Alman Gençlik Daireleri’nde çocuk sayısı artıyor

TÜHA HABER / SETA İstanbul Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nde Araştırmacı olarak görev yapan Zeliha Eliaçık ve Tuba Sarıaltın, ‘Alman Gençlik Dairesi Tarafından Koruma Altına Alınan Türk Kökenli Çocuklar’ konusunda hazırlanan bu rapor, “Alman Gençlik Daireleri” (Jugendamt) ve Türk kökenli aileler ve göçmen çocuklar arasında yaşanan sorunları ele alıyor.

Söz konusu raporun özetinde; Gençlik Dairelerince himaye altına alınan Türk ve Müslüman göçmen çocukların sayısı gün geçtikçe arttığı belirtiliyor.
2015’ten itibaren Suriye iç savaşından kaçan ebeveynsiz küçük yaştaki çocukların ve gençlerin Almanya’ya girişleri ve bunların Gençlik Dairesince himaye atına alınmalarıyla birlikte koruma altındaki göçmen çocukların sayısında adeta bir patlama yaşandığı ifade edilen raporda,  2013’te Almanya’ya ebeveynsiz giren mülteci çocuk sayısı yaklaşık 6 bin civarındayken bu rakam 2015 itibarıyla 40 bine ulaştı.
Rapora göre, Almanya’da yaşayan göçmen çocukların büyük kısmının çifte vatandaşlığının olduğu ve istatistiklere Alman olarak kaydedildiği düşünüldüğünde eldeki rakamların Gençlik Daireleri tarafından koruma altına alınan veya koruyucu bir aileye verilen göçmen çocukların sayısını tam olarak yansıtmadığı söylenebilir.
Gençlik Dairesi yirminci yüzyılın ilk yarısında yetim çocukların bakımı, himayesi ve topluma entegrasyonu amacıyla kurulmuş ancak zaman içerisinde çok sayıda yapısal ve işlevsel değişikliğe uğradı.
Raporda, Nasyonal Sosyalizm döneminde “Hitler Gençlik Teşkilatı”na (Hitlerjugend) bağlanan kurum ailelere, çocuklara ve gençlere yönelik bir hizmet ve sosyal yardım kuruluşu olmaktan çıkmış ve gençlerin genetik mirasının korunması, ırk, beden sağlığı ve iş verimliliğinin artırılması gibi hedeflere odaklandığına dikkat çekiliyor.
Etnik ve genetik olarak değersiz ve zayıf ” çocuk/gençlere yönelik hem koruyucu hem de destekleyici sosyal yardım ve rehberlik hizmetleriyse diğer hayır derneklerine bırakıldığı hatırlatınan rapor göre, Gençlik Daireleri bu dönemde çocukların ve gençlerin “ari ırk”a uygunluklarının test edildiği ve bu ırka ait olmayanların “rehabilite” edildiği yapılar haline geldi.
Rapor, bu dönemde sayıları farklı kaynaklara göre 50-200 bin arasında değişen çocuğun kimliklerinin değiştirilerek “arileştirildikleri” biliniyor. Gençlik Daireleri 1970’lere kadar bir denetim ve kontrol mekanizması olarak hizmet verirken bu tarihten sonra koruyucu danışma ve rehberlik hizmetleri veren bir kuruma dönüştürüldüğü belirtiliyor.
1991’de şu anki adını alan Gençlik Dairelerinin ana hedefi çocukların sağlıklı bir aile ortamında yetişmelerini destekleyici rehberlik ve danışmanlık hizmeti sunmak ve çocuğun yüksek yararı ve refahının korunmasını sağlıyor.
Gençlik Dairesi bu hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik destekleyici/önleyici ve zorlayıcı/müdahale edici birtakım önlemler geliştirdiği anlatılan raporda, Çocuğun ailenin yanında yüksek yararı ve refahını sağlayamadığına karar verilen durumlarda bu önlemler devreye sokulabilindiği antalıyor.
Raporda göre, Gençlik Dairelerinin çocuğun yüksek yararı ve refahının tehlikede olduğu durumlarda devreye girmesi bu kuruma yapılan ihbarlar vasıtasıyla gerçekleşiyor ve bu ihbarlar öğretmen, doktor, polis, komşu ve çocuğun ilişkili bulunduğu çevreden kişilerce yapılacağı gibi bizzat çocuk tarafından da yapılabiliniyor.
Anne babanın ebeveynlik görevlerini yerine getirmede ihmalkar davrandığı durumlar ve bu konudaki şikayetler “hafif ihbar” kategorisinde değerlendirilirken istismar, taciz, şiddet vb. vakalar ise “ağır/acil ihbar” olarak işlem gördüğü ifade edilen raporda, bu tür ihbarlara konu olan şikayetlerin ailenin aktif olarak çocuğa ruhsal ve fiziki zarar verdiği durumlarda söz konusu olduğu açıklanıyor.
Rapora göre, Hafif ihbarlarda anne-babaya ve çocuğa yönelik destekleyici danışmanlık hizmetleri devreye sokularak sorunlar giderilmeye çalışıldığı kaydediliyor ve Çocuğun yüksek yararı ve selametinin ciddi tehlike altında olduğu ağır ve acil ihbar durumlarında ise Gençlik Dairelerinin dava ve mahkeme süreçlerini atlayarak çocuğu söz konusu aile ortamından uzaklaştırma ve koruma altına alma yetkisi bulunuyor.
Bu durumlarda aileler çocukların iadesi için mahkemeye başvurdukları takdirde yirmi dört saat içinde soruşturma açılmasının zaruri olduğuna  dikkatçekilen raporda, Çocukların ve gençlerin velayetini alan Gençlik Dairesi ardından çocuğun selameti ve yüksek yararını korumak adına çocuğun nerede yaşaması gerektiğine dair karar veriliyor, bu gibi durumlarda her ne kadar aile çocuk bakımı ve eğitimi konusunda yetersiz olarak tanımlanmış olsa da çocuğun velayeti Gençlik Dairesinde tutularak ebeveynlerin belirlenen şartlara uyma koşuluyla çocuğun denetim altında ailesinin yanında kalmasına karar verilebiliyor.
“Ancak eğer aile iş birliğinin devamına olumsuz cevap veriyor, şartları yine karşılayamıyor ve tespit edilen sorunların giderilmesine yönelik hiçbir katkıda bulunmuyorsa çocuğun bakımevi, yurt ya da koruyucu aile yanına yerleştirilmesi yönünde karar verilebilmektedi” denilen raporda,  “Çocuğun aileden uzaklaştırılma süresi koruma altına alınma sebebine bağlı olarak değişebilmektedir. Ancak ağır ihbar vakalarında çocuğun velayetinin süresiz olarak Gençlik Dairesine verilmesi mümkündür. Böylelikle şiddet ve istismar gibi durumlarda çocuklar süresi belirsiz olarak aileden uzaklaştırılarak –on dört yaş altı çocuklar da dahil olmak üzere– öncelikle yurt ya da bakımevlerine yerleştiriliyor” ifadesine yer veriliyor.
Acil veya ağır ihbar veya çocuğun kendisinin bu taleple başvuruda bulunduğu durumlarda Gençlik Dairesinin herhangi bir soruşturma yürütmeden ve aileyle iletişime geçmeden de çocuğa el koyma yetkisi bulunduğu kaydediler raporda,  Çocuğa yüksek yararı gereği bir an evvel bulunduğu “tehlikeli” durumdan kurtarılması için müdahalede bulunularak el konulması bir yetkiden ziyade Gençlik Dairesi çalışanlarınca uygulanması gereken yasal bir yükümlülük ve görevi olduğu, Özellikle şiddet ve istismar gibi durumlarda çocuğun okul ya da kreş çıkışı Sosyal Hizmetler yetkilileri tarafından koruma altına alınabildiğine vurgu yapılıyor.
Rapora göre, bizzat çocuk tarafından yapılan ihbarlarda çocuğun beyanı esas alınarak teyit sürecine ihtiyaç görülmeksizin değerlendiriliyor ve aktif müdahalede bulunulabiliniyor. Çocuğa el koyma vakalarında ailenin duruma razı olmaması, itiraz etmesi ve soruşturulmasını talep etmesi halinde ise dava süreci yirmi dört saat içinde başlatılmak zorunda.
Gençlik Dairesine yasalarca tanınan bu geniş yetkinin –ihbarlarda delil aranmaması ve kontrol edilmeksizin işleme alınma zorunluluğu düşünüldüğünde–keyfi uygulamalara yol açabileceğinin açık olduğu belirtilen raporda, bunun yanı sıra ihbarları değerlendirme süreçlerinde çeşitli faktörlere bağlı olarak çocuğun yüksek yarar ve refahının korunması amaçlanmasına rağmen tam tersi sonuçlar doğurabilecek kararlar da alınabildiğine dikkat çekiliyor.
Raporda, Aileler ile Gençlik Dairesi arasında yaşanan en büyük sorun bu kurumun “çocuğa el koyma” ve çocuğun bundan sonra geçirdiği koruyucu aile veya yurtlara yerleştirilme veya evlatlık olarak verilme süreçleriyle ilgili olarak yaşandığına vurgu yapılıyor.
“Sadece Türk aileleri değil Alman ve farklı kökenlerden göçmen aileler ile Gençlik Dairesi arasında ciddi bir güven sorunu yaşandığı anlaşılmaktadır” denilen rapora göre. Gençlik Dairesinin Alman medyasında ve kamuoyunda uzman bir kurumdan ziyade sıklıkla “çocuk çalma” (kinderklau) iddialarıyla gündeme gelmesi de bu kuruma yönelik olumsuz imajı gözler önüne seriyor.
Raporda, burada öncelikli olarak daire çalışanlarının yasaların kendilerine yüklediği ağır sorumluluk neticesinde çocuğun ileride yaşayabileceği kötü durumlardan sorumlu tutulmamak ve “mesleki ihmal” suçlamasına maruz kalmamak için en ufak bir şüphede dahi “el koyma” gibi en son başvurulacak yöntemlere en başta başvurdukları görüldüğü belirtiliyor.

Tuba Nur TÜRKELİ & Almanya

[TÜHA Haber Ajansı, 13 Ocak 2020]

Seksenler_2019 banner

 

Şerife YÜCE YAVAŞOĞLU

Şerife YÜCE YAVAŞOĞLU

Şerife YÜCE, İzmit doğumlu olup, İlk, orta ve liseyi İzmit'te tamamladı.. Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Uzun yıllar İstanbul ve Kocaeli'nde öğretmenlik yaptı. 2008 yılında emekli oldu. TÜHA Eğitim & Yurt Dışı Danışmalık Şirketini kurdu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nde bir süre eğitim işlerini yürüttü. Diksiyon ve Güzel Konuşma eğitimleri verdi. (TÜHA) Türkuaz Uluslararası Haber Ajansı'nda Genel Yayın Yönetmeni. Halen küçük hikayeler. haber ve köşe yazıları yazıyor. Evli ve bir çocuk annesi.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close