Cinsel Suçlar ve Derinleşen Ahlaki Kriz

Toplumu ayakta tutan insani ve manevi değerlerin, geçen zaman sürecinde aşınmaya veya çözülmeye uğraması, toplumsal yapıyı oluşturan aile ve insan üzerinde onarılması çok güç tahribata yol açmaktadır.

Uzun yıllardır süregelen ve günümüzde de olumsuz etkilerini Müslüman bir toplum olarak yaşadığımız cinsel suçların temelinde ahlaki bir kriz yatmaktadır.

Ahlak, kelime olarak Arapça hulk’un çoğulu olup; huy,  seciye anlamına gelmektedir. Ahlak kavramını inceleyen bilim, felsefenin bir dalı olan etiktir.

Ahlaki bozulma olarak ifade edeceğimiz cinsel suçların tarihi bir hayli eskidir. Eski Roma’da, Yunan ve Mısır’da aile içi cinsel istismarın diğer adı olan ‘ensest, vakalarının yaşandığını tarih bilimi kaydetmektedir.

Osmanlı toplumunda da bir bilim dalı olarak ‘ahlak, kavramına çok önem verilmiş; 1510-1572 tarihleri arasında yaşamış bir Osmanlı kadısı ve müderris olan Kınalızade Ali Efendi tarafından yazılan AHLAK (ahlak-i ala-i)-Ahlak İlmi– isimli eserin o dönemde okullarda okutulan ahlak derslerine esas tutulduğu; aynı adla baskısı yapılan ve Tercüman 1001 Temel Eserleri arasında yer alan kitabın 10ncu sayfasında   ifade edilmektedir.

Kınalızade Ali Efendi, ‘AHLAK, isimli eserinde ahlak kavramını; teorik, pratik, aile ve devlet ahlakı olarak ele almış olup, güzel ahlak sahibi olmanın yolunun İslam Dininin ortaya koyduğu ilkelere sahip olmaktan geçtiği görüşü üzerinde durmuştur.

İSLAM  AHLAKI

Ahlaklı olmak, toplumsal yaşamın her alanında etkisini hissettiren ilkeli bir davranış tarzıdır. Ahlakla beslenen değerlerden uzaklaşan bir toplum çürümeye ve yozlaşmaya yüz tutan itibar ve saygınlığını kaybeden bir toplumdur.

İslam Dini öncesi Arap toplumunda ahlaki değerlerin yok olduğu, kız çocuklarının toprağa diri diri gömüldüğü, insanlar arasındaki cinsel, ekonomik ya da sosyal ilişkilerin ahlaki  görünümden uzak olduğu bir cahiliye döneminin yaşandığını dinler tarihi kaydetmektedir.

İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed, gerçek manada mü’min olmanın ilkelerini içinde yaşadığı topluma benimsetme yolunda kendi yaşamıyla örnek olacak davranışlarda bulunmuştu.

Son derece iffet ve haya sahibi olan Peygamberimizin; bütün insanları eşit tuttuğu, güler yüzlü, nazik, ince ruhlu ve hassas tabiatı ile örnek bir yaşam sergilediğini tarih kaydetmektedir.

Peygamber efendimiz; ‘İslam güzel ahlaktır, ilkesiyle hareket etmiş, ‘Mü’minlerin imanca en kamil olanı ahlakı en güzel olandır ve içinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız, ahlakı en güzel olanlarınızdır, hadislerini buyurmuştur.

Güzel ahlakı teşvik eden ve kötülüklerden  insanları uzaklaştırmaya çalışan  Peygamber efendimizin Müslüman bir toplumun bireylerine tebliği bu kadar açık ve net iken günümüz toplumunda yaşananlar, Müslüman bir topluluğa asla yakışmayan özellikler göstermektedir.

GÜNÜMÜZDE  CİNSEL SUÇLAR VE AHLAKİ KRİZ

Günümüzde, içinde Müslüman olarak yaşadığımız kendi toplumumuz dahil diğer yabancı topluluklarda da İslam Dininin ortaya koyduğu ahlaki ilkelerden uzak bir yaşam tarzı özünde giderek büyüyen önemli sorunlar taşımaktadır.

Ahlaki kriz; siyasette yalan, çirkin ve kaba söylem, aldatma, ekonomide şeffaflıktan uzak hileli ticaret, sporda centilmenlik dışı davranış, adalette hak ve hukuktan uzak uygulamalarla karşımıza çıkmaktadır.

Ahlaki krizin toplum vicdanını yaralayan ve ahlaki çürümenin boyutlarını ortaya koyan yüzü, çocuklara ve kadınlara yönelik cinsel şiddet ve aile içi cinsel istismar yoluyla kendini göstermektedir.

Toplumda kabul görmüş genel ahlaki ilkeleri hiçe sayan, İslam Dininin ortaya koyduğu namuslu ve ahlaklı yaşam tarzını ayaklar altına alan aile içi cinsel istismar; örtbas edilmek veya bir şekilde üstünü örtmek suretiyle yetkili emniyet makamlarına ihbar etmeden üzeri kapatılmak istenmektedir. Ne var ki; mızrak çuvalı delmiş, günlük basına yansıyan aile içi ensest vakaları sık sık gündeme taşınır olmuştur.

Cinsel suçlara ilişkin ahlaki veriler, toplum olarak bu alanda iyi bir sicile sahip olmadığımızı ortaya koymaktadır.

İnsan Hakları Derneği tarafından açıklanan verilere göre; ülkemiz çocuklara cinsel istismarda dünya genelinde 2018 yılında üçüncü sırada bulunmaktaydı. Cinsel suçların % 46 sı çocuklara karşı işleniyor, son 16 yılda (2002-2018 arası) 440 bin kız çocuğunun doğum yapması olayın vahametini ortaya koyuyordu.

Adalet Bakanlığı verileri de yılda ortalama 17 bin civarında cinsel istismar davası açıldığını göstermekte olup bu rakamda dikkati çekici bir büyüklüğe işaret etmektedir.

Kız çocuklarına yönelik cinsel istismarın her türlüsü çirkin olmakla beraber; aile içinde gerçekleşen ve ‘ensest, olarak ifade edilen, aile bünyesinde kendi öz çocuklarına en yakınları (baba, ağabey, dayı, amca gibi) tarafından yapılan cinsel istismar artık günümüzde sadece bu konuda yazılan kitapların, araştırmaların dışında sinema filmlerine de   konu olmuş durumdadır.

İçinde yaşadığımız toplumda ahlaki kuralların ayaklar altına alınarak; kadınların, 18 yaşından küçük kız ve erkek çocuklarının üstelik en yakınları tarafından cinsel istismara uğraması, geçmiş dönem topluluklarında cahiliye dönemine eş çok ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne sermektedir.

AHLAKİ  YÜCELME NASIL OLMALI ?

Çocuklara yönelik cinsel istismara yönelmek, daha yaşamın başında olan küçük bireyler üzerinde ağır ruhsal ve bedensel tahribat oluşturmak, yasalarımızda da af edilmeyi gerektirmeyen ağır suçlar arasında yer almaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisince 03.07.20015 tarihinde kabul edilen 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu, çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal yönden korunması yanında eğitim, sağlık koşullarına kavuşmasına yönelik olarak da  önemli hükümler içermektedir.

Ancak, cinsel istismar olaylarının önüne geçmenin sadece ceza yasalarında yer alan caydırıcı önlemlerle sağlanabileceği sanmak yanıltıcıdır. Yasalarda yer alan cezai önlemler, çocukları ve aile bireylerini bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri ile desteklenmez ise cinsel istismarlar önlenemez.

Türkiye, dünya genelinde ekonomik potansiyel, sosyal gelişmişlik veya fert başına düşen milli hasıla gibi kriterler açısından iyi bir sıralamaya sahip olabilir. Ne var ki; bu alandaki gelişmeler ahlaki gelişmelerle bir arada yürümez ise bir anlam ifade etmez.

İnsan olarak ahlaki alanda yücelmeyi sağlayan önlemler alınmalı, bu amaçla Çalışma, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yeni projeler gerçekleştirmelidir. Çocuklara, kadınlara yönelik şiddet ve cinsel istismar vakalarının ülkemiz imajı üzerinde olumsuz etkilerinin önlenmesi amacıyla ilgili bakanlıklar nezdinde çalışmalar yapılmalıdır.

Bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığı da cinsel istismar vakalarının önüne geçilmesinde önemli görevler üstlenebilir. Derinleşen ahlaki krizin  toplumumuzun geleceğini tehdit etmesi mutlaka  önlenmelidir.

              Atıf ÖZGEN

(*) İnsani Değerler Derneği Kurucu ve Yönetim Kurulu Üyesi

e-mail: ozgenatif@gmail.com

Atıf ÖZGEN

Atıf ÖZGEN

Atıf ÖZGEN 1948 yılında Kayseri'de dünyaya geldi.İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de yaptı. Kayseri Lisesini bitirdikten sonra Yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1968-1973 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünde eğitim gördü. Yüksek Matematikçidir.Mesleki yaşamı Sosyal Güvenlik Kurumunda geçti. Kurumdaki 40 yılı bulan görevinde İstatistikçi, Eğitimci ve Araştırma Şube Müdürü olarak görev yaptı. Son olarak Kurumun, Koordinasyon ve Bilgilendirme Dairesinde Rehberlik Merkezi Müdürü iken emekli oldu.Halen bir sivil toplum kuruluşu olan İnsani Değerler Derneğinin Kurucu üyelerinden olup, Dernekte Yönetim Kurulu Üyeliği yanında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Demokraside Birlik Vakfının da üyesidir. Derneğin internet sitesindeki Köşesinde, yazar olarak konusu insanın maddi ve manevi yapısını ele alan makale ve sohbet türü yazıları yer almaktadır. Aynı yazılar (TÜHA) Türkuaz Haber Ajansı ve (UHA) Uluslararası Haber Ajansı'nın sitesindeki köşesinde de yayımlanmaktadır. Özgen evli ve iki çocuk babasıdır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close