeri birlikler de güvenlik önlemlerinde görev aldı.

Öğrenci olayları

Siyasi krizler ve işçi sendikalarının eylemlerinin yanı sıra öğrenci olayları da Demirel hükümetinin üstesinden gelmesi gereken konuların başında yer aldı.

Üniversitelerde karşıt görüşlü gruplar arasında çıkan ve emniyet güçlerince güçlükle bastırılan olaylarda, çok sayıda öğrenci yaralandı.

ODTÜ’yü 1969’da ziyarete gelen eski ABD Ankara Büyükelçisi Robert Komer’in arabasının öğrenciler tarafından yakılması da dönemin dikkat çekici olayları arasında yer buldu.

Ankara’da, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarınca 4 ABD askerinin kaçırılıp sonrasında serbest bırakılması da ülke gündemini meşgul eden olayların başında geldi.

Artan şiddet olayları ve huzurlukların yanına ekonomik sıkıntıların da eklenmesi Türkiye’de yeni sorunların önünü açtı. Ekonomisinin darboğaza girdiği bu dönemde halk da yoksullaşmaya başladı.

Darbenin ayak seslerinin duyulduğu bu süreçte Başbakan Demirel’in bir konuşmasında, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cumhuriyet’in ve rejimin bekçiliği ve yurdun iç ve dış tehlikelere karşı savunulması görevlerini bırakıp memleket idaresini ele alması halinde, bizatihi korumakla mükellef oldukları rejim, Cumhuriyet ne hale gelir?” sözleri dikkat çekti.

(12 Mart muhtırasına imza koyan komutanlar; Genelkurmay Başkanı Org. Memduh Tağmaç (önde) ve (sağdan sola) Hava Kuvvetleri komutanı Org. Muhsin Batur, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Celal Eyiceoğlu ile Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Gürler.)

Demokrasi 1960’da bir kez daha kesintiye uğradı

Ordunun, 12 Mart 1971 günü sivil idareye müdahalesiyle demokratik süreç, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra bir kez daha kesintiye uğradı.

Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra verilerek hükümet istifaya zorlandı.

Darbe, 12 Mart günü muhtırayla ilan edildi. “Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür” ifadelerinin kullanıldığı muhtırada, şöyle denildi:

“Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir. Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri, kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.”

(12 Mart muhtırası nedeniyle toplanan Bakanlar Kurulu’nu takip eden basın mensupları, Başbakanlık Merkez Binası önünde bekliyor.)

Bu muhtıra sonrası Başbakan Süleyman Demirel istifa etmek zorunda kaldı. Türkiye, temel hak ve özgürlüklere önemli kısıtlamalar getirilecek “ara rejim” dönemine girdi.

Muhtıra sonrasında başlanan operasyonlarda birçok kişi gözaltına alınıp hapse atıldı. Çok sayıda işkence ve kötü muamele iddialarının ortaya atıldığı, demokrasinin kaybedildiği bu süreçte Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

Dönemin CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim, partisinden istifa ederek 26 Mart 1971’de başbakan oldu ve yeni hükümeti kurdu. Çok uzun ömürlü olmayan yeni kabine, yerini 22 Mayıs 1972’de Ferit Melen hükümetine bıraktı.

(Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren başkanlığında gerçekleştirdiği 12 Eylül darbesiyle Türkiye Cumhuriyeti, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Silahlı Kuvvetler’in yönetime üçüncü müdahalesini yaşadı. 12 Eylül Darbesi sonrasında Kenan Evren ve kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi 1983 genel seçimlerine kadar Türkiye’ye ilişkin tüm kritik kararları aldı. 1980 ihtilaliyle Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu hükümet görevden alındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi. Anayasa uygulamadan kaldırıldı. Siyasi partiler kapatıldı, parti liderleri gözetim altında tutuldu, yargılandı. Türk siyasetinin yeniden tasarlandığı ve yaklaşık dokuz yıl süren askeri düzende, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 517 kişiye idam cezası verildi. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 12 Eylül 1980 sabahı sokağa çıkma yasağı ilan edildi.) 

Süreç 12 Eylül’e götürdü

Melen hükümeti de bir süre sonra görevi bırakınca 15 Nisan 1973-26 Ocak 1974 yılları arasında görev yapan Mehmet Naim Talu hükümeti ülkeyi seçime taşıdı.

Talu’dan sonra Başbakanlık koltuğuna 37. Hükümet’i kuran Bülent Ecevit oturdu.

12 Mart 1971 Muhtırası’nın ardından 12 Eylül 1980 darbesine giden süreçteki 9 yılda, 11 hükümet değişikliği oldu.

Türkiye’yi 12 Eylül gibi yeni bir darbeyle tanıştıran bu süreç, “Türkiye’nin kayıp yılları” olarak hatırlanıyor.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close