“Alman Gençlik Daireleri”ne ağır eleştiriler

TÜHA HABER / SETA İstanbul Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nde Araştırmacı olarak görev yapan Zeliha Eliaçık ve Tuba Sarıaltın, ‘Alman Gençlik Dairesi Tarafından Koruma Altına Alınan Türk Kökenli Çocuklar’ konusunda hazırlanan bu rapor, “Alman Gençlik Daireleri” (Jugendamt) ve Türk kökenli aileler ve göçmen çocuklar arasında yaşanan sorunları ele alıyor.

“Gençlik Dairesine yönelik getirilen en ağır eleştirilerden birisi de kurumun çoğu zaman çok basit nedenlerle çocukları koruma altına alma ve aileden ayırma yoluna gitmesidir” denilen raporda, Kurumla ilgili bu yöndeki şikayetler AP Dilekçe Komisyon raporlarına da konu olduğu ifade ediliyor.

Rapora göre, Alman ve Türk basınına yansıyan Türk kökenli çocuklara el konulma vakaları ve bunlara yönelik iddialar üzerine TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun 2013’te Belçika, Almanya ve Hollanda’daki Gençlik Dairelerinin Türk kökenli çocuklara yönelik uygulamalarını ele alan kapsamlı bir rapor hazırladığını belirtiliyor.

Diğer ülkelerin çocuk koruma sistemlerinde olduğu gibi Almanya’da da rehberlik ve danışmanlık hizmeti alımında Türk kökenli göçmen ailelerin oranının oldukça düşük olmasına karşın kriz ve acil yardım vakalarında karşılaşılan Türk kökenli çocuk oranının ise oldukça yüksek olduğunu anlatılan raporda, diğer Batı Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında koruyucu ve destekleyici rehberlik hizmetlerine çok büyük yatırım yapmasına rağmen Almanya’da bakım ve koruma altına alınan çocuk sayısının yüksekliğinin şaşırtıcı bulunduğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre, Türk aileler ile Gençlik Dairesi arasında yaşanan sorunlar çok yönlü olmakla birlikte bu sorunlar el konma ile Türk ve Müslüman olmayan koruyucu ailelere verme suretleriyle çocuğun kültürel/dini kimliğini ve dilini kaybetme vb. iddialar etrafında yoğunlaşıyor.

“Gençlik Dairesinin Alman kökenli ailelerle dahi sorun yaşamasına neden olan kurumsal işleyişi ve yasal düzenlemelere ek olarak Türk ailelerdeki “göçmenlik” hikayesi sorunları daha karmaşık bir hale geliyor” denilen rapora göre, bu nedenle Türk aileler ile Gençlik Dairesi arasında yaşanan sorunlar daha kapsamlı
bir çerçevede değerlendirilmeli ve göç siyaseti bağlamında ele alınmalı.

Raporda ayrıca, bu çerçevede Türk veya Müslüman kökenli tüm göçmenlerin Almanya’da karşılaştıkları yapısal ayrımcılığın yanı sıra Alman medya ve siyasetinde giderek yaygınlık kazanan İslamofobik söylemlerin ailelerin Alman kurumlarına karşı genel bir ön yargı ile hareket etmelerine ve güvensiz bir tutum takınmalarına neden olduğuna dikkat çekiliyor.
Bunun yanı sıra Gençlik Dairesinin görev alanını oluşturan ve korumakla yükümlü bulunduğu “çocuğun yüksek yararı ve selameti” kavramının muğlaklığı ve kültürel farklılıkların ailelerin aleyhine olacak şekilde yorumlanmasıysa uygulamada ciddi aksaklıkların yaşanmasını netice verdiği anlatılan raporda,  bunun yanı sıra “baskı”, “şiddet” ve “özgürlüğün kısıtlanması” gibi ebeveyn ve çocuk ilişkilerine devlet müdahalesini meşru kılan kriterlerin de sadece Alman kültürü üzerinden değerlendirilmesinin çocukları ve aileleri zor durumda bırakan yanlış anlamalara yol açtığı kaydediliyor.
Gençlik Dairelerine yönelik çok hızlı ve basit gerekçelerle çocuklara el konulduğu yönündeki yargı kurumun çocuklara el koymadan ve ailelere yönelik karmaşık hukuki süreçleri başlatmadan önce ihbarları teyit ve teftiş mekanizmalarının zayıflığından kaynaklandığını ifade edilen rapora göre, Özellikle çocuklar tarafından yapılan ağır ihbarlara yönelik ciddi bir onay mekanizması işletilmeden sadece çocuğun beyanı esas alınarak harekete geçilmesi aileleri ve çocukları zor durumda bırakıyor.
Raporda, “Türk kökenli aileler ve Gençlik Dairesi arasında yaşanan sorunların bir diğer nedeni de koruyucu aile ve çocuk eşleştirmelerinde –yasalar öngörmesine rağmen uygulamada– kültürel ve dini farklılıkların göz önünde bulundurulmamasıdır” deniliyor, ancak ideal durumda Alman kurumları gerekli hassasiyeti gösterseler bile Türk koruyucu aile sayısının oldukça yetersiz olmasının çocukların farklı kültürel kimliğe sahip koruyucu ailelere verilmesi sorununun çözümünü güçleştirdiği ifade ediliyor.
Rapora göre, Türk kökenli göçmen ailelerin Gençlik Dairesinin genel işlevlerinin yanı sıra koruyucu aile olma kriterlerine yönelik yanlış bir algıya sahip olduklarının anlaşıldığı belirtiliyor ve bunun yanı sıra kültürel, sosyoekonomik ve dini bazı sebeplerle Türk ailelerin koruyucu aile olma noktasında bazı çekinceleri olduğu görülüyor.
Bu çekincelerin giderilmesine yönelik halihazırda cami cemaatleri, Türk sivil toplum kuruluşları (STK) ve Türk temsilciliklerine bağlı ataşelikler eliyle çeşitli aydınlatma ve bilgilendirme faaliyetleri yürütüldüğüne dikkat çekilen raporda, Almanya’da çocukların bakım ve koruma altında kalma sürelerinin uzunluğu ve ailelerden çok yurt ve bakımevlerine yerleştirilme oranlarının yüksekliği göz önünde bulundurulduğunda koruyucu aile sorununun yanı sıra yurtlara ve burada kalan Türk çocukların durumlarını incelemeye yönelik ciddi bir çalışma yapılması gerektiğinin açık, ancak Gençlik Dairesi ve el konulan Türk çocukları meselesinde gerek literatürde gerekse uygulamada koruyucu ailelik ön plana çıkarılırken çocukların büyük kısmının yaşadığı yurtlardaki şartlar ve bunlara yönelik alınması gereken tedbirler tartışma konusu yapılmadığı kaydedildi.
“Çocuklarına el konulan aileler bu durumu Türk temsilciliklere bildirdikleri takdirde bu vakaların takibi ve hukuki danışmanlık mekanizmaları devreye sokulabilmektedir” denilen rapora göre, Aksi takdirde çocukların çifte vatandaşlığa sahip oldukları durumlarda Gençlik Dairesinin Türk dış temsilciliklerini bilgilendirme zarureti bulunmuyor.
Raporda, bu durumlarda konsolosluk veya elçilik yetkilileri el konulan Türk çocukların varlığından ancak ailelerin kendilerine başvuruda bulundukları takdirde haberdar olduğu hatırlatılıyor. “Yasalarda belirtilen esas hedef anne-babaların herhangi bir nedenle yetersiz kalmaları nedeniyle çocukların yüksek yarar ve selametini korumak ve sağlıklı bir aile ortamında gelişimlerini tamamlamaları için önlem almaktır” deniliyor.
Ebeveynlerin yetersiz kaldığı durumlarda geçici süreyle aileden uzaklaştırılarak koruyucu ailelerde ya da yurtlarda koruma altına alınan çocukların aileleriyle yeniden birleştirilmesi ise öncelikli hedef olduğu vurgulan rapora göre,  bu nedenle Gençlik Dairesi, Türk temsilcilikleri ve STK’ları ile çocuklarına el konulan aileler arasında sağlıklı bir ilişki ve iş birliğinin tesis edilmesinin elzem olduğu anlatılıyor.
Bu rapor kapsamında yapılan incelemeler, Gençlik Daireleri ve el konulan Türk çocuklara dair oldukça az sayıda bilimsel/istatistiki veri ve çalışma bulunduğunu gösteriyor. Özellikle el konulan, koruyucu aileye
verilen, yurtlara yerleştirilen çocukların yaşadıkları süreçlere yönelik çalışmalar yok denecek kadar az sayıda ve sınırlı mahiyette. Meselenin tüm yönleriyle değerlendirilebilmesi için sağlam verilere ve konuyu farklı açılardan ele alan çalışmalara ihtiyaç var.

Tuba Nur TÜRKELİ & Almanya

[TÜHA Haber Ajansı, 14 Ocak 2020]

Seksenler_2019 banner

Şerife YÜCE YAVAŞOĞLU

Şerife YÜCE YAVAŞOĞLU

Şerife YÜCE, İzmit doğumlu olup, İlk, orta ve liseyi İzmit'te tamamladı.. Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Uzun yıllar İstanbul ve Kocaeli'nde öğretmenlik yaptı. 2008 yılında emekli oldu. TÜHA Eğitim & Yurt Dışı Danışmalık Şirketini kurdu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nde bir süre eğitim işlerini yürüttü. Diksiyon ve Güzel Konuşma eğitimleri verdi. (TÜHA) Türkuaz Uluslararası Haber Ajansı'nda Genel Yayın Yönetmeni. Halen küçük hikayeler. haber ve köşe yazıları yazıyor. Evli ve bir çocuk annesi.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close