Almanya Ziyareti ‘Yakınlaşma’ Getirdi mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Hristiyan Birlik Partileri ve Sosyal Demokratlardan oluşan “Büyük Koalisyonun” rasyonel gerekçelerle arzu ettiği Almanya ziyareti iki ülke hükümetlerini birbirine yakınlaştırdı.

       Prof. Dr. Kemal İNAT

Türkiye ile Almanya arasında yaşanan krizlerden sonra normalleşme yolunda atılan adımların ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Berlin ve Köln şehirlerine gerçekleştirdiği ziyaret her iki ülke medyası tarafından da büyük ilgiyle takip edildi. Türk medyasında bu ziyaretin Türkiye ile Almanya arasında bir yakınlaşma getireceğine dair haber ve yorumlar ağırlık kazanırken, Alman medyasının büyük bölümü ziyaretin gerçekleşmesinden duyduğu rahatsızlığı açığa vuran yazılara sahne oldu. Alman medyasının bu tutumuna rağmen ziyaretin gerçekleşmiş olması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en üst düzeyde ağırlanmış olması Alman hükümetinin Türkiye ile ilişkilere verdiği önemin açık göstergesi oldu.

Bu gerçekler başlıkta sorduğumuz sorunun cevabına dair işaretler veriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gezisi Almanya ve Türkiye’deki bazı aktörler arasında beklenen yakınlaşmayı getirirken, özellikle Almanya’daki bazı kesimlerin Türkiye’ye yakınlaşmaları sonucunu doğurmadı. Türkiye’deki AK Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan konusunda önyargılara sahip olan bu kesimlerin bu iktidarın terörle mücadeledeki kararlılığı ve bağımsızlıkçı dış politika çizgisi devam ettiği sürece Türkiye’ye yakınlaşmaları da söz konusu olmayacaktır.

Almanya’daki Hristiyan Birlik Partileri ve Sosyal Demokratlardan oluşan “Büyük Koalisyonun” rasyonel gerekçelerle arzu ettiği bu ziyaret iki ülke hükümetlerini birbirine yakınlaştırdı. Zira benzer tehdit ve meydan okumalarla karşı karşıya olan, ekonomi ve Almanya’da yaşayan Türk diasporası üzerinden sıkı bağlara sahip olan Türkiye ve Almanya’nın birbirine yakınlaşması ve aralarındaki ilişkileri riske edecek tavırlardan uzak durması rasyonel olandır. Ancak buna rağmen Alman siyasetinden bazı isimlerin ziyaret sırasında Türkiyeli misafirlerine mesafeli durması medyadaki Türkiye karşıtı havanın baskısının ne kadar etkili olduğunun açık göstergesi oldu. Rasyonel tavır Türkiye ile yakınlaşmak gerektiğini söylüyordu, ancak medyada egemen olan Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı onları mesafeli durmaya zorluyordu.

Müzmin Türkiye ve Erdoğan karşıtları

Almanya’da yaygın olan Erdoğan ve AK Parti karşıtlığının sadece medya çevrelerinde görülmediğinin, siyasetçiler arasında da bu konuda önyargılı kimselerin sayısının az olmadığının altını çizmek gerekir. Özellikle sol spektrumda yer alan partilerde Türkiye’deki halkın tercihleri sonucu demokratik bir şekilde seçilmiş iktidarı kabul etmek konusunda zorlanan isimlerin olduğu biliniyor. Bunların bir kısmı Türkiye kökenli olup, kendi Türkiye tasavvurlarını Alman hükümetinin Ankara’ya baskısıyla hayata geçirmeye çalışan siyasetçilerden oluşuyor. Aralarında PKK sempatizanı olanlar da olduğu düşünüldüğünde, Türkiye tasavvurlarının ülkenin bölünmesine kadar vardığını ifade etmek gerekir.

PKK’yı terör örgütü olarak görmediğini açık bir şekilde söyleyen Alman Federal Meclisi üyesi bir milletvekilinin bu örgütle mücadeleyi iç ve dış politikasının ana hedeflerinden biri haline getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında ne düşünmesi beklenir? Erdoğan’a karşı yıllardan beri yürütülen karalama kampanyasının en ileri saflarında yer alan Türkiye kökenli bu Bundestag üyesi, Cumhurbaşkanının Almanya ziyareti öncesinde de tirajı yüksek Alman gazetelerine röportaj verip bu ziyaretin Türk-Alman ilişkilerinde beklenen yakınlaşmayı getirmesine engel olmaya çalıştı.

Kendi Türkiye gündemlerini Alman iktidarına dayatmaya çalışan bu Türkiye kökenli siyasetçilerin yanında, onlardan ve medyanın Türkiye hakkındaki karalama kampanyalarından etkilenen bazı Alman siyasetçiler de Cumhurbaşkanının ziyareti sırasında eleştirel açıklamalar yaptılar. Ancak bu olumsuzluklara rağmen genel olarak her iki ülkenin liderleri Türkiye ile Almanya’nın birçok konuda işbirliği yapmasının gerekli olduğunun farkında olarak hareket ederek, sorunlardan çok işbirliği alanlarını öne çıkaran bir yaklaşım içerisinde oldular.

Uluslararası ve bölgesel konjonktür işbirliğini zorunlu kılıyor

Rasyonel olarak bakıldığında Almanya’nın Türkiye ile çatışma içerisinde olmasını gerektiren hiçbir rekabet alanı söz konusu değil. Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli nüfus ve ekonomik ilişkilerinin yoğun olması her iki ülkeyi birbirine bağlayan önemli ortak noktalar olarak göze çarpıyor. Ekonomik ilişkilerin yoğun olması Türk-Alman ilişkilerini pozitif etkileyen bir faktör olarak öne çıkarken, Almanya’daki Türk diasporasının iki ülke arasında soruna dönüşmemesi başta Almanya olmak üzere her iki ülkenin tavırlarına bağlıdır. Almanya’nın söz konusu bu Türkiye kökenli insanların haklarına saygılı bir politika izlemesi, bunlar arasındaki Türkiye’deki iktidar karşıtı kesimlerin Berlin’in Türkiye politikasını ipotek altına almalarına izin vermemesi ve Türkiye’nin de bu insanları Alman devletine karşı bir nüfuz aracı olarak kullanmaması diasporanın iki ülke ilişkilerinde bir sorun alanı olmasının önüne geçecektir. Yani iki ülkenin Almanya’daki Türk diasporası konusunda rekabet değil işbirliği yapması hem diasporaya mensup insanlar hem de Almanya ve Türkiye’nin çıkarları açısından en doğru olandır.

İşbirliği yapmaları durumunda hem Almanya hem de Türkiye’nin fayda sağlayacağı bir başka alan ekonomidir. ABD’nin Trump’la birlikte korumacı bir ekonomik politikaya yöneldiği ve gerek Almanya’yı gerekse Türkiye’yi ekonomik yaptırımlarla cezalandırmaya çalıştığı bir dönemde bir ticaret devleti olan Almanya’nın, Amerikan pazarında yaşayacağı kayıpları telafi etmek için kendisine yeni ticaret ortakları aramaktan başka çaresi yok. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. Ekonomik büyümesini sürdürmek için dışarıdan ihtiyaç duyduğu sermayeyi temin etmekte zorlanan ve ABD ile yaşadığı krizler sonucu bu ülke yönetiminin ekonomik saldırılarına maruz kalan Türkiye’nin de en önemli ekonomik ortakları arasında yer alan Almanya ile mevcut ekonomik ilişkilerini koruması ve geliştirmesi son derece önemlidir.

İşte bu rasyonel gerekçelerden hareketle Türkiye ilk adımı atarak Almanya ve diğer Avrupa Birliği ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme ve geliştirme yolunda ilerlemeye çalışıyor. Yukarıda ifade edildiği gibi Alman hükümeti de bu konuda gerekli adımları atmaya hazır görünüyor. Ancak Berlin’deki hükümetin kendi ülkesindeki, Türkiye politikasını rasyonel düzlemden saptırmaya çalışan lobilere karşı sağlam durması iki ülke ilişkilerinin gelişmesi açısından oldukça önem arz ediyor.

İlişkiler karşılıklı saygı temelinde gelişebilir

Türkiye ile Almanya arasındaki işbirliğini zorunlu kılan nedenlerden biri de bölgesel çatışmalardan kaynaklanan mülteci sorununun çözülmesidir. Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da yaşanan çatışmaların yol açtığı büyük mülteci dalgasının her iki ülke için de ciddi sorunlara yol açtığı biliniyor. Türkiye, bir anda dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkesi konumuna gelirken, 2015 yılında yaşadığı mülteci akını nedeniyle aşırı sağcı ve mülteci karşıtı siyasal hareketlerin giderek etkinliğini artırdığı Almanya’da merkez partileri hızla eridiler. İktidarını korumak için mülteci sorununun çözümü konusunda Türkiye ile yakın işbirliğine ihtiyaç duyan Başbakan Merkel’in 2016 yılında Türkiye ile imzaladığı mülteci anlaşması koalisyon ortakları Hıristiyan Birlik Partileri ile Sosyal Demokratları bir süreliğine rahatlattı. Ancak mülteci ve yabancı karşıtı söylemlerle giderek oyunu artıran aşırı sağcı AfD’nin yükselişi, mülteci meselesinin bundan sonraki dönemde de Almanya’nın en büyük sorunlarından biri olacağını gösteriyor. Almanya Başbakanı Merkel’in de bu sorunu çözmek için Türkiye’nin desteğine daha fazla ihtiyaç duyduğunu biliyor. Ancak Türkiye’nin mülteci meselesinde verdiği güçlü desteğe rağmen Almanya ve diğer AB ülkeleri, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin canlandırılması ve Türk vatandaşlarına vize muafiyeti getirilmesi konularındaki taahhütlerini yerine getirmediler ve mülteciler için vermeyi taahhüt ettikleri finansal desteğin ise sadece bir kısmını gönderdiler.

Enerji konusu da Türkiye ile Almanya arasında işbirliğini gerekli kılan alanlardan birini oluşturuyor. Her iki ülkenin de doğalgaz ithalatı konusunda Rusya’ya ciddi bir bağımlılığı söz konusu ve bu bağımlılığı azaltma konusunda gündeme gelen ülkelerden biri olan İran, Amerikan Başkanı Trump’ın yeni yaptırımları nedeniyle ortak sorun alanlarından biri haline geldi. Almanya’nın Rusya’dan Baltık Denizi rotasıyla doğalgaz almak için inşa etmeye çalıştığı Kuzey Akım-2’ye şiddetle karşı çıkan ABD, İran gazının da Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasına karşı çıkıyor. Washington’un Rusya ve İran konusundaki bu keyfi tavrını kendi çıkarları için tehdit olarak gören Almanya ve Türkiye’nin bu baskı ve yaptırımlarına karşı ortak hareket etmesi her iki ülkenin çıkarları açısından en doğrusu olacaktır.

Türk-Alman ilişkilerinin her iki ülkenin çıkarları doğrultusunda geliştirilebilmesi için Alman hükümetinin Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki negatif tutumundan vazgeçmesi, Türkiye’nin içişlerine müdahale anlamına gelen söylemlerine son vermesi ve Türkiye’yi gerek ekonomik gerekse siyasi ve güvenlik alanlarında önemli bir ortak olarak kabul ederek Ankara ile karşılıklı egemenliğe saygı temelli bir ilişki geliştirmeye hazır olması gerekiyor.

Prof. Dr. Kemal İNAT

Prof. Dr. Kemal İNAT

kinat@sakarya.edu.tr Twitter Kemal İnat Araştırmacı, Avrupa Araştırmaları, İstanbul Lisans eğitimini 1992 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamlayan Kemal İnat, doktorasını 2000 yılında Almanya’nın Siegen Üniversitesi’nde “21. Yüzyılın Başında Türkiye’nin Ortadoğu Politikası” başlıklı teziyle tamamladı. 2005 yılından beri yayımlanmakta olan Ortadoğu Yıllığı ve SETA tarafından 2009’dan beri yayımlanan Türk Dış Politikası Yıllığı isimli çalışmaların editörleri arasında yer alan İnat’ın, Dünya Çatışmaları, Blaetter für deutsche und international Politik, Bilgi, Demokrasi Platformu gibi birçok ulusal ve uluslararası kitapta ve hakemli dergide makaleleri yayımlandı. Halen Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde profesör olarak Ortadoğu çalışmaları, Türk dış politikası ve uluslararası çatışmalar alanlarında dersler veren İnat, aynı üniversitenin Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nin de müdürlüğünü yürütmektedir.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close