Almanya’da PKK Tehdidi (7)

 
ALMAN DEVLETİNİN PKK SİYASETİ
PKK’nın Almanya’da ilk olarak teşkilatlanmaya başladığı 1980’lerden günümüze bu ülkede geçirdiğdönüşüm incelendiğinde Alman devletinin örgüte yönelik tutumunun hangi aşamalardan geçtiği ve hangi değişkenler çerçevesinde oluşturulduğu da daha iyi anlaşılacaktır.
Alman iç istihbarat raporlarında yer alan bilgiler incelendiğinde örgütün ilk teşkilatlanmaya başladığı yıllarda yüzlerle ifade edilen üye sayısı Almanya’nın müsamahakar tutumu sayesinde zaman içerisinde 14 bin üye ve 40 bini aşkın sempatizana ulaştığı görülmektedir.
Başlangıçta Türk derneklerine sızan PKK militanları buralarda bulunan Kürt kökenli göçmenleri siyasi ve ideolojik propaganda yapmak suretiyle ancak birkaç dernek etrafında toplayabilmişken Almanya’nın müsamahakar ve tavizkar siyaseti sonucu zaman içinde dernek, spor merkezi, yardım dernekleri ve inanç merkezlerini de kapsayan 200’ü aşkın sözde STK kurmayı başarmıştır.
Nav-Dem çatı örgütü altında toplanan bu kuruluşlar dışarıya Kürt göçmenlere yönelik sosyal ve kültürel aktiviteler düzenleyen sivil kuruluşlar olarak lanse edilseler de aslında öncelikli olarak örgüte mali destek ve insan kaynağı
sağlamayı hedeflemektedirler.
Bu kuruluşların çatısı altında Kürt kökenli çocuk ve gençler ideolojik bir formasyona tabi tutulmakta ve örgüt tarafından hem yurt dışı hem de yurt içi terör eylemlerinde kullanılmaktadırlar. Nitekim örgüte bağlı olarak çalıştığı Alman mahkeme kayıtlarına geçen sözde Kürt Kızılayı isimli yapı insani yardım kuruluşu kisvesi altında para
toplayarak –yine mahkeme kayıtlarında geçen ifadelere göre– bunları PKK’nın Türkiye ve Suriye’de yürüttüğü silahlı eylemlere destek amaçlı Türkiye’de Cizre, Sur, Nusaybin vb. şehirlerdeki örgüt halk meclislerine
veya Suriye’nin kuzeyinde etkin olan PYD terör örgütüne göndermektedir.
2010’da üzerinde “Çocuklar için acil yardım” yazan yardım kutularıyla toplanılan paraların örgüte yardım için usulsüzce harcandığı gerekçesiyle Eyalet hükümetine bağlı Hizmet ve Kontrol Dairesince (Die Aufsichts- und Dienstleistungsdirektion, ADD) bu kuruluşun Rheinland-Pfalz eyaletindeki tüm faaliyetleri yasaklanmıştır.
Son olarak ise geçtiğimiz yıl Münih’te PKK’ya müzahir bulunan okul aile derneği görünümündeki “Kürt Ebeveynler Derneği” isimli sözde sivil toplum kuruluşuna baskın yapan Alman polisi burada PKK’ya ait dökümanlar ele geçirmiştir.
Almanya’nın bir yandan PKK’yı hem terör hem de kriminal suç örgütü olarak görüp yasaklaması diğer yandan ise örgütün silahlı terörüne destek sağlamak dışında başka bir işlevi bulunmayan sözde STK’ların faaliyetlerine göz yumması Berlin’in terör örgütüne karşı çelişkili ve ikircikli tutum ve siyasetini özetler mahiyettedir.
Almanya’nın PKK konusunda izlediği bu çelişkili siyaset aslında bu siyasetin bağlı olduğu dinamiklerle de yakından ilişkilidir. Almanya’nın PKK siyaseti iç güvenlik, Türkiye ile ilişkiler ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerle örgütün bu bölgede oynadığı rol çerçevesinde şekillenmektedir.
Alman devletinin örgüte yönelik siyasetinde tarihi seyir içinde görülen değişiklikleri ve çelişkileri de bu çok
değişkenli ilişki denkleminin bir neticesi olarak okumak mümkündür.
Almanya iç güvenlik endişeleri ve dış politika öncelikleri arasında kimi zaman Türkiye kimi zaman ise PKK’dan yana tavır alan bir “denge” siyaseti izlemektedir. Bu siyaset tarzı ise pek çok faktörü bir arada gözetmenin getirdiği zorunlulukla Almanya’nın çelişkili tavır ve tutumlar sergilemesine neden olmaktadır.
PKK’nın ikna edilerek şiddet eylemlerinde bulunmadığı ve iç şiddet tehlikesinin azaldığı düşünülen dönemlerde daha yumuşak bir tutum sergileyen Berlin, şiddet eylemlerinin arttığı ve iç güvenlik tehdidi olma noktasında örgütün kontrol dışına çıktığının düşünüldüğü dönemlerde ise daha sert önlemler almıştır.
Diğer taraftan Almanya, PKK meselesini Türkiye’nin içişlerine karışmak için hep hazırda bekleyen
bir kart olarak elinde tutmak istemiştir. Nitekim Afganistan gibi insan hakları bir tarafa can güvenliğinin dahi bulunmadığı ülkelere Afgan mültecileri geri göndermekte bir beis görmeyen Almanya, Türkiye’de bazı dönemlerde insan hakları konusunda gösterilen zaafları bir bahane olarak kullanmış ve yakalanan teröristleri Ankara’ya iade etmeyi reddetmiştir.
Bu nokta hala iki ülke arasında sürekli gerilim alanlarından birini oluşturmaktadır. Almanya, PKK’nın Türkiye içerisinde sürdürdüğü ve zaman zaman kendi vatandaşlarının da canına mal olan kanlı terör ve şiddet eylemlerini göz ardı etmekte ve PKK şiddetini sadece bir iç güvenlik sorunu olarak görmektedir.
Ancak Türkiye’nin Almanya’nın örgüte karşı toleranslı tutumunun ikili ilişkilere zarar vereceği uyarıları ve örgütle mücadele noktasında yaptığı baskılar Berlin’i örgüte karşı izlediği siyasette Ankara faktörünü de hep göz önünde bulundurmak zorunda bırakmıştır.
Son dönemde Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ve örgütün burada üstlendiği rol dünyanın en çok enerji harcayan ülkeleri sıralamasında beşinci sırada yer alan Almanya’nın PKK’ya bakışında her zaman belirleyici bir unsur olmuştur.
Almanya’nın bu üç faktöre bağlı olarak değişkenlik gösteren PKK siyaseti çelişkilerle doludur. Bu çelişkili tavır ve tutumun yansımalarını sadece siyasette değil güçlü bir hukuk devleti olduğu iddiasını her daim dillendiren Almanya’nın yargı kararlarında da görmek mümkündür.
Alman mahkemelerinin haklarında soruşturma açılan teröristlere ceza vermek noktasındaki isteksiz tavırları ve hakimlerin kararı açıklarken takındıkları hukuki ve objektif olmaktan uzak ideolojik tutumları terör örgütü mensuplarına yönelik açılan davalara da yansımıştır.
Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi Kasım 2016’da örgütün Beşir kod adlı Bremen bölge sorumlusunun önce 1 yıl 9 ay hapsine karar vermiş ancak hakim bu şahsın Yezidi asıllı olmasını ve PKK’nın Suriye’de DEAŞ’a karşı savaşmasını
hafifletici sebep kabul ederek sanığın beraatine karar vermiştir.

Hakim ayrıca kararını açıklarken PKK’nın Türkiye’de yürüttüğü mücadeleyi saygıyla karşıladığını belirterek Türk devletini eleştirmişti.

PKK’nın Almanya’da çok sayıda kişiyi mobilize edebilme gücüne erişmiş olması da Berlin’i terör örgütü konusunda her zaman temkinli davranmaya itmiştir.
Örgütün Almanya’daki faaliyetleri ve şiddet eyleminde bulunma riskine Berlin farklı dönemlerde farklı reaksiyonlar geliştirmiştir. Kimi zaman resmi temaslar kurulup PKK ile gizli görüşmeler yapmak suretiyle örgüt kontrol altına alınmaya çalışılmış kimi zaman da içinde üst düzey yetkililerinin de olduğu örgüt mensupları sınır dışı edilerek cezalandırma ve pasifize etme yoluna gidilmiştir.
PKK terör örgütünü söylemsel olarak desteklemek ve sempatizanı olmak örgütle organik olarak bir bağ bulunmadığı, örgütün eylemlerine teşvik edici bir etki yaratmadığı ve Dernekler Yasası’na muhalefet içermediği müddetçe serbesttir.
2002’de Yeşiller ve SPD hükümetinin aldığı bir kararla terör örgütü sempatizanı olmak suç unsuru olmaktan çıkarılmıştır. Ancak son dönemde DEAŞ saldırıları nedeniyle terör tehdidiyle yüz yüze gelmeye başlayan Almanya’da
özellikle CDU çevreleri terör örgütleri için fikri propaganda ve sempati açıklamalarının da cezai müeyyide
kapsamına alınmasını daha yüksek sesle dillendirmeye başlamışlardır.
Almanya’nın örgütle ilgili olarak son dönemde attığı tek somut adım PKK ve PYD sembollerine dair yasakların genişletilmesine dair Mart 2017’de yürürlüğe giren yönetmeliktir. Ancak Alman devletinin bu yeni yasak kararının uygulama aşamasında gösterdiği çelişkili ve tutarsız tavırlar devlet ciddiyetiyle bağdaşmamakta ve kararın caydırıcılığına gölge düşürmektedir.
Örneğin Mart 2017’den itibaren PYD sembolleri mahkeme tarafından yasaklanmasına rağmen 19 Ocak 2018’de Münih’te PYD sembolünü Facebook’tan paylaştığı için hakkında soruşturma açılan Benjamin Russ isimli bir Alman vatandaşı suçsuz bulunmuştur.
Benzer şekilde bizzat Alman ordusu Bundeswehr’in yayın organında YPG bayraklarının resimlerine yer verilmiştir. Son dönemde artan PKK saldırılarının etkisi ile Alman güvenlik birimlerinin PKK’ya ve ona bağlı STK’ların faaliyetlerine yönelik daha sert bir tavır içine girdiği görülmektedir.
Örneğin Alman polisi Mart 2017’de Frankfurt’ta düzenlenen Nevruz kutlamasında yasaklı örgüt sembolleri ve bayrakları kullanılmasına ses çıkarmazken 17 Mart 2018’de Hannover’de düzenlenmesi planlanan Nevruz kutlamasını ise güvenlik gerekçesiyle yasaklamıştır.
PKK, Alman devleti ve kamuoyu nezdinde kendi taleplerini meşru kılmak ve kabul ettirmek için Almanya’da bulunan Türkiye karşıtı lobilerle kurduğu sıkı ilişkileri de kullanmaktadır.
Milletvekilleri ve üyeleri arasında pek çok PKK üyesi ve sempatizanı bulunan Sol Parti adeta örgütün Alman Parlamentosundaki uzantısı gibi hareket etmekte ve örgütün taleplerini ve eylem ajandasını soru önergeleriyle Alman Meclisinin gündemine taşımaktadır.
Nitekim SolParti Hamburg Eyalet milletvekili Cansu Özdemir hakkında PKK bayrağı bulunan bir resim paylaştığı
gerekçesiyle Hamburg Savcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır. Özdemir bu soruşturmaya tepki olarak yaptığı açıklamada “PKK yasağının yanlış ve ikiyüzlü bir politika olduğunu düşünüyorum. PKK gibi PYD, YPJ ve YPG’yi terör örgütü olarak görmüyorum” ifadeleriyle terör örgütlerini açıktan desteklediğini ifade etmiştir.
Özdemir hakkında 2015’te de aynı nedenle bir soruşturma açıldığı ancak milletvekilinin PKK’yı destekleyen ifadelerinin düşünce özgürlüğü kapsamına girdiği gerekçesiyle soruşturmanın kapatıldığı göz önüne alındığında bu soruşturmanın ciddiyetle sonuçlandırılıp sonuçlandırılmayacağı merak konusudur.
SONUÇ
PKK stratejik olarak Alman kamuoyu ve siyasetinde etki oluşturabilmek ve muhatap alınabilmek için tüm Kürtlerin tek sözcüsü olduğu iddiasında bulunmaktadır. PKK bu iddiayla bir yandan Alman toplumunda yaşayan Kürt diasporası diğer yandan da Ortadoğu’da stratejik önemi giderek artan Kürt nüfusun ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelerde tüm taraflarca tanınan meşru bir güç haline gelmeyi hedeflemektedir.
Almanya’da yaşayan Kürt göçmenlerin bu ülkede karşılaştıkları sorunları asla gündemine almayan PKK bu ülkedeki faaliyet stratejisi ve Alman devletinden taleplerini tamamen kendi siyasi ve askeri hedefleri doğrultusunda belirlemekte ve bunu resmi otoriteye kabul ettirmeye çalışmaktadır.
Nitekim PKK’nın Almanya’da gerçekleştirdiği saldırıların siyasi taleplerle paralel olarak ortaya çıkması ve örgütün Ortadoğu ve Türkiye’de yürüttüğü saldırıların gidişatına bağlı olarak bu eylemlerin şiddetinin azaltılması veya artırılması dikkat çekmektedir.
Örgüt bu ülkede gerçekleştirdiği şiddet eylemleriyle Berlin’i Ankara’ya baskı uygulaması noktasında kontrol altına almayı hedeflemektedir.
Almanya’nın yıllar içinde kullanışlı bir kart olarak gördüğü PKK’nın şiddet tehdidine karşı verdiği tavizler örgüte taleplerini Alman devletine kabul ettirme noktasında şiddet entsrümanının işe yaradığı izlenimini vermektedir.
PKK terör örgütü Türkiye karşıtı lobiler tarafından elverişli bir aktör olarak desteklenmekte, buna mukabil örgüt de Alman devletinin kendisine açtığı hareket alanlarını kullanarak Türkiye’ye karşı yürüttüğü terör saldırılarına ciddi mali destek ve insan kaynağı sağlamaktadır.
Böylelikle PKK, Türkiye karşıtı propagandanın hem öznesi hem de nesnesi haline gelmiş bulunmaktadır. Berlin, PKK’yı kontrol edilebilir bir güç olarak görse de örgütün zaman zaman çizgi dışına çıkarak Almanya’da ciddi bir iç güvenlik tehdidi haline geldiğini 90’lı yıllarda tecrübe etmiştir ve bugün de benzer bir tehlikeyle karşı karşıyadır.
Son günlerde PKK tarafından Alman sokaklarında estirilmeye başlanan yeni terör ve şiddet dalgası ise Berlin’in örgütü istediği zaman kontrol edebileceği yönündeki nahif yaklaşımının yanlışlığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Ancak Berlin bu kez geçmişte olduğu gibi göstermelik yasaklar ya da örgüt tarafından bile ciddiye alınmayan dönem dönem sertleşen ya da yumuşayan göstermelik polis baskınlarıyla yetinmemeli, terör örgütünün nefes borusu olan sözde STK’larıyla mücadeleyi de içine alan kapsamlı ve etkili bir terörle mücadele stratejisi geliştirmelidir.
Bazı makul Alman siyasilerin dillendirdiği gibi terörle mücadelede terör eylemlerini sonuçlandıktan ve pek çok insanın canı ve malına zarar verdikten sonra değil henüz daha eyleme geçmeden plan aşamasında durdurmak bu noktada atılacak en önemli adımlardan biridir.
Terör ve şiddet propagandası yapmak ve terör eylemlerini övmek de tıpkı bu eylemleri işlemek gibi suç haline getirilmelidir.
PKK’yla bağı Alman iç istihbarat raporlarında kayda geçen ve terör ve şiddet eylem çağrılarını bizzat duyurarak destek veren Nav-Dem gibi sözde STK yapılanmalarının faaliyetlerinin durdurulması bu noktada büyük önem
taşımaktadır.
Almanya, nasıl RAF terör örgütünün sivil toplum örgütü olamazsa öyle de PKK gibi kendi siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için binlerce insanı öldürmekten kaçınmayan bir terör örgütünün STK örgütlenmesinin olamayacağını anlamak zorundadır.
Alman devleti örgütün bu kuruluşlar eliyle Ortadoğu gündemini ve buradaki çatışmaları Alman sokaklarına taşımasına engel olmalıdır.
Berlin’in bir yandan milyonlarca Türk ve Kürt göçmeni temsil eden dernek ve vakıfları marjinalleştirirken her kesimden insanın can güvenliğini tehdit eden terör örgütüne karşı bu müsamahakar tutumu Almanya’nın toplumsal iç dengeleri açısından çeşitli riskler doğurmaktadır.
Ayrıca Berlin’in terör tehdidine karşı Türk kökenli göçmen vatandaşlarını koruma noktasında gösterdiği acziyet bu grupların Alman devletine olan güvenini de ciddi manada sarsmaktadır. Zira Almanya’da Kürt ve Türk kökenli göçmenleri PKK şiddeti ve baskısına karşı koruyabilecek bir mekanizma bulunmamaktadır.
PKK, Almanya için bir iç güvenlik tehdidi olmanın yanı sıra Berlin ile Ankara arasındaki ikili ilişkilere ciddi bir maliyet getirmektedir.
Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde başarıyla yürüttüğü Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla sadece masada
değil sahada da etkin bir güç haline geldiği açıkça göstermiştir. Bu harekatların terör tehlikesi tamamen bertaraf edilinceye kadar genişleyerek devam edeceği göz önüne alındığında Almanya’nın Türkiye-PKK ve Ortadoğu bağlamında yürüttüğü denge siyasetinde revizyona gitmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Türkiye’nin manevralarını takipte ve anlamakta zorlanan terör örgütü PKK da 90’lı yıllarda uyguladığı şiddeti tehdit aracı olarak kullanma stratejisinin işe yarayamacağını artık görmek zorunda kalacaktır. Değişen uluslararası güç dengesinde PKK’yı hala eski dengelerin oluşturduğu dinamiklerle değerlendirmek rasyonel değildir. Zira ne Almanya eski Almanya ne Türkiye eski Türkiye ne de PKK eski PKK’dır.
Almanya öteden beri Türkiye’yi örgütle aynı düzlemde değerlendirerek ciddi bir stratejik hata işlemektedir. Berlin artık “tavşana kaç, tazıya tut” şeklinde yürüttüğü PKK siyasetinden vazgeçmeli ve terör örgütü ile ciddi ve samimi olarak mücadele etme aşamasına geçmelidir.
Nitekim Türkiye, terör örgütlerine karşı sergilediği tavizsiz tutum sayesinde Almanya’yı terör örgütleriyle iş tutma ya da giderek güçlenen NATO partneri Türkiye ile iş birliği arasında bir yol ayrımına zorlamaktadır.
Almanya’nın terör örgütüne karşı takındığı çelişkili tutum Türkiye ve Ortadoğu içinde güçlü, Almanya içinde ise güçsüz bir PKK istediğine dair güçlü işaretler taşımaktadır.
Nitekim geçmişte örgütün şiddet eylemlerinin arttığı dönemlerde bir yandan örgüt yasaklanarak cezalandırılırken diğer yandan da örgütün lider kadrosuyla gizli görüşmeler yapılması adeta örgütle Alman devleti arasında içeride şiddet eyleminde bulunmaması karşılığında Türkiye’deki terör saldırılarına destek sağlamaya yönelik diğer tüm faaliyetlerini rahatça yürütebileceği yönünde gizli bir anlaşma bulunduğu kuşkusunu doğurmaktadır.
Alman devletinin şu ana kadar izlediği PKK siyaseti Berlin’in örgütü hem giderek istikrarsızlaşan Ortadoğu’daki güç arayışları çerçevesinde hem de bölgede ve dünyada giderek etkili bir güç haline gelmeye başlayan Türkiye’ye karşı kullanılabilir bir kart olarak görmekten vazgeçmek istemediğini işaret etmektedir.
Ancak Almanya, ABD’nin sahada yaşayarak gördüğü gerçekleri ve terör örgütüyle iş tutmanın bedelini çok geç olmadan fark ederek NATO partneri Türkiye ile terör örgütü PKK arasında nihai tercihini yapmalıdır.
Berlin’in PKK konusunda bugüne kadar izlediği çelişkilerle malul ve konjonktürel olarak kah Türkiye kah örgüt lehine evrilen denge siyaseti, Atlantik ötesinden esen sert rüzgarların hissedildiği şu günlerde sürdürülebilir görünmemektedir.
 
Zeliha Eliaçık ile ilgili görsel sonucu
                    Zeliha ELİACIK
***
   Zeliha ELİACIK
İlk orta ve lise eğitimini Türkiye’de tamamladıktan sonra Almanya’da Yabancı Öğrenciler için Üniversiteye hazırlık okulu “Studienkolleg”’ten dönem birincisi olarak mezun oldu. Almanya’nın Ruhr Bochum Üniversitesi’nde Oryantalistik ve Siyaset Bilimi bölümlerinden (çift ana dal) mezun olan Zeliha Eliaçık, “İsrail Devletinin Kuruluşundan Günümüze Yemen Yahudilerinin Sosyal ve Hukuki Statüleri” isimli saha çalışmasıyla aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı.
Alman Akademik Değişim Servisi-DAAD burs ve teşvikleriyle Suriye, Yemen ve Ürdün’de beş yıl süreyle alan çalışmalarında ve akademik görevlerde bulundu.
Son olarak Alman-Ürdün Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve kültür işleri sorumlusu olarak çalıştı. SETA İstanbul Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nde göreve başlayan Eliaçık, ağırlıklı olarak Şarkiyat (Oryantalistik), Müslüman ve Avrupa toplumlarında azınlıklar, Almanya’nın dış politikası ve İslam siyaset, Almanya’da radikalleşme, gibi konularda çalışmalar yapmaktadır.

Ataner Yuce

Ataner Yuce

Ataner Yüce, 1947 yılında Mersin'de doğdu ..Kayseri'de İlk, Orta ve Lise tahsilini tamamladıktan sonra Ankara'da üniversite tahsilinden sonra, 1971 yılında TRT Erzurum Haber Müdürlüğü'nde göreve başladı.1973 yılında Ankara TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na atandı. Burada TV Haberleri Müdürlüğü'nde 1984 yılına kadar çalıştı..1984 yılında İstanbul TRT Haber Müdürlüğü'nde 1992 yılına kadar çalıştıktan sonra emekli oldu ve uzun süre özel sektörde çeşitli TV Kanallarında çalıştı.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close